• $8,1018
  • €9,7098
  • 455.443
  • 1378.37
04 Şubat 2014 Salı

Haritalar bize ne söyler?

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Son günlerde devlet büyüklerinin yurtdışı gezileri vesilesiyle Türkiye'nin 360 derecelik dış politika gündemine bir kez daha şahit oluyoruz. Haritayı alıp önümüze koyalım; son bir ayın hafızamızda iz bırakan dış politika durakları; Pakistan, Japonya, Singapur, Malezya, İran, İtalya, Cenevre, Brüksel ve son olarak Almanya oldu. Görünen o ki son aylarda Asya-Pasifik ve Avrupa merkezli bir eksen oluşturmuş Türk dış politikası. Dünya haritasının merkezinde olmanın hakkı veriliyor adeta.
Harita demişken, duvarlarımızda asılı duran dünya haritasını gözümüzün önüne getirelim. Ezbere çizebilecek kadar aşina olduğumuz bir dünya tasarımı; ortada Atlantik Okyanusu, sağ tarafta Avrupa, Asya ve Afrika, solda boylu boyuna Amerika kıtası...
'Bu bildik klişenin konuşmaya değer ne yanı var' diyorsunuz değil mi?
Oysa tüm klişelerin bir diktatoryası var. Bizi bazı şeylerin gerçekliğine, biricikliğine inandırmaya çalışıyor. O halde klişeleri irdelemekte fayda var.
Sözgelimi dünya haritası başka türlü çizilemez miydi? Dünya yuvarlak bir küre olduğuna göre onu düzleme aktarırken, Pasifik Okyanusu ortaya alınıp, Çin ve Japonya dünyanın merkezine, Avrupa da haritanın en atıl köşesine, Alaska'nın yerine taşınabilirdi mesela. Mantıken bu yapılabilirdi.
Fakat politika buna müsaade etmez. Çünkü haritalar da politik araçlardır. Ünlü tarihçi Marshall Hodgson 'haritalarda bile hislerimizi anlatmanın yollarını bulmuşuz' diyor Dünya Tarihini Yeniden Düşünmek adlı eserinde.
Ve bize haritaların politik diline dair bazı sırlar veriyor. Sözgelimi, dünyayı 'kıta' şeklinde ayırdığımız kara parçalarına böleriz. Hindistan, tarihteki Avrupa ile aynı nüfusa sahip olduğu halde Avrupa gibi ayrı bir kıta olarak gösterilmemiştir. Demek ki kıta ayrımları, ne nüfus, ne bir coğrafi özellik, ne de belli bir kültürel yarık nedeniyledir. Avrupa şeklen müstakil bir kıta olamayacağı halde, kendini dünyayı oluşturan 7 büyük parçadan biri olarak görmüş ve orantısız bir mevki bahşetmiştir kendine. Hatta tüm kadim medeniyet merkezleri 40. paralelin güneyinde yer alırken, kuzeyde kalan Avrupa, mercator harita projeksiyonu ile kendini Hindistan ve Çin'den daha büyük göstererek bilinçlerimizi yanıltmış, tahrif edilmiş bir dünya tasavvuru sunmuştur dünyaya...
Nasıl ki Batı, dünya tarihi yazımı sırasında İslam, Hint, Çin gibi kadim medeniyetleri dışlayan bir anlatı kurgulamışsa, kompoze ettiği haritayla da tüm dünyaya kendini merkeze alan abartılı bir coğrafya tasavvuru sunmuştur.
Bu arada, Atlantik yerine Pasifik Okyanusu'nun merkezde olduğu bir harita Türkiye'yi de dünyanın merkezi olmaktan çıkarıp, kuytu kıyılara taşımaz mıydı? Kuşkusuz taşırdı. Burada önemli olan bu tür fikir jimnastiklerinin bize bir gün Çin'in de kendi medeniyet birikimine yaslanarak Pasifik merkezli bir haritayı da devreye sokabileceğini hayal ötesi görmemeyi hatırlatması. Zaten artık küresel bir dünyada yaşıyoruz. Dünyanın tek bir güç kutbu yok. Hodgson'ın bu hatırlatmaları yalnızca duvarlarımızda asılı haritaların aslında ne ölçüde politik bir kompozisyona sahip olduğunu gösteriyor.
Türkiye hem kadim medeniyet birikimi hem de coğrafi konumu itibarıyla her durumda önemli bir güç merkezi olmaya devam edecek. Bu nedenle hiçbir medeniyet birikimini dışlamadan Doğu ve Batı ekseninde oluşturacağı dengeli dış politika, geleceğin çok kutuplu dünyası adına önemli bir yatırım olacak.
İç siyasete de bu önemli güç merkezine kimin yön vereceği mücadelesi yansıyor. Bu toprakların sahibi millet mi? Yoksa haritalara dahi yön veren yabancılar mı?
Kuşkusuz basiret ve ferasetiyle millet yön verecek.

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen Koronavirüs'ün kalp rahatsızlığı olanlar üzerindeki etkis

Koronavirüs Kalp Krizine Yol Açar Mı?

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler