• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
25 Şubat 2014 Salı

28 Şubat yaklaşırken

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

28 Şubat post-modern darbesiyle ilgili hepimizin zihninde çok sayıda sevimsiz haber ve hatıra var. Toplumsal hafızamız o yıllarda medyanın irtica yaygarası altında topluma servis ettiği nice görüntüyle dopdolu. Tanklar, ikna odaları, sahte şeyhler, spekülatif gazete manşetleri, okul birincisi olduğu halde diploma töreninde ağzı kapatılarak konuşturulmayan başörtülü genç kızlar ve hâlâ kulaklarımızda çınlayan 'sizin konuşmaya hakkınız yok!' cümleleri...
Türkiye'de dindar kesimlerin konuşma hakkının elinden alındığı günler...
Merkezinde yoğun biçimde başörtülü kadınların olduğu, çevresinde askerinden bürokratına çok sayıda dindar insanın fişlendiği, imam-hatip mezunlarını cezalandırmak adına tüm meslek liselilerin mağdur edildiği sıra dışı bir süreçti 28 Şubat. Aklın, mantığın devre dışı bırakıldığı günlerdi... Öyle ki, Malatya'nın bir köyünde kazara Atatürk büstünü kıran bir ineğin sahibine soruşturma açılmış, inek komşu köye sürgüne gönderilmişti. Toplumsal paranoya adeta zirve yapmıştı.
28 Şubat sabahını, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül'de olduğu gibi sokaktaki postallı askerlerle hatırlamadığımız için bu süreci toplum olarak anlamak da kolay olmadı. Hazırlanışı ve icrasıyla öncekilere benzemeyen çok katmanlı bir darbe süreciydi çünkü. Postalsız ve kansız bir darbe olduğu için etkileri somut şekilde görülemedi. Oysa şiddetini olanca ağırlığıyla yalnızca mağdurları hissetti.
O günlerde özgürlüğün kalesi (!) üniversitelerin girişindeki beyaz kulübelere başörtüsüyle girip, çatlak bir aynada Türkiye'nin utancıyla yüzleşip, oradan başı açık olarak çıkmanın ne olduğunu yalnızca bunu yaşayanlar bildi. Bunu bazen ifade edebildiler, bazen kimseye anlatamadan sineye çektiler.
Bir toplumsal kesimin bütün hayat damarları kesilerek, yaşam biçimine müdahale edildi, tercihleri yok sayıldı ve millet iradesi ipotek altına alındı.
Darbelerin zihniyeti hep aynı değil mi zaten? İçinden geçtiğimiz 17 Aralık darbe süreci de, her ne kadar aktörleri, şartları değişse de aynı mantıkla kurgulanmıyor mu? Toplumun dikkati özellikle bir noktaya çekilerek toplum kutuplaştırılıyor ve millet iradesi kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Ne için? Devlet içindeki oligarşik bir yapının menfaatleri için... Kendi vesayetini tahkim edecek siyasal şartları oluşturabilmesi için...
Darbelerin içinden geçerken 28 Şubat'ın yıldönümü vesilesiyle darbe zihniyetini bu nedenle iki kere düşünmemiz, yakından tanımamız gerekiyor. Kuşkusuz Heraklitos'un dediği gibi 'aynı ırmakta iki kere yıkanılmıyor', tarihin her dönemi kendi öznel şartlarını beraberinde getiriyor. Fakat tüm darbeler aynı mantıkla kurgulanıyor.
Bu nedenle darbenin panzehiri de belli; demokrasiyi olgunlaştırmak ve milletin iradesine değer ve önem vermek. Bunun için önce milletin kendi iradesine sahip çıkması ve bu irade karşısındaki engellere karşı mücadele etmesi gerekiyor. 28 Şubat davasının en adil şekilde sonuçlanması da bu nedenle önemli. Tüm 28 Şubat mağdurlarının davalarına sahip çıkması biraz da demokrasiye sahip çıkmak demek. Bir daha darbeler olmasın, kimse millet iradesini 'bin yıl sürecek' bir baskıyla tehdit etmesin diye...
Not: Yukarıda sözünü ettiğimiz sürgün ineğin trajikomik hikayesi, Sürgün İnek filmi 28 Şubat'ta vizyona giriyor. 28 Şubat günlerinin sinemadaki belki de ilk izdüşümü olacak.

<h3>Akupunktur Derneği Onursal Başkanı Dr. Murat Topoğlu iftarda tüketilmesi gereken besinleri AKŞAM

İftarda neler tüketmeliyiz?

Tanker alt geçit korkuluklarında asılı kaldı

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, vefatının 28. yılında kabri başında anılıyor

Yerli ve milli imkanlarla geliştirildi! TSK'ya teslimatları sürüyor