• $13,5168
  • €15,2828
  • 775.547
  • 1981.04
10 Eylül 2015 Perşembe

'Ya terk edeceğiz ya da öldürüleceğiz'/1

1

Öncelikle; 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra, seçim sonuçlarından hareketle; “Bu sonuç Kürtlerin sosyolojik olarak Türkiye’den koptuğuna işarettir” derken;
Seçmen tercihini sorgulamak gibi;
Kürtler açısından gelinen noktanın, AK Parti iktidarındaki sosyolojik ve siyasal gelişmelerin bir sonucu olduğunu görmezden gelmek gibi;
Kürt bölgesinde ‘bağımsız tercihte bulunma’nın zorluğunu bilmiyormuş gibi;
Kürtlerin 7 Haziran da HDP’ye oy verirken, barajı aşamazlarsa bölge yaşanmaz hale gelir/gelebilir şeklinde bir düşünceyle hareket ettiğini/edebileceğinin farkında değilmiş gibi;
7 Haziran seçimlerinde Kürt seçmen davranışlarının Ortadoğu’daki gelişmelerden bağımsız olamayacağını kestirememiş gibi;
“Kürtler sosyolojik olarak kopmuştur” derken HDP’ye, dolayısıyla PKK’ya bir üst güç atfedilmiş olacağını akledememiş gibi,
Yine aynı söylem nedeniyle, AK Parti içinde kimi zevatın; “nankör bu Kürtler, bunca demokratik-sosyolojik-psikolojik iyileştirmeye, bunca yatırıma rağmen AK Parti’ye ihanet ettiler” söylemini meşrulaştırıcı bir rol oynadığı gibi…
Birçok sitem, uyarı ve eleştiriye muhatap olduğumu belirtmem gerekir.
Bütün itirazların farkındayım, yer yer itirazlarımla beraber haklılığını da kabul ediyorum.
Benim söylediğim, söylemek istediğim: Türkiye’yi AK Parti iktidarından kurtarmanın(!) bir proje olduğunu görmeyen/göremeyenlere karşı çığlıklı bir uyarıydı.
HDP, AK Parti’nin Türkiye’nin idaresinden, sevk ve yönetiminden uzaklaştırılması için bulunmuş-icat edilmiş bir manivelaydı, Kürtler ve Türkler bunu nasıl görmezler duygusuyla bir haykırıştı.
2
Geldiğimiz noktada gel de; “dış mihraklar” deme, komplo teorilerine yaslanma.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, savaşın galipleri koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nu ortadan kaldırıp, sadece Anadolu’da küçük bir devleti bize bırakırken(!) ve/veya Anadolu’da bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığına rıza gösterirken, bu rızanın karşılığı olarak Türkiye’nin üzerine ödemesi hiç bitmeyecek bir borç yüklediği bugünden bakıldığında daha net görülmekte.
Türkiye, neredeyse 80 yıl –ara sıra cılız itirazlar yükselse de- bu borcu ödemeye devam etti.
Ne zaman ki AK Parti diye bir parti, Recep Tayyip Erdoğan diye bir lider çıktı;
Önce, gelecek dünya tasavvurunun konuşulduğu ve kurgulandığı Davos’ta ‘one munite’ diyerek; sonra, demokrasinin mabedi(!) AB Parlamentosu’nda ‘dünya 5’ten büyüktür’ diye haykırarak yeni Türkiye’nin yerini işaret etti. Dünün galip devletleri gördüler ki; bu yeni Türkiye mutat ödemesini ve kayıtsız-şartsız bağlılığını yerine getirmeme niyeti ve kararlılığında.
Öyleyse ondan kurtulmak gerekir, AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ı etkisiz hale getirmek gerekir diyerek, 7 Haziran 2015 seçimlerinde, en kullanışlı ve sonuç alıcı malzeme (mamul) olarak HDP’yi piyasaya sürdü. ‘Sosyolojik kopuş gerçekleşmiştir’ derken benim asıl haykırmak istediğim bu projenin görülmemiş/görülememiş olmasıydı. Hani, yeri ve zamanına göre farklı güçlere gönderme yapan bir şey vardır ya: “Onlar irade eder, biz kader deriz.”
Tek yaptığım başkalarının iradesine kader deyip boyun eğen zavallılar durumuna düşmüş/düşürülmüş olduğumuz gerçeğinin görülemeyişine derin itirazdı.
Keşke yanılıyor olsaydım.
Bugün geldiğimiz noktada sizce neredeyiz?
(Not: Bu konuya yarın devam edeceğiz)

<p class='MsoNormal'>Ezgi Aşık soruyor, TürkMedya Ankara Temsilcisi Melik Yiğitel  yanıtlıyor.</p>

Kılıçdaroğlu neyin peşinde?

AFAD'dan Afganistan'daki ihtiyaç sahibi 2 bin aileye gıda yardımı

Antalya'yı fırtına vurdu! Dev dalgalar oluştu, ağaçlar devrildi

1,5 ton skunk ele geçirildi