• $8,8433
  • €10,3738
  • 497.562
  • 1384.68
2 Ocak 2018 Salı

Kitap kafeler ama ne için?

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin

Gençlerin sosyalleşme temayüllerine bakınca kafe buluşmaları artık hayatın merkezinde… Bu mekanlar sosyolojik bir vitrin halinde bize değişen Türkiye’nin yeni kodlarını veriyor. Giyim kuşam biçimlerinden davranış usullerine, kullanılan dilden, ilişki kodlarına her şey bu vitrinden okunabiliyor.

Dışarıda yemek yemek, son yirmi yılda daha yaygın bir hal aldı. Öncesinde daha sınıfsal bir gösterge ya da mahremiyetin konusu iken ve toplumun sınırlı kesimleri tarafından yapılabiliyorken, artık dışarıda yemek planı yapmak çok daha yaygın hale geldi. Toplumun tüm kesimleri kendi meşrebine, bütçesine göre kafelerde buluşup bir araya geliyor. Kafeleri mesken tutanlar dahi var. Bir restoran ya da kafe masası artık bir yeme-içme tablası olmaktan öte yepyeni anlamlar taşıyor. Yaşam artık o masanın etrafında dönüyor. Bu, şehir mimarisini de şekillendiriyor. Artık inşa amacı sadece yeme-içme olan mekanlar var. Yan yana onlarca restoran-kafeden oluşan sokaklar, yaşam merkezleri inşa ediliyor.

20.yy. başlarında da, değişen sosyolojinin gözlem alanıydı restoran ve pastaneler. Değişen sadece mekan ve insan ilişkileri değil, yeme-içme kültürüydü aynı zamanda. Refik Halit Karay bu değişime şöyle dikkat çekiyordu; ‘Modern dönemin en hoşuma gitmeyen ciheti, mutfak ve yemeğin evden elini eteğini çekmesi, mutfak bacalarının tütmez olmasıdır. Kadınlı erkekli iş ve memuriyete sarılmak, ayrıca hem bunlara, hem de sinema saatlerine yetişmek kaygısı yüzünden halk gıdasını sokakta hemen hemen angarya savar gibi alelacele almaktadır.’

‘Fast food’un henüz keşfedilmediği bir çağda Karay, yemeklerin daha kısa zamanda ve daha hızlı yenilmesinden şikayetçiydi. Konaklarda yoğun emek gerektiren ve uzun uğraşların sonucu hazırlanan sofralar, yeme içme-kültürünün araçsallaşarak sıradanlaştığı bir sosyalleşme mekanına dönüşüyordu.

Her şeyi araçsallaştırarak yaşamın tüm öznelerini kararlı sabit kimliklerden esnek ve akışkan kimliklere dönüştüren postmodern kültür, mekanı ve zamanı da metalaştırarak görsel tüketime açtı. Kafelerin sırtını dayadığı kitapçılar da, müzeler de birer fona dönüştü artık.

Geçtiğimiz günlerde bir kitapçıda karşılaştığım bir dostla, kafe bölümüne geçerek bir süre oturup sohbet ettik. Bu sırada masalardan yükselen sesler, semtin diğer kafelerinde konuşulanlardan farksızdı. Raflardaki kitaplar, sohbet masalarına taşınmamış, ne Dostoyevski, ne Balzac masalara uğramıştı. Neyse ki, kitap okumayı yeterince bilmesek de, çok dilli mönüleri okumayı biliyorduk. Hepimiz Dominik kahvesi, İtalyan pizası, Fransız makaronu yiyorduk.

Biz masadan kalkmaya hazırlanırken, arkadaşlarıyla yan masaya yerleşmeye çalışan kırmızı şapkalı genç bir kız, Marquez’in Kırmızı Pazartesi’si ile çektirdiği fotoğrafı, ‘bir pazartesi anısı’ etiketiyle sosyal medyada paylaşıyor, ardından elindeki cinayet romanının üzerine kahkahalar savuruyordu.

Kitapçının fon, kitabın figüran olduğu bir dünyada okumak! Ama ne için?!

<p>Görüntüler İspanya'ya  bağlı Kanarya Adalarından. Cumbre Vieja Yanardağı'nda patlamaların şiddeti

Patlamaların şiddeti artıyor

''Yola çıkmalı'' dedirten 5 film

Mezarlıkta toprağa yarı gömülü halde bulundu!

Kilo vermek isteyenler dikkat! Limon diyetiyle ayda 10 kilo vermek mümkün