İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 4.7073
  • 5.5003
  • 197.15
  • 103.200

HANGİSİ ÖNEMLİ?

1

Fırat Kalkanı Operasyonu başladıktan, hatta 15 Temmuz’dan sonra bile; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Hükümete saldırmak için Selahattin Demirtaş kimi beyanlarında hala; (MİT tırları operasyonunu kastederek) Türkiye’nin DAEŞ’e silah verdiğini söylüyordu.

Dışarıdan görüldüğü kadarıyla, ne söylediğini bilmeyecek denli aptalın teki değil Demirtaş.

Söz konusu söylemi bile isteye, kendince üst seviyede siyaset yapmak adına kullanıyordu.

Türkiye’de herkes bu söylemin doğru olmadığını (Kürtler dahil) biliyordu ama, Demirtaş’ın hedef kitlesi Türkiye ve/veya Kürtler değildi. Onun amacı Batı’ya, Batılı liderlere ve halklara seslenmekti.

Değil mi ki Batı’da bütün oyunlar DAEŞ üzerinden dönüyordu ve DAEŞ düşmanlığı ortak inanç haline gelmişti, öyleyse bu dünyaya hitap ederek kendilerini sevimli/taraftar gösterip Türkiye’yi ötekileştirip haksız göstermek mümkündü.

Yani, Demirtaş, partisinin ve kendisinin geleceğini, kendi ülkesine ve kendi halkına dayandırmaktansa, Batı’ya yaranmanın daha doğru olacağına inanmıştı. Kendince ‘beka’yı Batı’da görüyordu.

2

Hırs ve öfke insanın gözünü kör eder derler ya…

Demirtaş da, bu yolun çıkar bir yol olmadığını göremiyordu.

Anlaşılan hiç dönüp geriye, tarihe bakmamıştı.

Bakabilseydi şayet; Osmanlı’nın son döneminde bazı askerlerin, siyasilerin, aydınların da Osmanlı’nın ‘beka’sı için Batı ile uzlaşmanın kaçınılmazlığına inandıklarını görürdü. Hatta kimisi İngiliz, kimisi ABD mandası dahi isteyecek duruma gelmişti. Kendi halkına ve o halkın taşıdığı tüm değerlere sırtını dönmüş, Batılılar gibi olunursa ayakta kalacaklarına inanmışlardı.

Batı’ya yaranmanın pratik bir yolu da Abdülhamit’e saldırmaktı. (Bugüne ne kadar da benziyor değil mi?)

3

Ama zaman geçtikçe görüldü ki, Batı’ya yaslanmak, Batı yalakalığı yapmak hiçbir işe yaramadı. Osmanlı gümbür gümbür çöktü.

Ondan sonradır ki; kimi askeri ve siyasi zevat yeniden yorgun ve yoksul halkı fark etti, onlara geri döndü.

Onlar dönmüştü de halkın onları kabulü o kadar kolay değildi. Bunun üzerine o kadrolar, halkın değerlerini yüceltmeye, böylece halk ile iletişim kurmaya çalıştılar. Mustafa Kemal’in bile cami kürsüsüne çıkıp hutbe irat etmesi bu cümledendir.

Ne kadar yorgun olsa da, silahsız olsa da, moralsiz olsa da halka yaslanarak, millete güvenerek çıkılan yolculuğun sonunda kurulabildi Türkiye Cumhuriyeti Devleti.

4

Görülen o ki Demirtaş ve partisi kendi tabanlarından uzaklaştıkları, kendi halkının değerlerine yabancılaştıkları oranda ve ölçüde desteklerini kaybettiler. Gelinen bu noktada Batı’ya şirin görünerek mevcudiyetlerini korumanın hesabını yapıyorlar.

Ne kadar yanlış bir hesap.

Daha şimdiden belli değil mi?

Bunca çırpınışlarına ve çabalarına rağmen, gözaltına alınmalarına ve tutuklanmalarına karşı, sokağa çıkmaya çağırdıkları Kürt halkı onların seslerini duymuyor.

Çünkü, onların biyolojik kimliğinin önemi kalmadı bir noktadan sonra. Kültürel ve yerel kimlikler, aidiyetler ön plana çıktı.

Velhasıl, doğal tabanı olmayan hiçbir hareketin sürgit yaşaması mümkün değildir.

Ayrıca Batı(!) hiçbir zaman kendi coğrafyası, kendi milleti dışında hiçbir değere kıymet atfetmemiştir, görülen o ki bundan sonra da etmeyecektir.

İngiltere´de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan´ın seçimde kazanması için Kur´an okuyup dua eden güv

İngiltere´de Erdoğan´a dua eden güvenlik görevlisi

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

En Çok Okunanlar