• $8,1277
  • €9,7026
  • 452.504
  • 1375.91
12 Mart 2011 Cumartesi

Osmanlı Kaddafi

AK Parti'nin iktidara geldiği günden bu yana ilk kez Ali Babacan ile bir araya geldim. Perşembe günü bir grup meslektaşla (Cengiz Çandar, Fehmi Koru, Ahmet Taşgetiren, Yiğit Bulut, Ergun Babahan ve Umur Talu)  birlikte Bakan Babacan'ın sofrasında buluştuk. Bakan Babacan ile çok şey konuştuk. Sayın Bakan bölgedeki son gelişmeleri ve bu gelişmelerin Türk ekonomisine olumsuz etkilerinin yanı sıra iç politikadaki son olayları anlattı ve kendi bakış açısıyla yorumladı. Bakan Babacan oldukça ilginç, bir o kadar sakin, kendine güvenen ve ekonomik alanda geniş birikimi olan bir kişi. Ancak anlaşılan bu birikim bölgedeki son gelişmeleri yorumlamaya ve net fotoğrafını çekmeye yetmiyor. Bu da Bakan Babacan'dan değil coğrafyamızdaki çelişkilerin derinliği ve Batı'nın bu coğrafyaya yönelik sürekli değişen oyunlarının karmaşıklığından kaynaklanıyor. Örneğin Libya ve bölgedeki son gelişmelerden dolayı petrol fiyatlarında meydana gelen her 10 dolarlık artış Türkiye'nin cari açığını 4 milyar dolar artırmaktadır. Oysa petrol üreticisi Rusya, bu krizin uzamasını arzulamaktadır. Çünkü Rusya; Libya'dan petrol ithal eden Avrupa ülkelerine yüksek fiyatla kendi petrolünü satmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle Moskova, NATO'nun ya da BM Güvenlik Konseyi'nin Kaddafi'ye karşı olası kararlarına karşı çıkıyor.

Gelelim Kaddafi'ye... Halkı üzerine bombalar yağdıran Kaddafi (ve oğlu Seyfülislam) Türkleri hedef alan ilk konuşmalarından sonra TRT'ye verdiği son demecinde kendisi dahil tüm Libyalıların Osmanlı olduklarını söyledi ve ülkesinden ayrılan Türk işçilerinin geri dönmelerini istedi. Ama aynı Kaddafi zekice Türkiye'ye sataşmaktan da geri kalmadı. Ona göre ''Kürtler haklı olarak bağımsız devlet kurma mücadelesi veriyor ve Türkiye onlarla savaşıyor ama Batılı ülkeler güneydoğu'da uçuş yasağı uygulamıyor''...
İşte Kaddafi böyle birisi.

Irak işgali sonrasında 'benim sonum da Saddam gibi' olur korkusuyla ABD ve Batı'ya yanaşan ve onlarla her alanda işbirliği yapmaya başlayan Kaddafi, son vahşetiyle Saddam'dan pek farklı olmadığını ve ülkesi Libya'yı Irak'a benzetmeye çalıştığını kanıtladı.

Belki de halklarına saygısı olmayan bütün diktatörler böyledir.
Halka saygı ve halkın istek ve beklentilerinin samimi bir şekilde karşılanması demokrasilerin temel ilkesidir... Oysa Yeşil Kitap'ında Batı demokrasileriyle dalga geçen Kaddafi 'demokrasi'yi ''dimo -karasi'' diye tanımlar. Dimo-karasi'nin Arapça anlamı ise 'sürekli aynı koltukta oturmak''tır. Tıpkı Kaddafi ve coğrafyamızdaki diğer batı işbirlikçisi liderler gibi. Oysa şimdi bölge halkları bu koltuklarda oturmak istiyor ama Batı bu koltuklarda bol miktarda çiviler yerleştiriyor ya da koltukların ayaklarını kırmak için sağlı-sollu saldırıyor. Mısır ve Tunus'taki son provokasyonlar, Libya'da Kaddafi'nin katliamlarına ses çıkarmamak ve diğer Arap ülkelerindeki ayaklanmalara karşı ilgisiz kalmak Batı'nın son oyunlarının birer parçalarıdır. Bir düşünün petrol fiyatlarının artışından, Libya'ya silah satımından, dolar, altın ve euronun değer artışlarından milyarlarca kazananlar acaba bu kargaşanın bitmesini ister mi?
Bakalım Batı'nın bu klasik oyunları nereye ve ne kadar sürecek ama daha önemlisi ne kadar başarılı olabilecek?

Bu soruların yanıtını bence bölge halklarının mücadelesi ve Türkiye'nin kararlı tutum ve davranışı belirleyecektir... Yoksa hep birlikte yüz yıl öncesine döneriz.
Yani Osmanlı'nın çökertildiği ve bölge haritalarının çizildiği yıllara!

<p><span>Geçmiş duygusal yaraların sağlıklı bir onarım  süreci yoksa kaybetme korkusunun yeri sağlam

İlişkilerde kaybetme korkusunu aşmak

Sahur sofranızda bunlar olsun!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Başbakanı Dibeybe'yi resmi törenle karşıladı.

Düzce'de denizin bir kısmı kahverengiye dönüştü