• $8,5052
  • €10,2797
  • 499.315
  • 1441.33
21 Mart 2011 Pazartesi

Başbakan mutsuz ve endişeli

CİDDE

Başbakan Tayyip Erdoğan, Libya'da iç çatışmalarla başlayan ve uluslararası hale gelen savaşın en sıcak anlarını son derece 'manidar' bir şekilde Suudi Arabistan'da öğrendi.
Ortadoğu'da 'domino etkisiyle' hemen bütün ülkeleri az ya da çok etkileyen 'demokrasi isyanları dalgası' Libya'da yepyeni bir boyut kazandı. Uluslararası sistem artık istemediği tüm yönetimleri, biraz iç karışıklık çıkartarak işbaşından uzaklaştırabilir, 'yeni gerçeklik' budur. Kaddafi gibi bir diktatörün gidecek olmasına sevinirken, konunun bu vahim boyutunu da biraz düşünmeli.
Kendisi de diken üstünde duran bir ülke Suudi Arabistan. Yönetim çok tedirgin. Erdoğan'ın tek bir cümlesi derin endişeler yaratabiliyor. O kaygıları gidermek için Prens Saud El Faysal 'acil koduyla' iki gün önce Ankara'ya geldi. Oysa Başbakan sadece bir gün sonra Cidde'ye gidecekti. Bekleyemediler, Ortadoğu'da bırakın günlerin, saatlerin bile önemli olduğu günlerdeyiz.

KERBELA TRAVMASININ TEDAVİSİ
Kerbela benzetmesinden bahsediyorum. Erdoğan grup konuşmasında söylemişti. Şiiler ciddi rahatsız olmuşlar, anlaşılabilir, 'tarihsel travma' söz konusu. Şiilere yakın bazı kanallar ve gazeteler kasıtlı olarak çarpıtarak haberi sununca 'istenmeyen anlamlar' çıkarılmış.
Cumartesi yazımda var, Suudi yönetimi, ülke nüfusunun yüzde yirmisini oluşturan Şiilerin tepkisinden çekiniyor. İran ise Arabistan'daki Şia nüfusu üzerinde
gizli-açık kışkırtıcılık yapıyor. Erdoğan, Prens'e de anlattı, sonrasında gazetecilere de, dün Suudi Arabistan'da tüm temaslarında da... 'Kardeş kanı dökülmesin vurgusuydu verdiğim mesaj' dedi her fırsatta.

NE LİBYA'NIN DİKTASI NE BATI'NIN ÇIKARI
Başbakan Erdoğan, cumartesi akşamı Cidde Ekonomik Forumu'nun açılış konuşmasını, onur konuğu olarak yaptı. Gözler üzerindeydi, acaba ne diyecekti. Salon tıklım tıklım doluydu. Kısa konuştu, mesajlarını ertesi gün vereceğini söyledi. O sırada Libya'da bombalamalar yeni başlamıştı. Erdoğan'ın kurmayları bir yandan gelişmeleri takip edip Başbakan'a bilgi veriyor, diğer yandan istişare halinde konuşma metnini hazırlıyorlardı.
Erdoğan'ın hissiyatını şöyle özetleyebilirim:
'Libya'daki olup bitenden ciddi rahatsız. Mutsuz ve endişeli. Kaddafi'nin gidecek olmasına kesin gözüyle bakıyor ve bundan memnun. Halk iradesinin bu yönde şekillendiğini görüyor. İlk andan itibaren Kaddafi'ye ve oğluna çekilmesi gerektiğini telkin etti. İstenmeyen bir noktaya gelindi, kan döküldü, Kaddafi kötü bir kriz yönetimi uyguladı, kendi halkıyla karşı karşıya geldi. Madalyonun öbür yüzünde de Batı'nın çifte standartlı ve çıkar odaklı operasyonlarının tepki yaratma ihtimali bulunuyor. Demokratikleşmenin tam tersi yönde rüzgarlar esebilir.'
Hisleri böyle olan Başbakan'ın zihni 'Bu operasyon diğer ülkeler için nasıl bir kapı açıyor' sorusuyla meşgul.

KADDAFİ SONRASI LİBYA'NIN DİZAYNI
Suudi yönetimi Erdoğan'ın bu kritik tarihli ziyaretinden çok memnun. Başbakan Ortadoğu'da, özellikle Arap halkları üzerinde olağanüstü bir etki gücüne sahip 'görünerek' bile bir mesaj vermiş oldu.
Arabistan'daki her dakikası, gittiği her yerdeki popülaritesi bölgesel lider imajını göz önüne seriyordu. Bu bir gerçek. Irak savaşındaki tutumu, İsrail'le ilişkilerdeki tercihleri ve Filistin'e-Gazze'ye dönük duyarlılığı onu buralarda sokağın sevgilisi haline getirmiş.
Tam Erdoğan'ın ziyareti sırasında kral ailesi çok akıllıca bir manevra da yaptı, işsizlere yardım, çalışanlara zam, borçlulara af getirdi. İki gündür halk sokaklarda, ellerinde bayraklar kutlama yapıyor. Aşamalı bir sistem düzeltmesi ve kısmi demokratikleşme adımları da atmayı planlıyorlar.

Senin diktatörün kötü benimki iyi
Şİmdİ asıl mesele 'post Kaddafi Libya'sı'nın dizaynında. Ankara, Batı'nın işgalci olmasını istemiyor. Ateşkesin hızla sağlanması ve ardından Libya halkının kendini yönetmesinin yolu bulunmalı. Libya'da olanlar bir zincirin halkaları, bu doğru. Ne var ki bu kez Mısır'dan da Tunus'tan da farklı bir durum söz konusu.
Artık hiçbir yönetim huzurlu olamaz. Irak'a da 'özgürlük getiriyoruz' denilerek girilmişti. Bedeli Irak için çok ağır oldu. Niyetlerin ne olduğu anlaşıldı.
Libya gerçekten demokrasiye geçmeli. Küresel sistemin derdinin 'diktatörler mi diktatörlükler mi' olduğu Libya'da belli olacak. Sorun, kimin diktatör olması değil, demokratik düzenin kurulması. Diktatör gitti, yaşasın yeni diktatör açmazına izin verilmemeli. Ankara bunun takipçisi olmalı. Soru ve sorun Libya'yla sınırlı değil.
Türkiye'nin ve özellikle Başbakan'ın pozisyonu zor. Bir tarafta 'değişim', 'reform', 'halk iradesi' ve 'demokrasi' diyeceğiz, sokağın sesini dinleyeceğiz, diğer tarafta 'sıfır sorun', 'vizesiz Ortadoğu' ve 'ikili sıcak ilişkiler'... Şimdilik bulduğumuz formül, 'değişimin liderliği'... Bunu da mevcut yönetimlerin üstlenmesi, geçiş sürecini kademeli biçimde demokrasiye yönlendirmesi... Sonuç; özetle Erdoğan mutsuz ama umutsuz değil. İşi zor.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı