• $7,3903
  • €8,9837
  • 440.907
  • 1545.43
06 Ağustos 2011 Cumartesi

Neden?

Ortadoğu'daki  'devrimler' başlamasaydı belki de Suriye ve Türkiye bu yıl birleşebilirdi. Arap aleminde Türkiye'nin gerçek ve samimi tek dostu Suriye idi. Hem  yönetim hem de tüm kesimleriyle halk, Türkiye'yi seviyor ve ona her alanda güveniyordu. Ama daha önemlisi herkes kendine has gerekçelerle Türkiye'den  bir şeyler öğreniyordu. Suriye, Türkiye ile dostluğundan  doğru yolda yavaş da olsa çok önemli dönüşümler yaşıyor ve kazanımlar elde ediyordu. Bugün ise birileri Türkiye'yi Suriye ile savaştırmak istiyor ya da savaşın tarafı yapmaya. Tıpkı Irak işgali öncesinde olduğu gibi. Türkiye ise giderek Şam'a karşı tavrını sertleştiriyor. Bunu neden yaptığını anladıysam Arap olayım! Ama TRT Arapça'nın işini gücünü bırakıp Suriye karşıtı provokatif yayın yapmasını anlıyorum. Örneğin  16 Temmuz'da yayınlanan şu habere bakın: 'TRT Arapça'nın Hatay'daki  muhabirinin edindiği bilgiye göre Türk devleti Suriye ordusundan kaçarak muhalefete katılmak isteyen subay ve askerler için sınırda özel bir kamp kurmuştur.'' Başka bir haberde Hatay'a kaçmış bir Suriyeli ile yapılan söyleşide 'Suriye'ye dönen göçmenlere işkence yapıldığı' söylenmektedir. Oysa Suriye'den ne bir asker kaçmış ne de göçmenlerin geri dönmesi engellenebilmiştir. Türkiye'ye gelen 15 bin göçmenden yalnızca 4 bin kadarı kalmıştır.
Hama olaylarıyla ilgili  görüşümü salı günkü yazımda belirtmiştim. Önemli olan Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Arınç ve Davutoğlu'nun bu olayları gerekçe göstererek Suriye ile ilgili çok sert demeçler vermeleridir. Ama en önemli demeç Sayın Arınç'tan gelmişti. Çünkü Sayın Arınç İran'ın Suriye'yi mezhepsel gerekçelerle desteklemesine dikkat çekerek  bazılarının bölgede Şii-Sünni düşmanlığını tırmandırma çabalarına destek vermiş oluyor. Çok iyi tanıdığım Sayın Arınç'ın neden böyle bir cümleyi kullandığını bilmiyorum ama Türkiye  gibi bölgenin en önemli ve en büyük Sünni ülkesinin Başbakan yardımcısının  bu söylemi birilerini sevindirmiş olsa da beni çok şaşırtmıştır. Hatırlayalım Bahreyn olayları öncesinde Başbakan Erdoğan çok samimi ve doğru bir anlayışla 'Bölgede yeni Kerbela'lar istemiyoruz' demiş ama bazı Arap medyası ve siyasal çevreleri bu söylemden çok farklı anlamlar çıkartarak işlerine geldiği gibi kullanmışlardı.
BU BİR MEDYA SAVAŞI
Dönelim Hama'ya. Hama'da silahlı gruplar devletin gücünü test etmek için güvenlik güçlerini provoke etmiştir. Devlet ise her türlü riski kendine göre büyüterek sert ve hunharca  davranmıştır. Demokrasisi olmayan Suriye gibi bir ülkede, bu devletin en anlaşılabilir refleksidir. Bunu da 1982'de yine Hama'da kanıtlamıştır. 4 ay önce  Deraa'da ve iki ay önce de Cisr El-Şuğur'da... Birçok kanıta rağmen  'hayır Hama'da silahlı gruplar yok' diyenler varsa  muhalefetin en önemli önderlerinden Abdulaziz El-Hayr'ın perşembe günü El-Arabiye'ye verdiği demece bakabilir. Suriye'de olup bitenler tümüyle bir medya savaşıdır. Dünya medyası önceki gün  BM Güvenlik Konseyi'nin KARAR alarak Suriye'yi kınadığını söyledi. Oysa Konsey bir karar almadı ve yalnızca bir başkanlık açıklamasıyla yetindi. Daha önemlisi  açıklamada Suriye yönetiminden Hama ve diğer kentlerde halka karşı uyguladığı şiddete son vermesi istenirken muhalefet ve karşıt gruplara da benzer çağırıda bulunmaktadır. Yani konsey devlet karşısında silahlı grupların varlığını kabul etmiştir. Suriye'de durum çok karışık ve zor. Sonuçları herkes için çok ama çok riskli olacak olan bu karışıklığı ve zorluğu sonlandırmak için hala bir umut ve şans var. Bu şansı kullanmak için de Türkiye  Şam ile diyalog kanallarını her şeye rağmen canlı tutmalıdır. Hiçbir ülke bu aşamada Suriye'deki  sorunu çözmek için Türkiye'den daha etkili ve güçlü değil ve olamaz. Ama Türkiye bu görevi üstlenmek için Suriye muhalefetine verdiği dolaylı-dolaysız desteğe dikkat  etmelidir. Unutulmamalıdır ki Türkiye 'Öcalan'ı  barındırıyor'' diye 1998'de  Suriye'ye savaş ilan edecekti. Bugün Türkiye'de ikamet eden ya da misafir olarak kalan bazı Suriyeli muhalifler Şam açısından Öcalan kadar tehlikeli kabul edilmektedir. Ayrıca unutulmamalıdır ki bugün İstanbul ya da başka yerlerde toplanan Suriyeli muhaliflerin büyük bölümü AK Parti hükümetinin ideolojik ya da siyasal tercihlerine karşıdır. Örneğin federalizm isteyen Suriyeli Kürtler. Örneğin Suriyeli komünistler, liberal laikler, Arap milliyetçileri ve başkaları.
Haziran 2000'de Sezer'in Şam ziyareti ile iki ülke ilişkilerinde farklı ve çok önemli bir süreç başlamıştı. AK Parti Hükümeti'nin Başbakanı olarak Cumhurbaşkanı Gül'ün Ocak 2003'teki Şam ziyareti bu süreci hızlandırarak iki ülke arasında  varılan dostluk ilişkisini tüm dünyaya örnek ve model olacak düzeye çıkarmıştı. Esad'ın Gül ve Erdoğan arasındaki ilişkide çok farklı anlamlar vardı. Gül-Erdoğan-Davutoğlu üçlüsü Suriye ile sarsılan bu dostluğu tekrar onarır ve daha güçlü bir hale getirebilir.  Bu üçlünün istediği her şeyi gecikmeli de olsa Esad yerine getirdi. Genel af çıktı, olağanüstü hal kalktı, istihbaratın devlet ve toplum içindeki bildik rolüne son verildi, partilerin kurulmasına izin verildi, seçim ve basın yasası çıktı. Ama birileri tatmin olmuyor ve 'Esad gitsin' diyor. Esad da 'Partinizi kurun, seçime gelin ve beni gönderin' diyor. Türkiye dahil tüm coğrafyamıza yönelik çok tehlikeli bir oyun var ve bu oyunu isterse yalnızca Erdoğan bozabilir.

<p>Peki, doğru beslenme nasıl olmalı? Vücudu yeni haftaya nasıl hazırlamalı? Beslenmede doğru biline

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar neler?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Dünyayı şok eden iddia! ''Yolcu uçağı lazer silahıyla vurularak düşürüldü!''