• $7,4144
  • €9,0214
  • 443.735
  • 1543.75
17 Ağustos 2012 Cuma

Buhari'nin başına gelenler...

Buhari İslam dünyasının yetiştirdiği büyük hadis alimlerinden birisidir. 194/810 yılında Buhara'da doğduğu, 256/869'da Semerkant yakınlarındaki Hartenk'te vefat ettiği bilinmektedir. Buhari'nin hazırlamış olduğu Sahih-i Buhari diye meşhur olan Camiu's-Sahih, altı hadis kitabının en meşhurudur.
Buhari, Ahmed B. Hanbel'in 'Nişabur onun gibi birini daha çıkarmamıştır' diyerek övdüğü bir alimdir. Buhari, bir gün Ahmed b. Hanbel taraftarlarının yoğun olduğu Nişabur'a davet edilir. İçlerinde Buhari'ye hocalık yapmış bulunan Zühli'nin de bulunduğu bir ortamda insanlara hitabeder. O esnada konu dönüp dolaşıp dönemin meşhur sorusu 'Kur'an'ın mahluk olup olmadığı' meselesine gelir. Buhari, Kur'an'ın lafızlarının ve yazılı halinin insanların kendi fiilleri olduğunu, dolayısı ile mahluk, yani yaratılmış olduğunu söyler. Bunun üzerine adeta kıyamet kopar. İnsanlar Buhari'yi protesto ederler. Buhari Nişabur'u terk etmek mecburiyetinde kalır. Memleketi olan Buhara'ya gider...
Buhari'yi Buhara'da da rahat bırakmazlar. Önce eğitim öğretim faaliyetinde bulunması yasaklanır. Daha sonra da sürgün edilir... Buhari Semerkan'ta gitmek ister. Semerkantlılar onu şehre sokmazlar... Sonunda Buhari yolda vefat eder...
Bu zikrettiğimiz hususlar, Buhari gibi bir alime reva görülenlerden bir kısmının çok kısa bir özettir. Aslında Buhari'nin ona bu sıkıntıları çektiren Hanbeli zihniyetten çok da farklı düşündüğünü söyleyebilmek pek mümkün değildir. Buhari de, esas itibariyle Kur'an'ın yaratılmamış olduğu kanaatindedir. Ancak, onun sözlerinin mahluk olabileceğini söyler...
Şimdi biraz bu yaşananları anlamaya çalışalım. Bugün için Kur'an'ın yaratılmış olup olmadığı hiç kimsenin ilgi alanına girmiyor. Böyle bir güncel tartışma yok. Hiç kimse, bir başkasını Kur'an yaratılmış ya da yaratılmamış dediği için tekfir etmiyor. Bu tartışmanın yapıldığı zaman dilimine gidelim. Abbasi Halifesi Me'mun tüm siyasetini 'Kur'an yaratılmıştır' tezi üzerine inşa ediyor. Mu'tezile gibi Tevhid'e vurgu yapan, aklı etkin kullanmaya çalışan, özgürlükçü bir mezhep, bu ve benzeri bazı görüşleri iktidarla örtüştüğü için iktidara payanda oluyor. Me'mun, görüşlerini topluma zorla kabul ettirmeye kalkışıyor. Bunun için de Mu'tezili alimleri kullanıyor. Bu süreçte işkence gören isimlerden birisi de meşhur Ahmed b. Hanbel'dir. Sonuçta iktidara payanda olanlar iktidarla birlikte çökmek zorunda kalıyor. Ancak Mihne olarak tarihe geçen şiddet ve baskı döneminin faturası da Mu'tezile'ye kesilmiş oluyor.
12 yıl kadar süren Mihne dönemi bittikten sonra bir karşı mihne süreci başlıyor. Bu sefer de, 'Kur'an yaratılmıştır' diyenler işkence görmeye başlıyor. Çünkü Hanbeli anlayışa göre Kur'an'ın yaratılmış olduğunu söylemek küfre düşmektir. İşte Buhari de aslında Kur'an yaratılmamıştır görüşünde olmasına rağmen, Hanbelilerin düşüncelerine tıpatıp uygun cümle kurmadığı için sürgün ediliyor, yollarda hayatını kaybediyor.
Karşı mihne sürecinde zarar gören sadece Buhari değil... Ünlü tarihçi Taberi de, sırf Ahmet b. Hanbel'i müctehit kabul etmediği için ev hapsine maruz bırakılıyor. Öldüğünde cenazesine yönelik taşkınlıklar yapılıyor ve yaşadığı eve gömülmek durumunda kalıyor...
İSLAM'IN İSTEDİĞİ ADALET
Bu hadiselerden çıkarılabilecek bazı dersler vardır. Bugün Türkiye dahil bütün İslam dünyasında hem mihne, hem de karşı mihne sürecinin birlikte yaşandığının işaretleri çok fazladır. Maalesef İslam birleştiricilik vasfını kaybetmeye başlamıştır. Müslümanlar, İslam Ortak Paydası üzerinde bütünleşmek yerine, Kur'an'ın uyarısına rağmen fırka fırka olarak 'İslam'ı parçalama'yı marifet saymaktadırlar. Bu durum, her Müslüman topluluk kendi anlayışını İslam'la özdeşleştirdiği için, iktidarın gücüne sahip olma arzularını tetiklemekte, salt güçle İslam'ın ve İslami değerlerin hakim kılınabileceği yanılgısını beslemektedir. Oysa İslam'ın bir din olarak egemenlik iddiası yoktur. Müslüman'ın ise, elbette adaleti hakim kılma arzu ve iddiası olacaktır. İslam'ın istediği adalet hem fıtratla örtüşen, hem de aklın gerektirdiği evrensel boyutu taşıyan bir adalettir. Allah'ın indirdiği ile hükmetmek din devleti kurmak değil; Allah'ın rahmetinin kuşatıcılığını insanın etki alanının en uç noktalarına kadar taşıyabilmektir. Vahyin, aklın ve bilimin birlikte etkin olması sağlanabilirse, insanların insanca yaşayabilecekleri beşeri bir sistem kurmak da, dünyanın yaşanılabilir bir yer olmasını sürdürmek de mümkün olabilir.
TEKFİR BUMERANG ETKİSİYLE VURUR
Öte yandan, Kur'an 'dinde zorlama yoktur' derken, Müslümanların mezhep, cemaat, tarikat adına Müslümanları 'kendileri' gibi Müslüman yapmaya kalkışma hakları yoktur. İslam açısından iman ve sorumluluk bireyseldir. İktidara payanda olan Mu'tezili zihniyet Ahmed b. Hanbel ve onun gibi Kur'an yaratılmamıştır diyenleri tekfir ederken, Hanbeli zihniyet de Kur'an yaratılmış diyenleri tekfir etmiştir. Her iki anlayış biçimi de açıkça Kur'an'a ve Hz. Peygamber'in tatbikatına aykırıdır. Tekfir probleminin günümüzde de mevcut olduğu görmezlikten gelinmemelidir. Tekfir silahı, bumerang gibi geri döner ve tekfir edeni vurabilir. 
Kur'an, bilgiye dayalı olan imanı ön görür. Mü'min her sözü dinler, anlar, en doğrusunu bulur ve onu benimser. Eleştirel düşünce gelişmediği taktirde gelenek din haline gelebilir. Kur'an 'ataların dini' adı altında geleneğin dinleştirilmesini eleştirir. Geleneğin dinleşmesi dinin işlevini yitirmesi anlamına gelmektedir. İşte o zaman aynı görüşü benimseyenlerin bile birbirlerine tahammülü olmaz... www.hasanonat.net

<p>'Burası bizim topraklarımız. Ne  kadar yerli olursak o kadar sağlıklı bakarız'</p><p>Osman

Türkiye'nin Batılılaşma serüveni

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İzmir'de depremin ardından acil yıkılan 71 binada inşaat çalışmaları başladı

Ankara'nın en yaşlı iki kadınına koronavirüs aşısı yapıldı