• $7,4087
  • €8,967
  • 445.123
  • 1569.35
22 Ekim 2012 Pazartesi

Acımasız toplum

Cezaevindeki askerlerin çocuklarının yaşadığı dramları sık duyuyorum bu ara. Çoğu işini kaybetmiş. Evlerinden olanlar, akrabalarının yanına taşınanlar biliyorum. TRT'yi bırakmak zorunda kalan da var, holdinglerdeki görevlerinden ayrılmak durumunda olanlar da...
Özel sektöre iş yapanlar, ne bileyim film çekenler dahil düzenleri, işleri-güçleri bozulmuş. Artık bütün kapılar yüzlerine kapanıyor.
Bugün onlardan köşe bucak kaçanlar, daha 8-10, bilemediniz 15 yıl önce gözlerinin içine bakıyorlardı.
Detaylandırmaya kalksam yanlış olur, ne hikayeler...
Zafer Arapkirli önceki gün programını bitirirken, 'Nedim Şener'in numarasını cep telefonundan silen' gazetesinin şoförlerinden bahsediyordu da aklıma geldi.
Öyledir bizim toplumumuz.
Acımaz. 'Siliverir.'
Bunu hiç unutmamak lazım. Sahte cennete aldanmamak...
Gecenin ilerleyen saatlerinde Merve Kavakçı'yı izliyorum.
Yaşadığı her şey bir tarafa...
Haklılığı-haksızlığı, yanlışları-doğruları değil mesele.
Söyledikleri arasında çocuklarının okulda yaşadığı sorunları, çektiği acıları anlattığı bölüm yürek yakar.
İnsanın içi sızlıyor.
Çocukların ne suçu, ne günahı var arkadaş?
Böyleyiz biz, 'vebalı muamelesi yapıveririz' bir anda.
Hele çocuklar, o masum güzel yavrular... Onlar da bazen arkadaşlarına karşı nasıl da acımasız oluverirler. Bilmezler çünkü, akranlarının minik yüreklerinde açtıkları yaraların ömür boyu tedavi edilemeyeceğini. Onlar masumdur da, büyüklerinin yarattığı havadan etkilenirler.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül anlatmıştı. 'O zor günlerde' çocuklarının okulda yaşadıklarını... Nasıl etkilendiklerini... Hem de o ünlü kolejlerde okurken. Çocuklarının sesini bile çıkarmadıklarını, olup bitenleri aynı okuldaki bir çocuğun iyi yürekli velisinden tesadüfen öğrendiklerini...
Geçelim... Detaya girmeye hiç gerek yok.
Kim olduğunuz, ne iş yaptığınız, toplumun hangi sınıfından geldiğiniz önemli değildir esasında. O iklim var ya o iklim...
Onun 'yalancı baharından da', 'sebepsiz-vakitsiz cehenneminden de' nasibinizi alıverirsiniz. Birinden diğerine geçiş o kadar hızlı olabilir ki, inanamazsınız...
Neye uğradığınızı şaşırırsınız. Onun için siz siz olun kendinizi ikisinin de sahteliğine kaptırmayın.

MAKBUL İKEN MAKTUL OLMAK
Bu sadece Türklük'le ilgili değil sanırım, Ortadoğulu olmanın da etkisi vardır.
Biz Türklerin çok müstesna özellikleri olduğu muhakkak. Güzel milletiz. Mensubu olmaktan gurur duyarız. Ama bir yanımız da feci acımasızdır. Kötüdür. Şefkatlidir bir tarafımız, anaçtır. Zalimdir diğer tarafımız da...
Her toplum böyle değildir. Batı toplumları da. Uzun uzadıya, eski Yunan-Roma-Hıristiyanlık-devrimler-keşifler diyecek halimiz yok. İyi ve kötü özelliklerimizle farklıyız yani. Doğu'ya da benzemiyoruz biz. Bunu bilmek lazım. Lazım ki; sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi o bilinçle masaya getirelim.
Bir ulusu bir arada tutan değerler nelerdir?
Empati duygusu geliştiremiyorsak nasıl ortak bir gelecek inşa edebiliriz ki?
Dün 'şeriatı getirecek!' diye tir tir titrediğimiz, dışladığımız İslamcıların (!) çocuklarına eziyet eden de aynı toplum...
Bugün 'darbe yapacaklardı' diye hapse tıktığımız askerlerin çocuklarına vebalı muamelesi yapan da...
Toplumsal kültürümüz, genlerimizle böyle şekillenmiş bir kere.
Birey değiliz, sivil toplum olamamışız. Makbul ve maktul olmak arasında incecik bir çizgide salınır dururuz. Fikir değil de duygusal angajmanlarla gireriz siyasal tartışmalara.
Oysa çare, evrensel kodlara yönelmek. Her koşulda 'Hukuk' demek, 'insan hakları ve demokrasi' demek. Gerçek demokrasi demek...

<p>ABD'nin seçilmiş Başkanı Joe Biden, ABD'de geçtiğimiz yıl 3  Kasım'da gerçekleştirilen Başkanlık

'Trump, 6 Ocak olaylarında tuzağa düştü'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

2021'in en çok talep görecek meslekler açıklandı! İş arayanlar dikkat

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan ayrıldı