• $32,3607
  • €34,4602
  • 2438.65
  • 9814.19
4 Aralık 2022 Pazar

Anlamadığım Şeyler

Yabancı, escape, eloğlu, şımarık, etki/algı ajanı, ukala, cahil sosyolog Ertuğrul yine kusmuş zehirini.

28 Kasım Pazartesi günü, şehit Teğmen Duabey Onur Öztürkmen (Allah rahmet eylesin) üzerinden yazdığı yazıda "Neden hep yoksul çocukları ölüyor savaşta" diye bir cümle kuruyor.

Kendisinin de yazıda belirttiği gibi Şehit Duabey Onur Öztürkmen er değil, adı üstünde, teğmen;

Yani askerliği meslek olarak seçmiş birisi.

Dolayısıyla, nasıl ki bir maden kazasında madenciler ölüyorsa, savaşta da askerler ölür.

Demem o ki; meslek olarak askerliği seçenler mesela, görece olarak berberlerden daha yakındır ölüme.

Özkök bunları bütün cehline rağmen bilir.

Duabey dahil son zamanlardaki şehitlerimizin neredeyse tamamı, askerliği meslek olarak seçmiş değerlerimizdir.

Lakin zehrini akıtmak, toplumsal katmanları birbirine karşı kışkırtmak için; ordunun geçmişteki özelliğinin hala devam ediyor (erat ağırlıklı) izlenimi vererek, bütün bunları bile bile, cibilliyeti gereği, taammüden yapıyor.

Şimdi burada, sorulması gereken soru şu; Nasıl oluyor da;

Çok önemsediğim, çok değer verdiğim, çok sevdiğim, üzerine titrediğim Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy bu adamı, Özkök'ü Belediye'ye davet ediyor, belediye hizmetlerini gezdiriyor ve birlikte fotoğraf veriyor.

Ben bu duyguya anlam veremiyorum bir türlü.

ANLADIĞIM ŞEYLER

Belkıs Kılıçkaya'nın programında Berat Özipek kısaca, muhafazakarlığı şöyle tanımlıyor;

Geleneklere bağlı, aileyi korumakta kararlı, kutsal değerlere saygılı, tedrici değişimden yana olma hali.

27 Kasım günü, AK Parti'nin NEF Stadında yaptığı toplantının daha girişinde, partinin resmi bir sıfat olarak benimsediği muhafazakarlık üzerinden yoluna devam ettiği ayan-beyan ortadaydı.

Başı açık kadınlar, başı örtülü kadınlarla yan yana, iç içe iken (ne yazık ki sakal üzerinden erkeklere dair benzer bir cümle kurulamıyor artık) 50 binin üzerindeki kalabalıkta, çıplaklık olarak nitelendirilebilecek bir görselliğe rastlamak mümkün değildi...

Mekâna ve söyleme hâkim olan sloganlarda 'İstanbul Tamam' söylemi, bizi ta 28 yıl öncesine;

1994 yılı 27 Mart'ı 28'ine bağlayan geceye götürerek gelenekle sıkı bir bağ kurmamızı sağlıyor.

O gece İstanbul caddeleri, sokakları, görselliğe açık duvarları, 'Tamam İnşaallah' afişleriyle donatılmıştı.

Ayrıca neredeyse stadın tamamını çevreleyen 'öyle kazanacağız ki, kimse kaybetmeyecek' sloganı, içerik açısından bir muhafazakarlık manifestosu olduğu kadar, uzun zamandan sonra rahmetli Erol'un üslubuna dönüşün de beyanıydı sanki.

Yani, mutedil muhafazakarlığa dönüş...

İçerik olarak ise;

Vurup-kırmadan, asıp kesmeden (radikal devrimci bir şekilde), kimseyi aşağılamadan ve aşağılamaya bağlı ötekileştirmeden, kimseyi hakkı olan hiçbir şeyden mahrum etmeden... öyle bir zafer kazanacağız ki, mücadelede bizimle beraber olmayanlar, hatta karşımızda olanlar dahi sonuçta bizimle beraber olacaklar, ortaya çıkandan hoşnut olacaklar.

Öyle kazanacağız ki; zaferle birlikte; mevcut birikimlerimiz üzerine öylesine kıymetli katkılarda bulunacağız ki bu tedrici değişiklikten kimse şikayetçi olmayacak...

Emeği geçenlere teşekkürler.

<p>Anadolu Yayıncılar Federasyonu (AYF) Başkanı Sinan Burhan, Filistin'de bugüne kadar 140 gazetecin

Sultanahmet Meydanı'nda Gazze'de öldürülen gazeteciler anılacak

Antalya'da teleferikte mahsur kalanları kurtarma çalışmaları devam ediyor

İstanbul'da insan trafiği!

Hasankeyf'te bayram tatili yoğunluğu