• $9,5494
  • €11,1171
  • 550.525
  • 1509.2
5 Temmuz 2016 Salı

Bir bayram hikayesi

Lacivert adlı öykü kitabımdan, değişen bayramlara dair naif bir hikaye; Çanta (2011-Şule Yayınları)
‘Boyumu aşan o dev çantanın, hayatımda benim olan bütün çantalardan daha değerli olacağını o gün ben de bilmiyordum. Eğer o çanta benim olursa, içimdeki neşe, dünyanın en kuytu köşelerinde bile mutluluk rüzgârları estirecekti. Aksi halde çocuk olmanın bütün güzelliği, “sana göre değil” sözünün dalgalandığı denizde boğulup gidecekti.

Beş-altı yaşlarındaydım. Bir bayram arefesinde, loş bir tuhafiye dükkânında kuruldu ayrıntıların tahtı hayatıma. Annemle çarşıya gitmiştik. Şekerci Hasan Amca’nın kavrulmuş lokumlarından alacak, bayramda bizimle olacak kuzenlerime hediyeler beğenecek ve son iftara yetişmek üzere acele eve koşacaktık. Çarşının çok kalabalık olduğunu annemin elimi sıkıca kavrayışından hatırlıyorum. Sıkılmaktan birbirine yapışan parmaklarım, naftalin kokan tuhafiye dükkânında serbest bırakıldığında uzun süre uyuşukluktan kurtulamamıştı.

O ışıksız dükkândaki en büyük eşya, tuhafiyeye adını veren bir kanarya kafesi idi. Geride kalan her şey, ancak bir bütünün parçası olduğunda kıymet kazanan şeylerdi; düğmeler, kemerler, iğneler, iplikler... Annem, çantasından çıkardığı kırmızı bayramlık elbiseyi tuhafiyenin emektar tezgâhtarına uzattı. Elbiseye düğme beğenecektik. Raftan onlarca düğme indirildi; biri iliğe büyük geldi, birinin rengi uymadı, birini annem beğenmedi. Sonunda uğur böcekli beş düğme, dondurma külahına benzer kâğıt bir ruloya sarılarak elime tutuşturuldu. İki tane de kirazlı toka eklendi yanına.
Kanarya Tuhafiye’den çıkmak üzereyken üst üste duran düğme kutularını gölgeleyen bir çanta dikkatimi çekti. Boyumu aşan çanta, içimde yaşayan bütün bayram kelebeklerini uçuşturmaya başladı. Annemin koluna asıldım. Çantayı gösterdim. Annem önce “olmaz” dedi, sonra geri dönüp, tezgâhtardan çantayı istedi. Tezgâhtar bir bana baktı, bir de çantaya. Gözlerimin içine bakarak “O sana göre değil!” dedi ve arkasındaki raftan “bana göre çantalar” çıkardı. Oysa onların hiçbiri içimde uçuşan kelebeklerin başını döndüren o beyaz, şeffaf, “Mickey Mouse” çantası kadar sevimli değildi.

Annem, tezgâhtar kızın çıkardığı çantalardan birini isteyip istemediğimi sordu. Katiyetle “Ha-yır” dedim. Sitem çığlıklarının boğulduğu bu ses tonunda uzun süre devam ettirilecek bir huysuzluğun olduğunu annem de biliyor, fakat beş-altı yıl sonra kullanabileceğim bir çantayı bugünden almanın lüzumsuzluğuna annece gerekçeler sıralıyordu. Bu sırada iftar için kepenklerini indiren esnafın koşturmasını gören annem, bu fırsatı değerlendirdi ve elimden tutarak dükkândan çıktı. Aceleyle birkaç dükkâna daha uğrayıp yine parmaklarımı avuçlarının içine alarak yürümeye başladı. Yolda okunan ezanlar ne iftarı haber veriyor, ne de ramazanın bittiğini ilan ediyordu. Müezzinler, yeni bestelenen bir şarkıyı, “sana göre değil” şarkısını söylüyor, annem de hızlı adımlarla onlara tempo tutuyordu.
Eve yetiştiğimizde, kapıda bizi karşılayan teyzemin tebessümünü karşılıksız bırakıp odama koştum. Getirdiğimiz paketleri yağma edip, özenle seçtiğimiz hediyelerin büyüsünü bir anda öldüren kuzenlerime aldırmadan yatağa yattım. O gece hiçbir şey, beni huysuzluk gibi cezbedici bir oyuncağın başından kaldıramadı. Ve günlerdir beklediğim bayram provası, kuzenlerimin kendi aralarında yaptığı heyecansız bir gösteriye dönüştü. Beyaz rugan ayakkabılarım, kırmızı elbisem, kelebek yakalı hırkam da benimle birlikte çantanın hayaliyle uykuya gömüldü. Bütün heveslerimi, gece karanlığının yatıştırmasını beklerken, hiç ummadığım bir şey oldu. Mickey Mouse’un gülen çehresiyle aydınlandı gece. Rüya evimdeki hasta yatağımda beni ziyarete gelip, şefkatle başımı okşadı. Kaybettiğim bütün oyuncakları çantasından çıkarıp önüme koydu. Annemin sakladıklarını da birlikte aramayı teklif etti. Beni yataktan kaldırdı ve evde daha önce hiç görmediğim odalara götürdü. Tozlu raflardan oyuncakları indirmeme yardım etti. Bozulan trenlerim raylarda kaymaya, aylardır ağlamayan bebeklerim hiç susmadan ağlamaya başladı.

Fakat çok geçmeden gündüz oldu. Sokaktan geçen riyakâr bir baloncunun bayram vaadleri bebeklerimin ağlamasını bastırdı. Mickey Mouse, beni yalnız bırakıp uçan balonlarla beraber gökyüzüne yükseldi. Kaşlarım çatıldı. Yüzümdeki tebessüm bir anda yok oldu. Kirpiklerim birbirine dolandı. Güneş, ışığını ok gibi gözlerime sapladı. Rüya gittikçe benden uzaklaştı ve gerçek bütün canlılığı ile karşıma dikildi.

Gerçek! Evet gerçek... Aydınlığın tam ortasında rüyadan daha güzel bir gerçek karşımda duruyordu.
Çanta, iftar sonrası yeniden hareketlenen çarşıdan gece yarısı bir vakitte alınmış ve kırmızı elbisemin yanına özenle asılmıştı. Yaptığım huysuzluğun utancıyla karışan o sevinç, yüzüme yapışıp kaldı ve hayatımdaki bütün bayramları istilâ etti. Boyumu aşan çantayı, o bayram kullandım mı kullanmadım mı bilmiyorum ama hatırası yıllarca sürdü.
Yarın bayram. Evde ağlayarak uykuya gömülen kızlarına gecenin geç vakti çanta arayan babaları seyretmek için çarşıda dolaşıyorum. Mağazalar kalabalık, reyonlar sıkışık, her yer çanta dolu. Ama etrafta çanta arayan babalar yok. Çünkü bir çantanın hayalini uykularına taşıyan çocuklar yok.’
Bayramınız mübarek olsun!

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Geçen hafta ABD merkezli teknoloji devi Apple'ın çevrim içi olar

Facebook ismini değiştiriyor mu? | TeknoZone #6

Kepçe ile yol kapatıp drift yaptılar

Muğla'daki fosil alanında yeni buluntulara ulaşıldı

''UÇBEY''in ilk kez kullanıldığı operasyonda gri listedeki terörist vuruldu