• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kuran algımız Kuran'a uygun mu?

Ramazan, Kuran ayıdır. Çünkü Kuran, insanla bu zaman diliminde buluşmuştur. Kuran, Kuran'ın inmeye başladığı Kadir gecesinin 'bin aydan daha hayırlı' olduğunu söyler. Kadir Gecesi, insanlık tarihinde bir dönüm noktasını belirleyen Kuran'ın geldiği gecedir. Bu gecenin diğer gecelerden daha farklı olmasını istiyorsak, öncelikle hayatımızın Kuran'la anlam kazanıp kazanmadığını düşünmeliyiz.
Diyoruz ki, Ramazan ve Kadir Gecesi vesilesiyle, gelin hep birlikte biraz Kuran algımız üzerinde kafa yoralım. Her Müslüman, Kuran'ın Allah Kelamı olduğuna inanır. Kuran da kendisinin Allah katından geldiğinden emindir. Hatta samimiyetle, ön yargılardan arınmış kimselerin Kuran'ın Allah Kelamı olduğunu kolaylıkla görebilecekleri gibi bir beklentinin Kuran'da mevcut olduğunu söyleyebiliriz.
ANLAŞILMAK İÇİN İNDİRİLDİ
Kuran'ın Allah katından gelmiş olmasının anlamı nedir? Allah Kuran'ı niçin göndermiştir? Bu ve benzeri soruların cevabını Kuran'da aramak gerekmektedir. Kuran'dan hareketle Kuran'ın tanımını yapmaya çalışalım: Kuran, Hz. Muhammed'e, Cebrail vasıtasıyla, anlaşılsın diye Arapça olarak gelen (12/1-2), 'alemler için öğüt' (12/104), 'kendinden önceki kitapları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmet' (112/111) olan, insana her bakımdan destek olan, anlaşılması kolaylaştırılmış apaçık bir kitaptır.
Bu tanım en başta, Kuran'ın anlaşılamayacağı ya da bazı özel bilgi sahibi insanların onu anlayabileceği şeklindeki iddiaların ne kadar temelsiz olduğunu göstermektedir. Yüce Yaratıcı, Kuran'ın 'anlaşılmak için indirildiğini' defalarca belirtirken, onun anlaşılamayacağını söyleyebilmek, en hafif tabirle Kuran'a yönelik bir iftiradır, bir haksızlıktır. Kuran'ı, sadece   Allah katından özel bilgi alan insanların anlayabileceği, diğer kimselerin onların açıklamalarıyla yetineceği şeklindeki iddialar da açıkça Kuran'a aykırıdır. Çünkü, Hz. Muhammed'in dışında hiç kimse Allah'dan özel bilgi aldığını, akıl sağlığı yerinde ise iddia edemez. Hz.  Muhammed'in peygamberlerin sonuncusu olduğunu Kuran söylemektedir. (33/40)
OKUMANIN ÖN KOŞULU YOK
Kuran'ın anlaşılamayacağına yönelik iddialar ve yüzünden, anlamaksızın okumanın özel bir önem kazanması daha çok ana dili Arapça olmayan Müslümanlarla ilgili olmalıdır. Arapça bilen bir insan, kendi birikimi çerçevesinde Kuran'ı anlayabilir.
Arapça bilmek alim olmak anlamına gelmez. Tam da yeri gelmişken önemli bazı hususları açıkça belirtelim:
1. Dil olarak Arapça'nın bir kutsallığı yoktur. Hz. Muhammed Arapça konuştuğu için Kuran'ın dili Arapça olmuştur. Müslüman olmayan Arapların da mevcut olduğunu hatırlamakta fayda vardır.
2. Kuran okumanın hiçbir ön koşulu yoktur. Kuran, tek bir ön koşuldan söz eder: Şeytanın şerrinden   Allah'a sığınmak ve birtakım önyargılardan arınmış olarak Kuran okumaya başlamak. Abdest, Kuran okumanın ön koşulu değildir.
3. Kuran ile insanın arasına hiç kimse giremez. Her Müslüman'ın kendisi doğrudan Kuran'ın muhatabıdır. Her insan, kendi donanımı, çabası, yeteneği ve birikimi çerçevesinde Kuran'ı anlayabilir. Kuran'ı anlamanın da dereceleri vardır.
4. Kuran, samimiyetle kendisine yaklaşan insanlara, samimiyet derecelerine, emeklerine ve birikimlerine göre kendini açar.
5. İslam söz konusu olduğu zaman, belirleyici tek bilgi kaynağı Kur'an-ı  Kerim'dir.
6. Arapça bilen ancak dini tahsil görmemiş bir kimse Kuran okuduğunda ne kadar anlayabilirse, Türkçe bir mealden okuyan kimse de en az onun kadar  Kuran'ı anlayabilir.
7. Kuran okuyarak sevap kazanmak isteyen bir kimse, öncelikle onu anlayarak okumak zorundadır. Anlamaksızın Kuran okumak, bir anlamda kavanozun dışından bal yalamaya benzer.
Anlamaksızın Kuran okuma, esas itibarıyla Arapça bilmeyen Müslümanların ciddi bir sorunudur. Bu doğrultuda bazen 'Kuran'ın, anlamaksızın sayfalarını çevirmek, ona bakmak bile sevaptır' türünden, Kuran'ı bütünüyle işlevsiz kılacak uç savrulmalara bile rastlayabiliyoruz.
Her Müslüman'ın Kuran'ı okuma arzusunu anlayışla karşılamak gerekmektedir. Bu, ileri yaşlarda zaman zaman 'meşguliyet terapisi' gibi bir işlev de görmektedir. Ancak, bir kimse Kuran'ı anlamaksızın yüzünden okumayla; Arapça bilip, onu anlamaya çalışmak arasındaki farkı fark edemiyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir. Bazen, bütün meziyeti Kuran'ı yüzünden okumak olan kimselerin kendilerini 'alim' zannettiklerine şahit olmak insanı üzmektedir.
Açıkça söylemekte fayda vardır: Eğer  Kuran'ı; Arap harflerini öğrenerek okumak, onu anlamaya giden süreçleri kapatıyorsa, bu durum açıkça Kuran'a aykırı olduğu için ciddi olarak sorgulanmayı hak etmiş olur. Kuran'a yapılabilecek en büyük saygısızlık, onun anlaşılmasını engellemektir.
KURAN BİZİ YÜCELTİR
Hz. Muhammed, insanlara Kuran'ı tebliğ ederek peygamberlik görevini yerine getirmiştir. Hz. Muhammed, hiçbir kimseye, 'sen  Kuran'ı okuma, anlayamazsın' dememiştir. Tam tersine her fırsatta insanları Kuran'la yüz yüze getirmek için çaba sarf etmiştir. Özellikle Mekke döneminde Müslüman olan 'öncü' nesiller, doğrudan Kuran'ın etkisinde kalarak Müslüman olmuşlardır. Hz. Muhammed diyor ki: 'Kuran okuyan kimseye şöyle denir: Oku ve yücel!.. Makamın son okuyacağın ayetin olduğu yerdedir.'
Kuran, anladığımız ölçüde ve onun değerlerini hayatımıza taşıyabildiğimiz kadar bizi yüceltir.
www.hasanonat.net

<p>Nijerya açıklarında Türk gemisine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda bir denizci hayatını

Türk gemisine saldırının arkasında Fransa mı var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!