• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

‘Nasıl Oluyor da'ya zeyl

1

9 Ekim’de ‘Nasıl Oluyor da…’ başlıklı yazımız yayınlandıktan sonra kimi dost ve okuyucularımdan şu tür yorumlar aldım.

“Yazı aslında 4. ve 5. maddeleri yazmak için inşa edilmiş, diğer maddeler bir anlamda dolgu olarak kullanılmış.”

Bu hiç doğru değil.

O yazıdaki hiçbir madde dolgu için yazılmadı.

Hepsinin toplumda ve benim derunumda bir karşılığı vardı.

2

Misal olarak;

Söz konusu yazının 3. maddesinde demiştik ki;

“Nasıl oluyor da,

Toplumun asıl unsurlarından olmalarına rağmen, sorulduğunda muhtemelen batıcılığa, moderniteye karşı olduklarını söyleyecek olan muhafazakarlar/mütedeyyinler/milliyetçiler/İslamcılar/dindarlar… hâlâ seküler batıcılara kendilerini beğendirmek/onaylatmak için uğraşıyorlar.”

İmdi; bu meselenin ne kadar ciddi ve can yakıcı olduğunu göstermek için bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sağlık Bakanımız;

Haftada en az bir gün,

En az dört beş televizyon kanalı,

En az iki saat emrine amade kılınmışken;

Bakanlığın her gün yayınladığı korona ile ilgili bilgilendirme tablosu hakkında çıkan tartışmalar üzerine;

Zımnen; onun sözünün kendi sözünden daha inandırıcı olduğuna inandığı için olacak, Bakanlığın çalışmalarıyla ilgili yapacağı Adana seyahatine Ertuğrul Özkök’ü davet ediyor.

Bir nevi onun tasdiklerine/onayına müracaatta bulunur…

İşte ben de tam olarak onu söylemek istemiştim!

Bir kez daha tekrarlamak gerekirse;

Sayın Bakanım;

Siz ki; 18 yıldır aralıksız halkın tercihleriyle iktidar olan bir partinin bakanısınız.

Siz ki; 18 yıldır girdiği her seçimi kazanan R. T. Erdoğan’ın çalışma arkadaşısınız.

Siz ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurulduğu günden bu yana ilk kez birinci lige çıkaran liderin itimadını kazanarak göreve gelen birisisiniz.

Hal böyleyken;

Ertuğrul Özkök kim oluyor ki; kendinizi onun onayına sunuyorsunuz?

Dikkat isterim;

Anladığım kadarıyla bu seyahat için İstanbul medyasına genel bir çağrı yapılmıyor. Ertuğrul Özkök tek başına davet ediliyor.

3

Yine;

Söz konusu yazının 6. maddesinde;

“Nasıl oluyor da;

Ekrem İmamoğlu kalitesinde (kalitesiz) bir adam, Roma’nın başkenti (Konstantiniyye), mübarek Osmanlı’nın Saadet Kapısı (Dersaadet), Mülkün Ayakları (Payitaht), İslam Dünyasının Merkezi (Darulhilafe) olan; Evliya Çelebi’mize göre dünyanın merkezi bu şehre, İstanbul’a başkan olabiliyor.

Eminim ki bu durum tarih boyunca İstanbul’un yaşadığı en acı, en yakıcı zamanlardan bir zamandır. Bu hal İstanbul için bir beladır.

İnşallah fazla yıkıma uğramadan bu belayı da atlatır İstanbul.” demiştik.

Biz bu yazıyı yazdığımızda İBB Kültür A.Ş.’nin önceki dönem kitapların ilk on-on beş sayfasını yırtarak dağıttığını ya da satışa sunduğunu bilmiyorduk.

Biz muhtemel olabileceği yazmıştık.

Fiili durumu sonradan öğrendik.

Ve öğrenince;

2003 yılında Amerikan Ordusu’nun Irak’ı işgalinden, Amerikalı askerlerinin şehri yağmalamasından Irak Milli Kütüphanesi’nin de hissesine düşeni almasından sonra;

Kütüphanedeki Osmanlıca el yazması kitapların kül olup yanması üzerine Iraklı şair El Cuburi’nin “Bunu yapanlar insan olamaz…” haykırışını hatırladık.

Evet; İBB Kültür A. Ş. mensupları kitaplarının künyelerini yırtmışlar. Yani kitapları yok etmişler, çünkü künyesiz kitaplar yok hükmündedir.

Yani İBB kütüphanesi yağmalanmıştır.

Yani İstanbul kitaplığı yakılmıştır.

Allah’ım! Bu ne barbarlıktır, vahşiliktir, zavallılıktır, acizliktir, aptallıktır.

İstanbul ve İstanbullular ne yapmışlar, nasıl bir günah işlemişlerdir ki başlarına böyle bir bela gelmiştir.

‘Abartıyorsun’ demenize hak vermeden demem odur ki;

Bu eylemin tarihteki İskenderiye Kütüphanesi’nin yıkılması ile Bağdat Kütüphanesi’nin yıkılmasından farkı yoktur.

Denir ki;

M. Ö. 300’lü yıllarda Büyük İskender tarafından kurulan İskenderiye Kütüphanesi; o güne kadarki bütün bilimsel birikimi ihtiva ediyordu. Kütüphanenin yıkılmasıyla insanlık bir anda yüzlerce, binlerce yıl geriye gitti.

Yine denir ki; Moğol hükümdarı Hulagu 1258 yılında Bağdat’ı yakıp yağmalarken meşhur Bağdat Kütüphanesi de tarumar olur. Meydanlarda öbek öbek kitaplar yakılır. Kitapların çoğu Dicle Nehri’ne atılır ve Dicle’nin rengi kitap mürekkebi yüzünden mavi akmaya başlar.

Kütüphaneyle birlikte ‘Beytulhikme’nin de ortadan kalkması yüzünden İslam medeniyetinin 500 yıl geriye gittiği iddiadan öte bir gerçek olarak tarihte yerini alır.

Evet! Abartmıyorum; mecazen de olsa;

İBB’nin önceki dönem kitapları, künyesini ve takdim kısımlarını yırtarak tedavüle sokması İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılmasına, Bağdat Kütüphanesi’nin yağmalanmasına eşdeğer bir faciadır.  

Genç kadının ayakta durmakta güçlük çektiği anları görüntüleyip, paylaştılar

Genç kadının ayakta durmakta güçlük çektiği anları görüntüleyip, paylaştılar

Türkiye genelinde, saat 05.00 itibariyle cadde ve sokaklarda hareketlilik başlad

Türkiye genelinde, saat 05.00 itibariyle cadde ve sokaklarda hareketlilik başladı

Karbonatın faydaları saymakla bitmiyor

Karbonatın faydaları saymakla bitmiyor

Film gibi soygun! Ağır silahlı 30 kişi bankaya saldırı d&#

Film gibi soygun! Ağır silahlı 30 kişi bankaya saldırı düzenledi