• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
29 Ağustos 2015 Cumartesi

Ankara'ya ilk defa geliyorum

Doğunun sarp kayalıkları ve dağları içinde yaşayan bir kadın... 30’lu yaşlarında. Dağların ardındaki dünyayı hayatında hiç görmemiş. Masmavi gözleri gökyüzü ile aynı ufka çağırıyor insanı, o kadar derin... Hiç okula gitmemiş, ismini dahi yazamıyor. Hayatında hiç kitap sayfası çevirmemiş, kitap okumak diye bir eylem yok dünyasında. Ama hayat kitabına tam ortasından girmiş... Çok küçük yaşlarda evlenmiş. 6 tane çocuğu olmuş, 30 yıla altı çocuk sığmış. Şimdi her biri okula gidiyor. En büyük olan, her yıl takdir getiriyor annesine. Kaymakam olmanın hayaliyle... Ama evde çok büyük bir eksik var. Baba yok. Kadın, en küçük çocuğuna hamileyken köy koruculuğu yapan baba esrarengiz şekilde kayboluyor ortadan. Ölmüş ya da öldürülmüş...

Kendini hayat kitabını okumaya adamış bir kadın için bazı sayfalar sürprizlerle dolu olabilir. Etrafını kuşatan dağların ardını görmemiş kadın, bir davet üzerine, koordinatlarını hiç bilmediği bir coğrafyada, ülkesinin başkentine doğru yola çıkıyor. Üstelik bölgelerinde yeni yapılan havalimanından kalkan bir uçakla. İlk defa uçağa binmek, ilk defa dağların ardındaki dünyayı görmek, ilk defa Ankara’ya gitmek... Devlet, ülke, vatan... Cefasını çektiği hayatın en tartışmalı kelimeleri onlar... Ama o ilk defa görecek uçağın penceresinden, savunduğu, kalbinde sevgisini yoğurduğu ülkeyi... 30 yıl boyunca hiç görmediği kilometrelerce toprağı, 1 saat içinde kuşbakışı görecek... Uğrunda gece nöbetleri tuttuğu vatan nedir, cisimleşecek gözünde. Derin bakışlı mavi gözleri bulutların arasında rüya mı, gerçek mi bilemediği bir aleme doğru dalıp gidiyor...


Uçak Ankara’ya inerken, yeni bir heyecan fırtınası esiyor kadının yüreğinde. ‘Devlet Sarayı’na gidecek, devlet nedir görecek?... Kafası karışık; ‘yıllarca kendilerini hep ihmal etmiş devlet’, ‘Çektikleri sıkıntının müsebbibi devlet...’ ‘Teröre karşı koruduğu devlet...’ ‘Ona uçağa binme imkanı hazırlayan devlet...’ Ve nihayet, küçük bedeniyle koca DEVLET’in kapısında. Üstelik davetli olarak...

Bu karmaşık duygulara gayri ihtiyarı tepki veriyor bedeni. Başedemediği büyüklük fikrine, kendini küçülterek mukavemet gösteriyor. Çantasından güç alırcasına onu kucaklayarak oturuyor gösterilen sandalyeye iki büklüm. Okuması olmasa da biliyor; adının yazılı olduğu yer, kendisi için hazırlanmış... Belki de hayatında ilk defa kendine özel bir yere oturuyor. Aklı kadar duyguları da karışık... Devlete bir yandan kızgın, bir yandan sadık... Yapılan ikramlara bir süre dokunmuyor. Yıllardır ihmal edilmişliğe tepki sanki... Yanındakilerle konuşmuyor. Sorulan bir kaç soruyu yeterince Türkçe bilmediğini söyleyerek geçiştiriyor. Ve çantası hala kucağında... Onu sımsıkı tutuyor.


Oysa konuşacak, anlatacak ne çok şey var... Devlet’e gittiğini söylediği komşu kadınların ne tembihleri var, Devlet’ten istenecek.

Ve kürsüye davetin sahibi çıkıyor. İlk cümlesiyle bir ezberi bozuyor; ‘Millet’in Sarayı’na hoşgeldiniz’ diyor. (Oysa burası ‘Devlet Sarayı’ değil miydi?!...) Şehitlere rahmet diliyor, sıkıntılara karşı sabrı kuşanmış bir kültürün dilinden konuşarak. İsyankar değil ama teröre karşı öfkeli... Sonra devletin son yıllarda yaptıklarını anlatıyor. Masalarda oturan kadınların hayatına kabus gibi çöken olağanüstü halin kaldırılıp, Türk-Kürt ayrımı yapılmadan götürülen hizmetleri sıralıyor. Tüm bunların birer lütuf değil, analarının ak sütü kadar helal olduğunu da ekliyor. Yıllarca gasbedilmiş hakların iade edildiğini söylüyor. Ve yapılacakların daha bitmediğinden söz açıp, teröre karşı yek vücut olarak, barışın tatlı iklimine yeniden kavuşma mücadelesinden bahsediyor.

Kadının mavi gözleri, kendisiyle aynı hizadan ve aynı dertle konuşan davet sahibine dalıp gidiyor. Gevşeyen vücuduna elindeki çanta artık ağır geliyor ve çantasını sandalyesinin arkasına asıyor. Elindeki kahveyi yudumlarken masasındakilerle derin bir sohbete daldığını farkediyor. Konuştukça Türkçesi açılıyor, jest ve mimikleri devreye giriyor.

Çekingenliği kalkıyor üstünden. Kahveyle ikram edilen çikolatayı kaymakam olmak isteyen oğluna götürmek üzere çantasına koyup, komşu kadınlara anlatılacak nice hikayeyle havalimanının yolunu tutuyor.

Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan, geçtiğimiz haftaiçi, Doğu illerinde teröre karşı güvenlik güçlerine destek veren kadın köy korucularını ve şehid korucuların eşlerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde misafir etti. Ev sahipliği, devletin, ancak vatandaşıyla dert ortağı olmuş mükrim bir irade sayesinde milletiyle dost olabileceğini ortaya koydu.

<p class='MsoNormal'>Fatih'te arıza yapan İETT otobüsü, vatandaşlar tarafından  yaklaşık 300 metre i

İETT otobüsü arızalanınca 300 metre itildi

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!