• $8,2794
  • €10,0099
  • 482.834
  • 1427.73
16 Haziran 2014 Pazartesi

‘Güncel’ yazdım

1
Dostların uyarılarından bağımsız olarak da farkındayım, haber diliyle yazamadığımın. Günlük gazetede köşe yazarından beklenen güncel olaylar hakkında bilgi vermek veya analiz yapmaktır.
Yani güncelle doğrudan ilgiliyse bir yazı ancak köşe yazısı olabilir.
Öyleyse biz de öyle yapalım iki güncel konu hakkında düşüncelerimizden yola çıkarak bir yazı çıkarmaya çalışalım, dedik.

2
Birinci mesele;
Lice olayları bağlamında Kürt meselesidir.
Yüzlerce binlerce vesileyle yüzlerce binlerce kez söylenmiştir +1. sefer bizde ifade edelim ki Türkiye’nin birincil problemi Kürt meselesidir.
Türkiye’nin kontrolden çıkıp çıkmaması, gelecek 5 yıl, 10 yıl, 25 yıl için koyduğu hedeflere ulaşıp ulaşmaması, ülkeler liginin üst sıralarına tırmanıp tırmanmaması, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın bir dünya lideri olup olmaması Türkiye’nin ‘Kürt meselesi’ni çözmesine bağlıdır.
Kürt barışı sağlandığında, (herkes biliyor da) bir İngiliz’in söylediği gibi Türkiye bir ‘imparatorluk’ olacaktır.
Bölgeyi ve dünyayı etkileyecek söz söyleme makamına oturacaktır.
Böyle olunca Türkiye’nin bugünkü konumundan daha ileri gitmesini istemeyenler Türkiye’nin ‘Kürt meselesi’ni halletmesini istemeyecektir.
Berk Üstündağ dostumdan aldığım bilgiyle söylersem.
Ülkelerinde tıpkı bankalar gibi yeterlilik rasyosu vardır. Hesaplaması da şöyledir.
Ülkenin coğrafi büyüklüğü x nüfus x yeraltı, yerüstü kaynakları x entelektüel kapasite.
Bu formüle göre Türkiye görece olarak entelektüel kapasitesinin yüksekliği sayesinde yeterlilik çizgisini zar zor geçmektedir.
Yani diğer üç unsurdan birinde uğrayacağı ufak bir kayıp, mesela bir miktar toprak kaybı, Türkiye’yi kendi kendine yeter ülke olmaktan çıkarıp, bağlı, kolonyel, uydu bir ülke durumuna düşürecektir. Sırf bu nedenle Türkiye’nin kendi kentleriyle barış sağlamasını istemeyecek birçok unsur bulunmaktadır ve onlar barışı engellemek için ellerinden geleni ardlarına koymayacaklardır.

3
Diğer güncel olayımız IŞİD meselesi.
Meselenin bir boyutu, bugün Türkiye İslam ülkelerine bakan yüzünde bir şii kuşatmasıyla karşı karşıyadır. Belki de ilk kez Hazar Denizi’nden Akdeniz’e kesintisiz bir şii kalkanı oluşmuş bulunmaktadır. Türkiye’yi kuşatan bu kalkan ancak Türkiye’nin kürtlerle barışması sayesinde kırılabilir.
Ayrıca;
On yıllardır denenerek görülmüştür ki İslam camiasında demokratik değerler Sünni İslam ülkelerinde yeşerebilmiştir. Birincil örnek Türkiye’dir. Türkiye’nin Osmanlı’dan tevarüs ettiği kabuller nedeniyle bir ağırlığı ve önderliği bulunmasına rağmen, etmik açıdan handikapları da vardır. Mısır bu anlamda kendi değerinden fazla öneme sahiptir. Eğer Mısır’da da demokratik bir sistem kurulabilseydi bu iki ülkenin örnekliği bu kez Sünni-Şii ayrımı dinlemeden bütün İslam coğrafyasını etkileyip dönüştürülebilirdi. Sırf bu nedenle bu ülkelerde demokratik değerlerin yükselmesi engellenmeliydi.
Bütün uğraşlara rağmen Türkiye ‘kalesi’ düşürülemedi ama Mısır darbesiyle şimdilik bu yol tıkanmıştır.
Yetmedi IŞİD gibi örgütler üzerinden dünyada İslam adına yapılan bütün terörist faaliyetler Sünni İslam’a fatura edilerek Sünni İslam toplumlarında da demokrasinin yerleşip yaşayamayacağı pompalanmaktadır. (IŞİD bağlamında Sünni camiada bulunmasına rağmen ‘Selefi İslam’ meselesi başka bir konu)
Büyük amaç bölgede ve İslam coğrafyasında sadece Türkiye’nin değil, tek tek diğer ülkelerin ve topyekun İslam coğrafyasının kendi kendine yeterliliğe sahip olmadığını; yönetilmeye, güdülmeye muhtaç olduğunu göstermek ve kabul ettirmektir.
Bu anlaşıldığı takdirde diğer bütün unsurların teferruat kaldığı görülecektir.

<p>Irak kuzeyinde başlatılan Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonlarında PKK terör örgütüne ait

PKK terör örgütünün inlerine girildi

Yusufeli Barajı gövde inşaatında sona gelindi

Kahramanmaraş'ta heyelan sonrası oluşan Turkuaz Göl, turizme kazandırılacak

Mudanya Yat Limanı deniz salyasıyla kaplandı