• $8,1141
  • €9,7807
  • 462.709
  • 1365.47
20 Mart 2011 Pazar

Senden nefret ediyorum!

Nefret yasalarının çıkış amacı ve altında yatan gerçek!

1980'lerin başında bir grup bilim adamı Yahudi soykırımı iddialarını araştırmaya başladı. Kampları incelemek, tanıklıkları irdelemek, zyklon-b gazının insanı nasıl öldürdüğünü bulmak istedi. Aynı yıllarda nefret suçu yürürlüğe kondu. Bilim adamlarının hepsi 'nefret suçundan' yargılandı. Çünkü soru sormuşlardı

Geçtiğimiz haftanın başıydı. 5-6 yaşlarında bir kız çocuğu anaokulu servisinden indi. Daha kapı kapanmadan minibüsün içindeki akranı erkek çocuğa bağırdı.
'Şenin erkek kabalığından nefret ediyorum!'
Bu bilmiş kızın boyundan büyük lafına hem güldüm hem de nasıl nefretle büyütülüyoruz diye düşündüm. Minicik bir çocuk kim bilir hangi 'mesele'de anlaşamadığı arkadaşına bu ağır sözcüğü çekinmeden savuruyordu.
Sonra biz koca koca insanlar kimlerden nefret ediyoruz diye düşündüm.
Nasıl bir nefret iklimine savrulduğumuzu düşündüm. 
Sonra tarih boyunca kimin kimden nefret ettiğini düşünmeye başladım.
Ve aklıma doluşan sorulardan sonuncusu şu oldu...
Birilerinden nefret etme hakkımız var mıdır?
Cevabı peşinen vereyim. Hayır Yok! Hele bizim küçük kızın yaptığı gibi bir cinsiyet tarifi üzerinden nefret sözcüğü söyleyemezsiniz...
Çünkü dünyada nefret yasaları var. Adı 'Nefretten doğan suçları önleme yasası'
Önce Amerika'da yürürlüğe girdi. Daha sonra kıta Avrupa'sında yayıldı. Biz de ise TCK'nın 216. maddesiyle sınırlı kaldı.
Peki neydi nefret suçu?
Nitelikleri veya ait olduğu grup (Irk din dil vb.)  dolayısıyla aşağılanma, hor görülme ve gadre uğraması, cezalandırılması.
Yani bir zenciyi veya cinsel kimliğini açıkça ilan eden bir eşcinseli sırf kimliklerinden ötürü aşağılamak veya hedef göstermek nefret suçu olarak kabul edildi. 
Tabii bu işin insancıl yönü... Bunu kimse reddetmiyor zaten...
Ama mesele çok tartışılan bir olaya ve onun siyasal sonuçlarını konuşmaya tartışmaya gelirse...
Örneğin Holokost'a...
Başta ABD olmak üzere tüm batı dünyası 'Yahudi Soykırımı'nı reddetmek hatta daha da ileri gidilip soykırım verilerinin doğruluğu konusunda eleştiri yapmayı da nefret suçuna soktu. İşte mesele tam da burada başladı.
(Geçen sene basılan kitabım 'Ma'amin' eğer Avrupa ve Amerika'da yayınlansaydı ben de soykırımı sorguladığım için mahkum edilmiştim. Dahası Avrupa'ya giriş iznim olmayabilirdi. Oysa hem Ma'amin de hem de yeni yayınlanacak kitabımda şunu sorguluyorum. Yahudi soykırımı anlatıldığı gibi mi? Yoksa birileri bizim hep inanmamızı mı istiyorlar?) 
Şimdi örneğin siz 6 milyon Yahudi'nin fırınlarda yakıldığını iddia ediyorsunuz. Peki güzel de bu kadar insan acaba kaç fırında ve kaç saatte yakılmış olabilir diye masum bir soruyu bile soramazsınız. Çünkü varlığı reddedilemeyecek bir tarihsel gerçeğin verilerini sorgulamış oluyorsunuz.
Yani nefret suçu işlemiş olursunuz.
Peki yasanın ilk uygulayıcısı nefret suçunu ne zaman yürürlüğe koydu. 1980'lerin hemen başında. Tarihe dikkat edin. Bir avuç bilim adamının soykırımın gerçekliğini araştırmaya koyulduğu yıllar.
1980'lerin başında Ernst Zundel, Roger Garaudy, Prof. Robert Faurisson, David İrving gibi bilim adamları soykırım olayının üzerine gittiler. Bilim soru sormaktır. Onlar da sadece soru sordular. Kampları bize bir açın inceleyelim dediler. Tanıklıkları irdeleyelim dediler. Dahası zyklon-b gazının nasıl koşullarda insan öldürebileceğini, sordular. Yani hep sordular sordular...
Sonuç ne oldu dersiniz?
Hepsi 'nefret suçu işledikleri için yargılandılar. Başlarına gelmeyen kalmadı. Üniversitelerden atıldılar, sürüldüler dayak yediler, ölüm tehdidi altında ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar.
Bir kısmı Müslümanlığı seçti.
George Dietz bir yayıncıydı. Yayınladığı çalışmasına 'Holocaust'tan türettiği 'Holohoax' (holo-sahterkalık) ismini vermişti. Yahudi soykırımının aslında gerçekleşmediğini savunduğu belgeleri internet üzerinden yayınlayınca nefret suçlusu olarak hapse atıldı. Gerekçe basitti. Yahudi soykırımı doğruydu ve sorgulanamazdı. Bunun gibi onlarca örnek yaşandı.
Ünlü Bernard Lewis bile 'nefret' suçlamasından nasibini aldı. Suçu Ermeni soykırım iddialarının belgeler ışığında tekrar ele alınmasını istemekti. Hakkında dört ayrı dava açıldı. Uluslararası Irkçılık ve Anti-Semitizm Birliği'nin desteğini alan Ermeni lobisi Bernard Lewis'e arka arkaya davalar açtılar.
(Ermeni soykırım iddialarının kabulünden sonra bir de bu gelecek. Soykırımı reddetmek 'nefret suçu' olarak kabul edilecek hazırlıklı olun...)
Yönetenlerin ait olduğu sınıfı veya ırkı sorgulayamazsınız. Bu nefrete girer ve bir anda kendinizi insanlık suçlusu olarak bulabilirsiniz. Ama Saddam'dan Adolf Hitler'e, Miloseviç'ten Kaddafi'ye Stalin'den Brejnev'e kadar onlarca 'cani'ye dilediğiniz kadar hakaret edip aşağılayabilirsiniz...
Çünkü sistem onların üstünü çoktan çizmiştir. Onlar zaten suçludur... O zaman nefret suçu oluşmaz...(!)
Uzun lafın kısası...
Anaokullu minik kızın yaptığı gibi dilediğinizden nefret etme özgürlüğünüz yok. Dikkatli olun...!
Son bir not da Nagehan Alçı'ya...
Sevgili Nagehan illa ki nefret suçu işleyen birilerini arıyorsan canlı yayında 'Kılıçdaroğlu'nun annesi Ermeni iddiasını alçakça buluyorum' diyerek tam 14 kez bunu tekrarlayan sevgili eşin Rasim Ozan'a bir bak derim.

Açık konuşmanın zamanı gelmedi mi?
Bİr ırkı, ayrımcılığa tabi tutmak suçtur. Buna kimsenin itirazı yok. Aksi düşünülemez. Peki bir ırk kendisi için ayrımcılık yapıyorsa. Yani insanlığın geri kalanını köle gibi görüp sadece kendi ırkını yüksek tutuyorsa... Ve buna göre fiillerde bulunuyorsa bu suç değil midir? Bir de buna bir insan hakları kılıfı uyduruyorsa...
Daha açık konuşalım. Hatta eğlenceli bir örnek verelim.
Türkiye'nin bütün kudret noktalarına hep Çorumluların geldiğini bir düşünün... Veya ne bileyim Adıyamanlıların... Bu bir süre sonra bu durum dikkatinizi çekmez mi? Futbol Federasyonu'nun başında bir Çorumlu, en büyük 100 şirketin CEO'su Çorumlu, en büyük reklam ajansının sahibi Çorumlu, TV yöneticileri Çorumlu, Başbakan Çorumlu içişleri bakanı, genel müdürler Çorumlu vb...
Bir dakika bu işte bir anomali var demez misiniz?
Hiçbir ırk ve millet bir diğerinden üstün değildir. Üstün olarak dünyaya gelmez. Bazı etnik gurupların şanslı olduğu muhakkaktır. Hem yetişme hem beslenme hem de eğitim olarak diğer etnisitelerden öne geçtiği bilinen bir gerçektir.
Ama bu kayıtsız şartsız bir hakimiyet anlamına mı gelir?
Günün birinde birileri çıkıp bu anomaliye itiraz ederse ırkçılık veya nefret suçu mu işlemiş olur...
Son dönemde yayınlanan Sabetayizm ve akrabalık ilişkilerini konu alan kitapları bir de bu gözle okuyun. Evet kimsenin dini dili ırkı kimseyi ilgilendirmez. Ama Türkiye'de siyasal İslam'ı yeşerten, Meclis'te 'Siz isteseniz şeriatı bile getirisiniz' diye nutuk atan Adnan Menderes'in İbrani asıllı olması ilginç değil mi?
Ortada büyük bir aldatmaca olduğunu düşündürtmüyor mu?
Durup kendi kendinize 'nasıl yani' demiyor musunuz?

Atatürk Yahudi mi?
Bu soru ünlü tarihçimiz İlber Hoca'ya soruldu. O da bilindik eğlenceli üslubuyla cevap verdi. 'Atatürk köylüydü. Köylüden Yahudi olmaz!' Ortaylı hepimizin hocasıdır... Ne dese doğru kabul ederim. Ama nefret yasalarına göz kırparak şu soruyu sormam da benim için zorunlu.
Küçük Mustafa Kemal'in gittiği Şemsi Efendi mektebi Kapancı sabetayistlerin cemaat okuluydu. Peki ilk gittiği mahalle mektebi hangi kolun mensuplarına aitti?
Anne ve babası arasında okul seçimi yüzünden kavga çıktı mı?

Şaşo Hala'dan haber var!
Şaşo Hala'nın hikayesini yazmıştım. Hani şu Ecevit'e 'Karaoğlan', Kılıçdaroğlu'na da 'Yiğitoğlan' lakabını takan 84 yaşındaki CHP'li süper babaanne. Şaşo Hala hastalanmış yatıyor. Ama halen aklı CHP'de... Torunuyla bana haber yollamış; 'Çok hastayım ama ölmeyeceğim. Bu sene dört akrabam arka arkaya göçtü. Susuz'da (Kars) CHP'nin dört oyu yitti yani. Ben seçime kadar ölmeyeceğim. Bir oy bir oydur... 12 Haziran'dan sonra ölsem de gam yemem...!'

Twitter.com/gurkanhacir

<p> İstanbul Fatih'te kimyasal maddelerin bulunduğu depoda yangın çıktı.</p>

İstanbul'da kimyasal madde dolu depoda yangın

EURO 2020 kupası Roma'da sergilendi

Devrilen tırın altında kalarak alev alan otomobilin sürücüsü hayatını kaybetti

Aksaray'daki gizemli yer altı şehri ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor