• $7,4627
  • €9,024
  • 437.81
  • 1524.49
03 Ağustos 2012 Cuma

Kerbela'ya giden yollar

İslam dünyasının her yöresi Kerbela'yı andırmaktadır. Şu Ramazan ayında, “Bir tek insanın haksız yere öldürülmesinin tüm insanlığın öldürülmesine eşdeğer” olduğunu bildiren Kuran'ın indiği ayda, her ne sebeple olursa olsun bir tek masum insanın kanının akmasını / akıtılmasını izah etmek mümkün olmaz... İslam, bütün insanlık için hayatı, barışı esas alan bir dinken, Müslümanlar ya birbirlerini öldürüyorlar, ya tıpkı Kerbela'da olduğu gibi masum insanların hunharca katledilmelerine seyirci kalıyorlar. En kötüsü de duyarsızlık... Ölümü bu kadar kutsamak ve kanıksamak hayra alamet değildir. Aslında sözün bittiği yer, tam da burasıdır...
İnsanın içinden Akif gibi haykırmak geliyor: “Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun! İslam'ı da “batsın' diye tutmuş yediyorsun! Allah'tan utan: Bari bırak dini elinden... Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen! Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat? Allah'tan utanmak da olur ilim ile... Heyhat!'
Akif bu dizeleri 1913'te, bugün hafızasını yitirmiş Müslümanların atalarının gerçek anlamda varlık-yokluk mücadelesinin içinde olduğu, yoksulluğun, cehaletin kol gezdiği günlerde yazmış. Aradan 99 yıl geçmiş; şiirin tamamını okuduğunuzda, sanki bugünü anlatıyor gibi, İslam dünyasını kasıp kavuran vahşete, hamakate, cehalete isyan ediyormuş gibi bir duyguya kapılıyorsunuz.
Kerbela da, sözün bittiği yerlerden birisiydi. Kufeliler, Yezid'e bey'at etmeyi reddettiğini öğrendikleri Hz. Hüseyin'e çuvallar dolusu mektup göndermişlerdi. Onu Kufe'ye davet ediyorlardı. Hüseyin, durumu yerinde tahkik etmesi için amcasının oğlu Müslim b. Akil'i Kufe'ye gönderdi. Müslim b. Akil, bir süre sonra Kufelilerin Hüseyin'i beklediklerini, ortamın müsait olduğunu bildiren bir mektup yazdı. Hüseyin de, başta üvey kardeşi Muhammed b. El-Hanefiyye ve Abdullah b. Abbas olmak üzere, bazı yakınlarının Kufelilere güvenilemeyeceği konusundaki uyarılarına rağmen, çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu yaklaşık 70 kişilik bir kafileyle yola çıktı. Abdullah b. Abbas'ın Hüseyin'in gitmemesi gerektiğini belirten şu sözleri Taberi, Belazuri gibi önemli kaynak eserlerde yer almaktadır: “Onlar babanı ve ağabeyini zor günlerinde yalnız bırakmışlar, verdikleri sözde durmamışlar, onları aldatmışlardır. Ben, seni de yalnız bırakmayacaklarından, korkakça davranarak etrafından dağılıp gitmeyeceklerinden, hatta sana düşman kesilmeyeceklerinden emin değilim... Senin gittiğin yerde helak olacağından korkuyorum. Iraklılar gaddar, vefasız, güvenilmez, sözlerinde durmaz bir topluluktur. Sakın onlara yaklaşma. Sen burada, bu beldede otur. Sen Hicaz halkının seyidisin...'Hüseyin bütün uyarılara rağmen Kufe'ye doğru yola çıkar. Bu arada Ubeydullah b. Ziyad, Irakeyn Valisi olur ve Kufe'de olaylara el koyar. Önce Müslim b. Akil'in etrafındaki insanları, herkesin anlayabileceği dili kullanarak, kimini parasıyla, kimini makam-mevki vadiyle, kimini de korkutarak dağıtır. Daha sonra da, yalnız kalan Müslim b. Akil'i öldürtür ve tamamen Kufelilerden müteşekkil bir orduyu Hüseyin'in üzerine gönderir. Hz. Hüseyin ve yanındaki pekçok kimse, Kerbela'da hunharca katledilir. Hüseyin'i öldürenlerin arasında, daha önce kendisine Kufe'ye gelmesi için mektup yazan isimler de vardır. Onu çağıranların önemli bir kısmı, onun katledilmesine seyirci kalmış; Kufe'de kılını kıpırdatmamıştır. Daha sonra ona yardım etmedikleri için pişmanlık duyarak Kerbela'nın intikamı adına Tevvabun Hareketi'ne kalkışanlar da yine Kufelilerdir.

HAMAKAT VE DUYARSIZLIK
Kerbela'dan söz etmekteki amacımız, eski yaraları kaşımak değildir. Ancak yeni Kerbelalara meydan vermemek için Kerbela'yı doğru anlamak gerekir. Biz diyoruz ki, eğer Kerbela'yı doğru anlamak gibi bir niyetimiz varsa, işe Muaviye'nin Hz. Osman'ın öldürülmesinden sonra Şam'da başlattığı, kendisine iktidar yolunu açan kampanyayla başlamak gerekir. Muaviye'nin bir siyasi deha olduğu bilinmektedir. Yaptıkları, dini ve ahlaki açıdan kabul edilemezse de, onun iktidar uğruna her şeyi feda edebileceğini göstermektedir. Nitekim Osman'ın kanlı gömleğini, Naile'nin kesik parmaklarını teşhir ederek başlattığı kampanya, Hz. Osman'ın katilinin Hz. Ali olduğu iddiası üzerine oturtulmuştur. Muaviye, Osman'ın öldürülmesinde Ali'nin dahli olmadığını çok iyi biliyordu. Ancak, kendisine iktidar yolunu açacak anahtarın kabilecilik, tarihi Emevi-Haşimi çekişmesi zemini olduğunu da çok iyi biliyordu. Sıffin'de savaşın en kritik anında Kur'an sayfalarının mızrakların ucuna asılması, iktidar hırsının insana neler yaptırabileceğini göstermektedir. Hakem olayındaki entrikalar, Hz. Ali'nin öldürülmesi, daha sonra da Hasan'ın hilafet iddiasından vazgeçmek zorunda bırakılması, Kerbela'ya uzanan yoldaki bazı işaret taşlarıdır.İslam dünyasını kan gölüne çeviren Muaviyelerin, Yezitlerin hırsları, açgözlülükleri ve Müslümanların hamakati ve duyarsızlıkları değil de nedir? Yeni Kerbelaların yaşanmaması için geçmişten ders çıkartmak, dinin siyasal bir ideolojiye indirgenmesini önlemek ve insanın bizatihi değer olduğu kavramak gerekir. www.hasanonat.net

<p>Okurlarından gelen 'Kullanmış olduğunuz dil, çoğu kez 'ağdalı ve anlaşılması güç' noktasında gele

'Türkçenin inceliklerini kullanmazsak yok olup gidecek'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Akrep ve fare karşı karşıya gelirse... İlk kez görüntülendi!

Ölümsüzlük mantarı olarak biliniyor! Türkiye'de üretilmeye başlandı