• $13,7082
  • €15,5576
  • 778.26
  • 1880.06
14 Eylül 2014 Pazar

Kemal Kelleci ‘Kapıdaki Yabancı’

1

Geçen hafta,
Çengelköy, Çınaraltı’nda otururken arkadan bir el masama bir kitap bırakıverdi.
İsimden önce resme takıldı gözüm;
Dallı, budaklı, gül desenli bir gömlek giymiş adamın saçları omuzlarındaydı.
İlk izlenimden sonra daha dikkatli baktığımda anladım ki, elimdeki kitap Kemal Kelleci efsanesine karşı bir saygı anıtıydı.
Kitabın ilk bölümünde kendisiyle yapılmış uzun bir söyleşiden sonra, dostları ve tanıdıkları aynı zamanda bir döneme tanıklık sadedinde Kemal Kelleci’yi anlatıyordu. Bir solukta okudum okumasına ama içim de burkulmadı değil.
Doğrusu böyle bir çalışmadan hiç haberim olmamış anlaşılan. Yoksa Kelleci adına dikilen anıta bir taş da ben koymak isterdim.
2
Çok şey paylaşmış Kelleci’nin dostları.
Ama sanki bir husus ıskalanmış gibi geldi bana. Ya da abartılmış.
Kelleci’nin diğer gamlığı, öğrenci hamiliği, fakir dostluğu, ümmet bilinci, hepsinden önemlisi Kur’an anlayışı ve bütün Türkiye’yi Kur’an’la tanıştırma çabaları anlatılırken;
Bu çaba bağlamında bütün Türkiye’yi, şehirleri, grupları, dernek ve vakıfları, öğrenci evleri arasında bitmez gelgitleri yüceltilirken;
Hiç yüksünmeden, bir gün bile miskinlik yapmadan, evini ve çocuklarını ihmal etme pahasına kendini İslam’a ve Kur’an’a adamışlığı aktarılırken;
Sanki duygularından arınmış, hiç hayal kırıklığı yaşamayan, darılmayan, darıltmayan, küsmeyen, küstürmeyen mekanik, işe ayarlanmış bir eleman ortaya çıkmış gibi.
Belki kitaba katkı olur diye;
Kelleci’nin bizzat şahit olduğum iki üzüntüsünü paylaşmanın doğru olacağı kanaatindeyim.
Bir: 80’li yıllardı büyük ihtimalle.
Çengelköy’de bir iftar sofrası.
Sofra hem misafirler açısından zengin, hem yiyecek açısından. Çengelköy’ün daimi müdavimlerinin yanında Ankara’dan Kemal Kelleci gelmiş.
Marmara İlahiyat’tan Bekir Karlığa, Necip Taylan, Kasım Turhan, İlhan Kutluer, Mustafa Öz.
İstanbul Üniversitesi’nden Mahmut Kaya ve isimlerini hatırlayamadığım kalabalık bir dost grubu.
İftar yemeği ise tarihi bir yalının damından aşırılmış oluklu kiremitin içine, defne yaprakları arasına, Boğaz’da oltayla tutulmuş ve ekmek fırınında pişirilmiş lüfer balığı. Kemal Kelleci iftar öncesi sohbette her zamanki gibi muhataplarını ‘betona pike yapmak’la ve ‘mantarolojik’ teoriler üretmekle ve esasa dair bir şey yapmama konusunda uyarmakla, ‘bildirgeç’ini sunmakla meşgul.
Nihayet iftar saati gelip yemek faslına geçilince, uzun süren bir sessizlikten sonra içimizden biri, biraz da takılmak isteğiyle “Kemal Abi niçin konuşmuyorsun?” deyiveriyor.
Sevgili Kemal Abi’nin “henüz konsantre olamadım” cevabı üzerine Mahmut Kaya tam zamanıdır deyip ‘henüz konsantre olamadım’ başlıklı bir fıkra anlatıyor.
(Fıkrayı burada anlatacak değilim. Rencide edici olduğunu söylemek yeterli)
Bunun üzerine Kelleci belki bir-iki yıl Çengelköy’e uğramadı, küstü bize...
Yüzümüze bir şey söylemedi, ama belki de sadece fıkrayı anlatana değil hepimize gönül koydu.
Çok uzun zaman sonra gönlünü tamir edebilmiş olmalıyız ki yeniden kendisini Çengelköy’de evlerimizde ve gönüllerimizin müstesna köşesinde misafir edebilme onurunu kazanmıştık.
İki: Ak Parti iktidarının ilk yılları. TBMM’nin iktidar kulisindeyiz, Kelleci de orada.
Kelleci, o zaman Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’i yakalıyor. Bir konuda (konunun ne olduğunu mahfuz tutuyorum) yardım istiyor Bakan’dan.
Bakansa olumlu bakmıyor meseleye.
Sevgili Kemal Abim, çok bunalmış ve aşağılanmış olmalı ki, son çare olarak
“Sayın Bakanım” diyor.
“Her şeyi, ortak yaşanmışlıkları ve dostluğu falan bir tarafa bırakıyorum. Sana değer verdiğim ve seni önemsediğim için ve ihtiyacın olduğunu bildiğim için sana bir takım Fi Zilal’il Kur’an vermiştim, hatırlarsın, hiç değilse onun hatırına bu işle ilgilen...”
(Eğer bu olayın tanığı sadece ben olsaydım paylaşmazdım, ama isimlerini hatırlamasam da başka tanıklar da olduğu için yazıyorum.)
Bunun üzerine Abdüllatif Şener:
“Doğru söylüyorsun Kemal Abi, bana Fi Zilal’il Kur’an’ı sen hediye etmiştin. Halen duruyor. Bir adres ver de yarın oraya göndereyim” dediğinde Kemal Abi’nin ve diğer dinleyenlerin neler hissettiğini, yaşadığını söylemeye gerek yok herhalde.

<p>Oyuncu kadrosuyla göz kamaştıran 'The French Dispatch' nihayet beyaz perdede...  Türkiye'de 'Fran

'Gazeteciliğe aşk mektubu' The French Dispatch

Türkiye'nin en yüksek barajında geri sayım başladı!

Tahtaköprü Barajı'nda korkutan görüntü! Su seviyesi yüzde 2'ye düştü

Milli Deniz Topu'nun test atışı gerçekleşti! Tam isabetle vurdu