• $9,5905
  • €11,1392
  • 557.284
  • 1492.93
18 Temmuz 2021 Pazar

Söyleyeceklerim var

*Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu'nun görevden alınması nedeniyle 8 Ocak 2021 tarihinde yayınlanan yazımı tekraren arz ediyorum.

1

Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör atanması bağlamında vuku bulan olaylarla ilgili benim de söyleyeceklerim var.

İki ayrı muhataba yönelik olacaktır bu hususta söylediklerim.

2

Bir tespitle başlayalım. Boğaziçi Üniversitesi mensuplarının teamüllere ve hukuka uygun bir şekilde atanmış bulunan rektöre yönelik tepkileri müktesebatları gereğidir.

Söz konusu okulun 180 yıl geriye dayanan bir geçmişi vardır ve bu yıllar içinde oluşmuş bir kimliği, misyonu mevcuttur.

Bugünkü Boğaziçi Üniversitesi 1840 yılında Amerikalı Protestan bir misyoner olan Cyrus Hamlin tarafından 'Bebek İlahiyat Okulu' adıyla kurulan okulun devamıdır.

Bu okul 22 sene eğitime devam etmiş ve bu sürede ekseriyetle ermeni gençlerini eğitmiştir.

Doğrusu elimizde buradan mezun olup Osmanlı topraklarının her tarafına (yoğunluklu olarak Anadolu'ya) atanan öğrencilerin bizzat işin içine girdiklerine dair bilgiler yok ama kimse o zamana kadar 'milleti sadıka' olarak tesmiye edilen Ermenileri isyana ve katliama bu misyonerlerin yönlendirmediğini söyleyemez.

Kayıt düşmek ve tezimize destek sağlamak adına bir-iki tanesini zikredersek:

Alexan Bezciyan: Mezun olduktan sonra Antep İlahiyat Okulu'nu kurar ve uzun yıllar burada yöneticilik ve öğretmenlik yapar. Stepan ve Simon Tavityan: Muşlu olup mezuniyetten sonra Diyarbakır'a görevlendirilmişlerdir.

Baron Haçeturyan: İzmit'e görevlendirilmiştir.

Baroning Matosyan: Tokat İlahiyat Okulu'na görevlendirilmiştir.

Bu okul kapandıktan sonra Cyrus Hamlin bu kez yine Bebek'te 1863 tarihinde 'Robert Kolej'i kurar.

Bu kez Robert Kolej ilk yıllarında ekseriyetle Bulgar gençlerini eğitir.

Robert Koleji'nden mezun olan Bulgar gençler önce Bulgar milliyetçiliği fikrini geliştirir, sonra halk hareketlerini başlatır ve nihayet bugün bildiğimiz Bulgar Devleti'ni kurarlar.

Bunlarda isim isim kayıtlıdır.

Robert Kolej'in kuruluş aşamasında gerek bürokratik izinlerin alınmasından, gerek binaların yapımından Hamlin'in en iyi anlaştığı Osmanlı devlet adamları ise Ali Paşa, Fuat Paşa, Mithat Paşa, Ahmet Vefik Paşa vs.'dir.

Peki kimdir bu Bulgar gençler; birkaç örnek verilirse;

Petko Garbonoff: Bulgar devletinde Meclis'e seçildi, bir dönem Meclis Başkanlığı yaptı.

Theodor Djbaroff: Ziştovi, Plevne, Varna, Rusçuk, Burgaz valiliklerini üstlendi.

Peter M. Mateev: Bulgar posta telgraf şirketinin genel yöneticisi.

Constantine Stoilof: Üç dönem Bulgaristan başbakanlığı yaptı. (1887-1899 arası)

Bu listeyi üç sayılı rakamlara kadar sürdürmek mümkün...

Üçüncü aşamada Robert Kolej Türkiye'deki azınlık çocuklarını eğitmenin yanında Türk çocuklarını da bünyesine katmaya başladı. 1971 yılında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği bir karara kadar aynı gaye aynı misyon ile öğrenci yetiştirmeye devam etti. 71 yılından sonra devlet okulu statüsüne geçmesine rağmen yönteminde de misyonunda da bir değişiklik olmadı. Durun hemen itiraz etmeyin.

Kimi isimler zikrederek genellemenin yanlış olduğunu söyleyeceksiniz, biliyorum.

Doğrudur, her şeye rağmen dini ve milli kimliğini koruyan Boğaziçililer de vardır.

Ama onlar bu genel teoriyi örseleyemeyecek kadar azınlıktadır ve bir anlamıyla da sistem hatası, bozuk imalatlardır.

3

İkinci muhatabım YÖK idaresi ve yeni atanan rektör olacak.

YÖK, yaşanan olaylar nedeniyle bir basın açıklaması yayınlıyor. Eğip bükmeden söylenmelidir ki; kazan kaldıran Boğaziçili akademisyenlerin tavrı ne kadar küstahça ise, YÖK'ün açıklaması o derece silik/sinik.

Kelimeleri ve cümleleri anlamsız bir biçimde uzattığı metinde ez cümle demek istiyor ki; "Sizler cici çocuklarsınız. Bizi de anlayışla karşılayın ve bizim varlığımızı kabul edin" vs.

Oysa; gelişen olaylar karşısında illa ki bir açıklama yapılması gerekiyorsa o açıklama şöyle olmalıydı:

"Ödeneğinin tamamı devlet tarafından karşılanan bir üniversiteye teamüllere ve yasalara uygun bir biçimde devletin rektör atamasından daha tabi, daha meşru bir şey olamaz.

Bu atamaya karşı çıkanlar gayri meşru bir konumdadırlar ve suç işlemektedirler.

Ayrıca; anlaşılan o ki Boğaziçili akademisyenler öğretim dilinin İngilizce olmasının kendilerine bir ayrıcalık ve üstünlük sağladığı zannındadırlar. Bu nedenle önümüzdeki eğitim-öğretim yılından itibaren Boğaziçi Üniversitesi'nde eğitim dilini Türkçe'ye çevirmiş bulunmaktayız." NOKTA.

Ancak görünen odur ki; kurumlara yerli insanların atanması o kurumları milli yapmıyor.

Rektör Bey'e gelince;

Özgeçmişine bakarken daha önce yine rektörlük görevinde bulunduğu bir üniversitede öğretim dili Türkçe iken İngilizceye çevirdiğini görünce, eyvah! dedim.

Demek ki, kendisini nasıl tanımlıyor olursa olsun batı mantalitesine ram olmuş biriyle karşı karşıyayız.

Tam; bu profilde birisi çok geçmez Boğaziçi Üniversitesi'ndeki akademik oligarklara teslim olur, göreceksiniz... diyecektim ki; beklemeye gerek kalmadı.

Söz konusu rektör önce 'Boğaziçi ruhu/kültürü' falan diyerek okulu kutsadı. Sonrada, geçmişinde sol siyaset içinde de yer aldığını söylemesi, ardından Ak Parti teşkilatlarında çalışmasına ve adaylığına sahada sosyoloji yapmak falan gibi açıklamalar getirmesiyle, daha şimdiden yamuldu.

Boğaziçili oligarklara demek istiyor ki; niye dert ediniyorsunuz, ben size teslim olacağım ve okulu sizin istediğiniz biçimde yöneteceğim.

İMDİ;

Yukarıda söylediklerimizden sonra bir ukalalık daha yaparak yazıyı bitirebiliriz:

Sayın Cumhurbaşkanımızın yerinde olsam, söz konusu sözlerinden sonra Boğaziçi'ne rektör atamasına dair kararnameyi iptal ederim. Yerine omurgalı, dik durmasını becerebilecek, adaletle davranacak (yani herkese hak ettiğince davranacak) birini atardım, ibreti alem için.

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı