• $7,4088
  • €9,007
  • 441.913
  • 1544.28
21 Ocak 2011 Cuma

Lübnan ve Tunus...

17 Aralık'ta Tunus'ta üniversiteli bir işportacı diktatörlüğü temsil eden kadın bir zabıta memuresinden yediği tokadın ezikliğine dayanmayarak kendini yaktı ve Tunus halkının onurlu mücadelesini başlattı.

Farklı siyasal tercihleri olan Tunusluların ayaklanması hızlı, herkesi şaşırtacak ve korkutacak bir şekilde yayılıyordu. 

10-12 Ocak'ta Başbakan Erdoğan, Kuveyt ve Katar'a yaptığı ziyaretler sırasında tüm bölgeyi ilgilendiren ve geniş kapsamlı tartışmalara neden olan önemli konuşmalar yaptı.

10 Ocak'ta bazı Körfez ülkelerini ziyaret etmeye başlayan Bayan Clinton, bölge ülkelerinden İran'a yönelik Amerikan planlarına destek vermelerini istedi. Aynı Clinton bundan üç gün sonra Amerikan yandaşı bu ülke yönetimlerine 'Daha fazla demokrat olun' dedi!

11 Ocak'ta Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Obama ve Sarkozy'den aldığı talimatlarla Suriye lideri Esad'ı arayarak bundan böyle Lübnan konusunda birlikte çalışmayacağını söyledi.

Bir gün sonra yani 12 Ocak'ta Hizbullah; Obama, Sarkozy ve Kral Abdullah'ın emir kulu olan Saad Hariri'nin hükümetinden çekildi.

Bir gün sonra yani 13 Ocak'ta Cumhurbaşkanlığı Özel Güvenlik Komutanı General Ali Siryati Cumhurbaşkanı Bin Ali'ye ''Durum çok tehlikeli çabuk kaçmazsan öldürülebilirsin'' diyerek ülkeden kaçmasını sağladı ama darbe yaparak iktidarı ele geçirme planı sonuçsuz kaldı.

Tunus'ta hiç kimsenin beklemediği ve  %100 yerli malı halk devrimi gerçekleşmişti. Kaddafi'nin yardımı ile ülkesinden kaçan Bin Ali'yi hiçbir Avrupa ülkesi kabul etmeyince Obama Suudi Kral Abdullah'a emir vererek onu misafir etmesini sağladı.

Tunus'ta bunlar olurken Türkiye hızla gerginleşen Lübnan'da barışı sağlamak için yoğun çaba harcıyordu. Şam'a giden Başbakan Erdoğan'dan sonra Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Katar Başbakanı Şeyh Hamed ile Beyrut'ta tüm taraflarla görüşüyordu.
Bizdeki bazı medya ise geleneksel olarak İsrail ve ABD ağzıyla 'Davutoğlu terörle suçlanan Hizbullah lideri ile gizli bir yerde buluştu' başlıkları ile vermeyi tercih etti.
Başkan Obama ve Sarkozy bu medyaya yardımcı olmak amacıyla 2005'te öldürülen Baba Hariri ile ilgili uluslararası mahkemeye talimat vererek savcının bir an önce Hizbullah'ı suçlayacak iddianamesini mahkemeye vermesini istedi. Mahkeme savcısı bu isteği yerine getirerek 17 Ocak'ta yani Davutoğlu'nun Beyrut'a gitmesinden bir gün önce yargıca teslim etti. Davutoğlu'nun Beyrut'ta olduğu sırada bölgenin en tehlikeli ülkesi olan Suudi Arabistan  Dışişleri Bakanı Suud El-Faysal bölgenin diğer tehlikeli lideri Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek ile görüştükten sonra  'Lübnan'daki durumun çok tehlikeli ve bu ülkenin parçalanmanın eşiğinde olduğuna'' işaret ederek 'bu süreçte artık rol almak istemediklerini'' ilan etti. Başkan Obama ise hemen Mübarek'i arayarak Lübnan konusundaki tavrından dolayı teşekkür etti.

ABD destekli Mübarek ve Suudi Kral'ın amacı hiç hoşlanmadıkları Türkiye'nin bölgesel başarısının önüne geçmekti.  Suudi bakanının açıklamasından hemen sonra Libya lideri Kaddafi, Suudi Kral Abdullah'ı arayarak Lübnan ve Tunus'taki son gelişmeleri konuştu. Anlaşılan Ağustos 1978'de Lübnanlı Şii lider Musa Sadr'ın Libya'yı ziyareti sırasında ortadan kaybolmasından sorumlu tutulan ve ABD'nin yeni dostu Kaddafi bu kez ülkesinden kaçan Tunus'un eski Başkanı Bin Ali'yi ülkesinde misafir etmek ve geri dönmesi için kendisine yardım etmeye hazırlanıyor.

Aynı günlerde Bakan Davutoğlu'nun bu hafta ziyaret ettiği Irak'ta yeniden tırmanan terör eylemleriyle onlarca insan ölüyordu.

Özetle ABD, yandaşı AB ülkeleri ve onların birlikte sahip çıktıkları İsrail; Tunus, Lübnan ve Irak'ı yeniden karıştırmak için birlikte çalışıyorlar. Kendilerine bu çabalarında bölgedeki faşist, dikta ve anti-demokratik iktidarlar ve bu iktidarla sözünü ettiğim ülkelerin beslediği medya yardım ediyor.

Hep söylüyorum ve ısrarla söyleyeceğim:
Hepsinin kafasında tek bir amaç var:

Bu coğrafyada 100 yıldır var olan yapı ve anlayışların değişmesi ve bölgemizde barış, istikrar, kalkınma özgürlük, demokrasi ve daha önemlisi onurun egemen olması için uğraş veren Türkiye'nin ne pahasına olursa olsun önünün kesilmesidir.
İşte bu nedenle Arap coğrafyasında çok şey ifade eden Tunus olayları ile başta Türkiye olmak üzere bölgede herkesi ilgilendiren Lübnan'daki tüm gelişmeler arasında mutlak bir bağ vardır ve bildik güçler bu iki ülkeyi rahat bırakmamak için her türlü pis oyuna başvuracaklardır.

Yarın: Hangi oyunlar?

<p>Fiziksel şiddetin kadının bedeni üzerinde geçici ve kalıcı hasarlar bıraktığının altını çizen Der

Kadına şiddete dur de!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Haftanın yalanları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor