• $13,3884
  • €15,1673
  • 767.306
  • 1849.05
11 Eylül 2015 Cuma

‘Ya terk edeceğiz ya da öldürüleceğiz‘ (2)

(Farkındayım. Bir önceki yazıda başlığa dair hiçbir şey söylemedim. Söyleyemedim çünkü oraya kolay gelinmiyor.)
1
Dağlıca dramının ertesi günüydü. Her fırsatta sık sık görüştüğüm Diyarbakırlı Kürt dostlarla telefonda dertleşiyorken; Bir önceki yazıda sözünü ettiğim hususların üzerinden bir kez daha geçtikten sonra…
Söz döndü dolaştı öyle bir noktaya geldi ki; 7 Haziran’dan sonra Kürtlerin tercihiyle ilgili söylediğim hiçbir sözün anlamı kalmadı.
Dağlıca’da onlarca yiğidin hayatı şehitlikle sonlanırken;
Dostumun söyledikleriyle benim yüzümde de hayat bir anlığına anlamsızlaştı, buharlaştı.
“Ya gideceğiz ya da öldürüleceğiz” diyordu dostum. “Giderek bu şehirde (Diyarbakır) yaşamamız imkânsızlaşıyor. Bu saatten sonra kendilerine (PKK’ya) ‘artık ben de (biz de) size boyun eğiyoruz, egemenliğinizi kabul ediyoruz desek de, dindar kimliğim(iz) ve geçmişim(iz) nedeniyle bize inanmayacaklar. Ve ilk fırsatta bizi ortadan kaldıracaklar. Geriye; doğduğum, 60 yaşına kadar yaşadığım, vatanım ve memleketim bildiğim bu şehri terk etmek kalıyor.”
‘Terk etmek’ kelimesinden devam etti değerli dost.
“Hatırlıyor musun, 2011’in başlarında, Ankara’da, üst düzey kişilerinde bulunduğu bir sohbette; Hakkari-Şemdinli-Silopi-Cizre hattına dikkat edin demiştim;
Bu şehirler arındırılıyor. Bölgedeki dindarlar, aşiret ağaları, din adamları velhasıl PKK’ya destek vermeyen kim varsa terke zorlanıyor. Kontrol tamamen PKK’nın eline geçti… Bugün ‘öz yönetim’ ilanlarının bu bölgelerde yapılıyor olması boşuna değil.”
Belli ki çoğumuz gibi dostumun da içi acıyordu gelişmeleri anlatırken. Ayrıca, ‘Kürt barışına’ ilişkin sürecin yönetilmesinde yapılan yanlışlıkları ve hataları sıralarken, söylendiği halde duyulmayanlara hayıflanıyordu.
Sonra diye devam etti dostum.
“Hakkari-Şemdinli-Silopi-Cizre hattından sonra PKK, 2013’ten sonra yeni bir stratejik karar aldı. Erzurum-Ağrı-Kars hattını ve Urfa’yı düşürmek için harekete geçti. Seçim sonuçlarına bakarak bu konuda ne kadar başarılı olduklarını görebilirsiniz. O şehirdeki dostlarımı uyardım, sana da söylemiş olayım, sırada Adıyaman-Malatya-Elazığ hattı var, diye devam etti, Mardin ve Batman’ı da unutmayın diye uyararak…”
Dostumun anlattıklarından anlaşılıyor ki, biz beri tarafta ‘sosyolojik kopuş’la oyalanırken, bölgede fiili bir temizlik ve arındırma söz konusu.
Bölgeyi boşaltmanın ve belirli bir görüntüye sürüklenmesinin ve giderek ‘öz yönetim’ ilanlarının arka planını da dinleyelim dostumuzdan.
“Özerklik ilanlarının üç hedefi vardır;
1-) Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmek ve bu yolla ciddi oranda sivil insanın ölümünü sağlayıp mağduriyet ve buna bağlı olarak meşruiyet zemini oluşturup Batılı ülkelerin sürece bir şekilde müdahil olmalarını sağlamak. İnsanların çatışmalarda canlı kalkan olmalarını temin etmek. Bu noktada bölge insanının özerklik ilanlarına kitlesel destek vermediğini ve canlı kalkan olmayı kabul etmediğini görmemiz gerekir, pasif bir direniş söz konusu. Mesela Diyarbakır, Sur ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve ablukaya karşı yapılan her türlü çağrıya rağmen insanlar sokağa çıkmadığı gibi, Diyarbakır Belediyesi’nde taşeron olarak çalışan işçiler bizzat telefonla aranıp talimatlandırılmalarına rağmen canlı kalkan olmayı kabul etmediler.
2-) PKK militanları son dönemde önceki eylemlerinden farklı bir taktik uygulamakta. Özellikle yol kesmelerde açık yüz ve açık silah gösterirken; aynı amblemlerin olduğu tek tip elbise giyme gibi hususları fotoğraflayarak dünyaya servis etmektedir.
Buradaki amaç Cenevre Sözleşmesi’ni (savaş hukuku) devreye sokmaktır. Mesele Türkiye Cumhuriyeti iç hukukunu devre dışı bırakmaktır.
Bu konuda PKK’ya Almanya ve İngiltere rehberlik etmekte, yol göstermekte ve destek vermektedir. İzlenecek yol ve yöntem söz konusu ülkelerin akıl vermesiyle belirlenmektedir. Bu bağlamda Cizre Belediye Başkanı’nın bir İngiliz televizyonuna verdiği mülakatta; ‘biz burada iç savaş yapıyoruz’ sözü manidardır.
3-) Özerklik ilanı girişimlerinin son ve asıl önemli amacı; ülkeyi yönetilemez hale getirerek ‘darbe dinamiğini’ devreye sokmaktır. Ülkeyi ve vatandaşları ‘sivil siyasetle olmuyor’ aşamasına getirmektir. Bu hususta PKK’ya dışarıda Almanya ve İngiltere destek verirken; içeride de paralel yapı ve Doğan Medyası stratejik ortak olarak hareket etmektedir. Burada, geçmiş darbelere bakarak, Türkiye’de olası bir darbenin Kürtlere ne faydası olacağı sorusu akıllara gelebilir. Her şeyden önce unutulmamalıdır ki PKK uluslararası bir networkun unsuru olarak devrededir. Uluslararası güç odaklarının ve içerdeki uzantılarının istediği bir şeye PKK’nın hayır demesi mümkün değildir. Kaldı ki PKK diyor ki; biz zaten dağdayız, savaşıyoruz, savaşmaya devam ederiz.”
Anlaşılan dostum çok doluydu.
Göz göre göre Türkiye’ye ameliyat yapılmasının verdiği acının yanında; bölgede yaşayan, sıcak ortamda hayatını sürdürmeye çalışan, başlangıcından beri olup bitenleri yakından takip edip, çözümlemeye ve anlamaya, anlatmaya çalışan, son olarak da bütün bu olup bitenleri ‘Kürdistan’ın İslamsızlaştırılması’ şeklinde okuyan birisi olarak anlatacakları çok şey vardı.
“Meselenin bir de İran boyutu var” diye devam etti.
“Son kalkışmada PKK gücünün büyük bir bölümünü İran’dan alıyor.
İran, Suriye-Esed üzerinden PKK’yı tehdit etti.
Türkiye ile anlaşırsanız sizi Suriye’de boğarız, diye. PKK bu tehdidi görmezden gelemezdi. Verdiği/vereceği kayıplar bir tarafa, PYD üzerinden dünyayla kurduğu ilişkiler, Suriye’nin kuzeyindeki kantonların hayatiyetine bağlıydı. Halen bu kantonlardaki ekonomik hayatı Esed rejimi sürdürdüğü gibi, başta yargı olmak üzere görev başında bulunan bürokrasinin tamamı rejim unsurlarından oluşmaktaydı. Esed bu kantonlardan desteğini çektiği takdirde, Suriye de Kürtlerin temsilciliği Özgür Suriye Ordusu ile hareket eden diğer Kürt grupların eline geçerdi. PKK bu riski göze alamazdı, bu nedenle tereddüt etmeden Türkiye’ye saldırıda bulundu.”
(Bu konuyu yazmaya devam edeceğiz)

<p>Peki, Omicron varyantından korkmalı mıyız? Yeni varyantın özellikleri neler? Omicron varyantı aşı

Omicron varyatından korkmalı mıyız?

Türkiye'nin ilk Çocuk Adalet Merkezi kucak açtığı çocukları topluma kazandıracak

2021'e damga vuran ''Yılın Fotoğrafları'' oylaması başladı

Ankara'ya mevsimin ilk karı yağdı