• $7,5354
  • €9,1058
  • 444.89
  • 1513.22
30 Temmuz 2012 Pazartesi

Olağanüstülükten 'normale' dönüş

Başbakan Erdoğan'ın 'memlekete' borcu var. Kendine de... Yazının en sonuna saklıyorum.
Önce siyasal süreç analizi...
Sandığa 'ipotek' konulmaz ama bu millet onu Cumhurbaşkanı seçer. Aksi, 'siyasetin doğasına' aykırı olur.
Allah var, çok çalıştı.
Büyük hizmetleri de oldu, 'küresel bunalım çağında' ekonomik krize yakalanmadıysak, bu bile yeter.
Elbette yanlışları ve hataları da oldu.
Daha kucaklayıcı yönetim ve söylem sergileyebilseydi hem yaptığı hizmetler fazla fazla takdir toplardı hem de sempatisi yukarılarda olurdu. Ama bilançosundaki artılar çok daha fazladır.
Eylülde partisinin kurultayında son kez genel başkan olacak. Onuncu yılında...
Şimdiden partisini 'post Erdoğan (Erdoğan sonrası)'na hazırlıyor.
Ülkenin de böyle bir sürece ihtiyacı var.
Belli ki Erdoğan, Köşk'e çıkınca da 'güçlü aktör' olmayı kafasına koymuş. Başbakan Yardımcısı Bozdağ'ın 'halkoyuyla cumhurbaşkanı seçilince fiilen yarı başkanlık sistemi başlayacak' sözlerinin anlamı budur.
Zaten, Erdoğan'ın karakteri ve liderliği Köşk'te sembolik kalmaya izin vermez.
Diğer öngörüm de Gül'ün partinin başına geçeceğidir. Aksi halde partideki aşınma ve zayıflamayı başka hiç kimse önleyemez.
Ama Erdoğan, Numan Kurtulmuş'la başlayan ve süreceği anlaşılan 'sağ cenahta safları sıklaştıralım, açıkta kimse kalmasın' hamlesiyle kolektif egemenlik dönemine geçiyor.
Bunun başlangıcı da gizli bir Erdoğan-Gül zirvesiyle olacaktır.
Çalışma Bakanı Faruk Çelik'in dünkü sözleri de çok yerinde saptamalarla doluydu:
'Sayın Başbakan, genel başkanlık konusunda da olması gerekeni yapar, nefsi ve keyfi bir karar almaz. Kendisi aday olursa Sayın Gül'ün aday olacağını sanmıyorum. Geçmişte olduğu gibi oturur konuşurlar.'
Evet, siyasetin AK Parti saflarında akışı bu yönde olacak.

CHP'YE AK PARTİ MODELİ UYAR MI?
Bana kalırsa CHP ve Kılıçdaroğlu için de 'adil rekabet koşulları' işte bu noktada başlayacak. Politik dengeler Erdoğan Köşk'e çıkmadan radikal değişime uğramayacak gibi.
Kılıçdaroğlu'nun potansiyel şansını Andrew Finkel, New York Times'ta şöyle yazmış:
'Kılıçdaroğlu çok farklı bir insan, AK Parti'den ders alabilir. AK Parti iktidara gelebilmek için bir dönüşümden geçti. 2001'de İslamcı, Batı karşıtı hareketin kalıntıları üzerine kuruldu. Başarısını ise AB üyeliğinde ve IMF programlarını uygulayarak elde etti. Son dönemde Erdoğan bu eksenden uzaklaştı. Yeni CHP bu eğilimden faydalanabilir.'
Bu da muhalefet cephesine perspektif olabilir. İktidar-muhalefet hattındaki rekabete de zemin demektir. 'Erdoğan'ın borcu' bahsi de buradan açılıyor.
Gerek AKP içinde, gerekse iktidar-muhalefet arasındaki rekabet 'özgürlükçülük' temelinde olmalı. Daha fazla özgürlük...
Demokrasi yarışı, 'daha fazla demokrasi'...
Reformculuk, kökten değişim...
Bireyin üstünlüğü, 'kişi hak ve özgürlükleri' yarışı.
Erdoğan'ın borcu budur. 'Tarihin en güçlü hükümetinin, en güçlü liderinin' ülkesine borcu.
Nasılsa Cumhurbaşkanı olacak, çok güçlü bir demokrasi rüzgarı estirsin.
3 Kasım sonrası, Kopenhag öncesi gibi.
Türkiye artık olağanüstü dönem algısından kurtuldu. Normale dönmek gerek. Aksi halde 'Orta demokrasi tuzağı'na yakalanacağız.
On yıl öncesine göre çok yol kat ettiğimiz muhakkak. Ama gidilecek on yıllık mesafe için bir adım bile atamıyor hale düştük, patinaj yapıyoruz.
Fırsat kapıda, eylülde parti kongresi, ekimde Meclis'in açılışı... Erdoğan'ın son kez vekil ve genel başkan oluşu. Çok güçlü bir demokrasi ve özgürlük dalgası estirebilir. Ben iyimserim.

<p>Türk savunma sanayisi şirketi HAVELSAN kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer risklerin tespi

İHA'lara 'milli' dokunuş: Kimyasal riskleri de tespit edecek

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Rıdvan Dilmen: Beşiktaş şampiyonluğa inanmış

Fenerbahçe'nin ardından Galatasaray... Beşiktaş'ta yüzler gülüyor