• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
13 Mayıs 2012 Pazar

Silivri Kitaplığı

Silivri sanıkları önce 'feryat'la başladı, sonra 'kabullenme' kitapları geldi. Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Nedim Şener, Ahmet Şık derken bir Silivri Külliyatı oluştu. Bir de 'yazmayanlar' vardı...

Silivri Cezaevi'ne artık bir 'kültür evi' diyebiliriz. Onlarca gazeteci, aydın ve subayı barındıran cezaevi bir kitap üretim ocağı haline geldi.
1940'ların 50'lerin şöhretli mahpuslarını barındıran Bursa, Çankırı, Sultanahmet cezaevleri için bu kadar kitap yazılmış mıydı?
Hayır yazılmadı.
Ama bazı notlarda, şiirlerde cezaevi günlerini öğrenebildik.
Nazım'ın şiirleri olmasa Bursa Cezaevi'ni ne kadar bilecektik?
Veya Kemal Tahir'in yıllar sonra gördüğümüz cezaevi notları olmasa Çankırı'yı nasıl öğrenecektik.
Orhan Kemal'in Nazım'la 3.5 yılını düşünün.
Oysa Silivri'de şimdiden bu konuda önemli bir külliyat oldu bile...
Var mısınız asrın davasının sanıklarının yazdıkları kitaplara bir yolculuğa...

ÖNCE 'İSYAN' VARDI

Silivri sanıkları önce isyan kitapları yazdı.
'Haksız yere konuldum, bana karşı hukuksuzluk yapılıyor' feryadı olan anı kitaplarıydı bunlar. Ergenekon davasının çelişkileri, nasıl hukuksuz bir temelde hazırlandığını anlatan çalışmalar. Bir anda kendini demir parmaklıklar ardında bulan gazeteci-yazarlar başlarına gelenleri feryat/anı kitaplarına döktüler.
*** 
Tuncay Özkan. 27 Eylül 2008'de tutuklandı.
İlk iki kitabı 'Danıştay Cinayeti' ve 'Tuncay Güney Hakkında Herşey/ Bir Casus'un İtirafları'ydı. Ama onların hazırlığı belli ki cezaevine girmeden yapılmıştı. Önce onlar yayınlandı.
Anı kitabı 'Zorbalığın Pençesinde / Silivri Günlüğü' ise 2011'de raflara çıktı.
O da diğer kitaplar gibi gözaltına alındığı gün başlıyor:
'23 Eylül 2008'de sabaha karşı 4.30'da polisler kapıma dayandığında faşizmin geldiğini biliyordum.'
***
Mustafa Balbay'a gelelim.
6 Mart 2009'da tutuklandı.
Silivri'den yazdığı ilk kitap onun da aynıydı:
'Zulümhane / Silivri Toplama Kampı'
Soner Yalçın. 17 Şubat 2011'de tutuklandı.
Samizdat 2012 Nisan'da yayınlandı.
Samizdat, ilk bir ay tuttuğu günlüklerin arasına serpiştirilmiş bir inceleme kitabıydı. Hemen hemen aynı cümlelerle başlıyordu:
'Emektar Hatice Hanım'ın sesiyle uyandım. O andan itibaren hayatımdan zaman kavramı çıktı. Evin içine aniden yirmiye yakın polis girdi.'
Nedim Şener. 7 Mart 2011'de tutuklandı. Anı kitabı tahliye olduktan bir ay sonra yayınlandı. Kitap şöyle başlıyor: 'Evde saatler süren aramadan sonra polislerin arasından apartmanın önündeki polis aracına ilerlerken meslektaşlarımın uzattığı mikrofonlara 'Hrant için adalet için' dedim.
Listeyi uzatabilirim. (Bu arada ilginç bir ayrıntıya dikkat çekeyim. Kitapları 100 binden aşağı satmayan Soner Yalçın'ın kitabını basmayı reddeden Doğan Kitap, ancak 5-10 bin satan Nedim Şener'i hemen basıp piyasaya sürdü)

'KABULLENME' KİTAPLARI

Bu ilk feryat/anı kitaplarından sonra 'kabullenme' (yani dava) kitapları geldi.
Tuncay Özkan'ın 'Hapiste Yatacak Olana Öğütler' bu türün en çarpıcı örneği oldu. Gazeteci Özkan, kendi deneyimlerinden yola çıkarak yeni 'geleceklere' çamaşırdan psikolojiye nasihatler veren bir kitap yazdı.
Ergün Poyraz, Ergenekon davasının ilk tutuklusu. 2007'den bu yana Silivri'de. Tam 5 yıllık cezaevi yaşamında çalışmalarına 'dışarıdaki' sertliğinde devam ediyor. 'İplikçi' ve 'Kalpazan' AKP'ye ve Başbakan Erdoğan'a doğrudan yüklenen kitaplar. Yani yazar Poyraz kaldığı yerden feryat/anı 'yazmadan' işine devam ediyor.
Yalçın Hoca'ya gelince... O da Ergun Poyraz gibi kaldığı yerden devam ediyor. Hapisane anılarını gazete yazılarının ve kitaplarının içine ustaca ve belli belirsiz serpiştiriyor. Yani 'Silivri Günlüğü' tutmuyor.

PEKİ YA İÇERİKLERİ NASILDI?
Soner Yalçın'ın Samizdat'ı en akıcı, en kolay okunan kitap. Su gibi gidiyor. Soner'in o her zamanki sıcak ve akıcı üslubu okuyucuyu hemen kavrıyor. Kitap gözaltına alındığı ilk günden başlayarak tuttuğu 1 aylık günlüğü kapsıyor. Ama aralara kocaman inceleme-araştırma parçaları konmuş. (Neden ilk bir ay? Belli ki Soner mahkemeye itirazların yapıldığı ilk ay dışarı çıkacağı ümidini taşıyordu. Sonrasında günlüğün de ucunu bırakmış) Yani cezaevi koridorunda Perinçek'le karşılaşıyor ve 10 sayfa Doğu Perinçek ve davasını anlatıyor. Teknik olarak çok başarılı. Ama tümüyle bir davayı sahiplenen savunan bir kitap yazmış. Soner Yalçın her zamanki benmerkezci bakışıyla olayları biraz da çarpıtmış. Bir tanesine ben de şahidim.
***
Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu'nun yazdıkları 'Sızıntı /Wikileaks'te Ünlü Türkler' aslında cezaevi öncesi hazırlanmış bir kitap. Önceden duyurusu yapılıyordu. Ancak cezaevi süreci araya girince biraz daha geç yayınladılar sanırım. Oldukça ilginç bir derleme. Wikileaks'in Türkiye ayağını temize çekiyorlar... Dile biraz daha dikkat edebilirler miydi? Tüm titizlenmelerine rağmen karışık bir kitap olmuş. Ancak yine de tarihi bilgiler var. Dikkate değer.
Bir de cezaevinden ölüsü çıkan MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nun notları var ki. O da daha yeni kitaplaştı. 'Mezara Götürmediği Sırlar' başlığıyla yayınlanan kitapta anı da feryat da yok. Bir istihbaratçının notları var. Ve çok ilginç...
Daha önce büyük bir kısmı Aydınlık'ta yayınlanmış olmasına karşın hepsi bir arada ve alt alta okununca çok çok ilginç notlar... Adeta bir kehanetler kitabı gibi okuyorsunuz. Putin'in seçimi kazanacağını, Fettulah Hoca ile Erdoğan'ın arasındaki savaşı aylar önceden satır satır yazmış Kozinoğlu. Ama verdiği talimatlar ve öneri notlarını da savcının gözlüğünden okuyacak olursanız bunlar Ergenekon'un talimatnamesi olarak da değerlendirilebilir.

'OLAY KİTAP' ÖZENSİZ
'Silivri Kitaplığının' olay kitabı hiç kuşku yok ki Ahmet Şık'ın '000kitap'ıydı. Yayınlanmadan yasaklanan ve yazarını hapse götüren bu kitabın neresi olay yaratmıştı ben anlamadım.
Belki de birçok gazetecinin kollektif editörlüğü kitabı tatsız tutsuz hale getirmiş. Bilgiler hatalı, ana fikir kayıp, özensiz cümleler yığılı vs. Bu kadar olay kitap olmasa alıp okunacak cinsten değil. (Kitapta Devrimci Karargahı anlatan bir yazımdan alıntı yapan Ahmet Şık bir yerde soyadımı Hacır, hemen on satır sonra ise Haciroğlu olarak yazmış. Özensizliği anlayın. Bu tip onlarca örnek var.) Aynı karışıklık Ahmet Şık'ın Ertuğrul Mavioğlu'yla beraber yazdığı 'Kırk katır mı kırk satır mı Ergenekon' kitabında da vardı.

NEFRETİNİ YANSITMIŞ
Nedim Şener'in aynı davadan yattığı Yalçın Küçük'e duyduğu nefret kitabına da yansımış. Onunla aynı yere düşmemek için dilekçe veriyor, karşılaştığında selam vermiyor. Ama en çarpıcı tespiti yine kendi kaleminden okuyalım: 'Hapishaneye düşmek kötü, çok kötü ama daha kötüsü Yalçın Küçük'le düşmek.'
Oysa ilerleyen sayfalarda görüyoruz ki işkence yaptığını adam öldürdüğünü açık açık söyleyen polis şefi Hanefi Avcı'dan aynı rahatsızlığı duymuyor. Tiksinmiyor. 'Hanefi Bey... Nedim bey...' muhabbet sürüyor.
Peki bir soru...
Ergenekon davasında halen tutuksuz yargılanan Erol Mütercimler, Ünal İnanç, Emin Gürses, Ümit Sayın neden anılarını yazmadılar? (Bakalım Doğan Yurdakul yazacak mı? Sanmıyorum. Fransızca tercüme yapacağını şimdiden duyurdu) Oysa hepsi üretken yazarlardı. Üstelik bu konulara epey meraklıydılar. Neden yazmıyorlar? İlginç bir durum... Geçelim...
(Ha bu arada bir de Silivri karşıtı kitaplık var. Şamil Tayyar, Mehmet Baransu ve daha onlarca isim. Onları da bir başka yazıda incelerim.)

'KARİYER ARACI' GÖREN VAR
Evet, Silivri bize önemli bir cezaevi külliyatı hediye etti. Keşke hiçbiri cezevine düşmese, bu kabusu yaşamasa ve bu kitapları yazmasalardı. Ama sessiz sakin bu kabusun bitmesini bekleyen, çalışan, üreten aydınlar da var cezaevini (Ve yaşadığı bu karanlık dehlizi) ilk günden itibaren bir kariyer aracı olarak kullanan da... Yani Türkiye'nin en uzun süre hapis cezası yatan aydını olan Hikmet Kıvılcımlı gibi olan da var. Nazım'ın popülaritesine öykünen de...

ÇİÇEK, ANILARINI YAZMADI
Örneğin Hikmet Çiçek var. Rekortmen hapisçidir. 19 yıl kesintisiz yattı. 1972'de girdiği hapishaneden 1991'de çıktı. Sonra tekrar girdi. Şimdi ise 5 yıldır Ergenekon'dan yatıyor.
Anılarını yazmadı. Çalışmalarına tarih ve inceleme araştırma bağlamında sürdürüyor.
Merak ediyorum. 
Doktor Hikmet (Kıvılcımlı) hayatta olsaydı ve mahkemede 'Ben kızımı okullarına yollamak için Hocaefendi'yi araştırıyordum' diyen Nedim Şener'e ne derdi?
Ya da  Nazım Hikmet 2012 1 Mayıs'ına gelseydi ve  herkesin çoluk çocuk eğlence içinde geldiği Taksim meydanına belinde gaz maskesiyle giren Ahmet Şık'ı görse ne yapardı?
Twitter.com/gurkanhacir

Çankaya Belediyesi'nden İnti İllimani Konseri
19 Mayıs kutlamaları artık halklaştı. Stad kutlamaları kaldırılsın mı kaldırılmasın mı tartışılırken 19 Mayıs'ı halk sahipleniyor. Çankaya Belediyesi bu anlamlı günü çok önemli bir konserle kutluyor. Şili'li müzik grubu İnti İllimani 20 Mayıs günü saat 20.00'de Anıtpark'ta Ankaralılar'la buluşuyor. Diktatörlüğe karşı 14 yıl ülkelerinden ayrı müzik yapan ve tüm dünyaya ulaşan bu grubu izlemek isteyen Ankaralılar Anıtpark'ın yolunu tutsun.

<p>CHP’nin yayın organı Halk TV’de program sunan Özlem Gürses MHP lideri Devlet Bahçeli&

Sağlık Bakanlığından Halk TV sunucusu Özlem Gürses'e yalanlama: Öyle bir personelimiz yok

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

İstanbul boğazında görüntülendi! Sakarmekeler martılarla beraber simitle besleniyorlar