• $8,2963
  • €10,1208
  • 489.293
  • 1444.87
02 Haziran 2013 Pazar

Neden Taksim Baharı

Gezi Parkı direnişi ‘üç beş ağaç’ için binlerce insanın sokağa dökülmesi olarak yorumlanabilir mi? Tabii ki hayır! Peki, nedir bu ayaklanmanın altında yatan? Kısaca: Taksim bizim özgürlük meydanımızdır! Halk ruhsuz kent anlayışından nefret ediyor! Adalete güven kalmadı! Özel hayata müdahale! Duyarsızlık! 

Artık bir parkın ve üç ağacın çok çok ötesine taşındı olay. Ve gerek hükümet kanadı gerekse Cumhurbaşkanı gereken zamanda inisiyatifi ele alarak tansiyonu düşürmeyi akıl edemediler. Hükümet şu saate kadar bir açıklama dahi yapmadı. Sessizliğe gömüldü. Bu kriz yönetme yetersizliğidir. 
Peki halk neden bu kadar öfkeli bir parkın kaldırılmasına? Bütün çevresel olaylarda bu denli bir tepki verdi mi? 
İsterseniz tek tek ele alalım.

1- Taksim bir semboldür 
Ülkeler meydanlarıyla anılırlar. Fransa’nın Concorde, İngiltere’nin Trafalgar, Rusya’nın Kızıl Meydan vb. gibi... O meydanlar özgürlüğün simgesidir ve büyük siyasal olaylara evsahipliği yapar. Ülkelerin siyasal tarihlerinde anlamları büyüktür. Taksim de bizim özgürlük meydanımızdır. Hem 1 Mayıs 1977’deki katliam, hem evsahipliği yaptığı birçok siyasal ve sosyal olay onu belleklerimize kazımıştır. Düşünün, Galatasaray UEFA Kupası’nı aldığında kutlamalar tüm yurtta ama özellikle Taksim’de yapılmıştı. Taksim  ortak hafızamızdır. Onu insansızlaştıracak, sadece birer müşteri gibi görecek kapitalist tuzaklar Taksim’in ruhuna dokusuna terstir. Bilakis; Taksim, araç trafiğine tümden kapatılıp ağaçlarıyla, yıkık dökük kaldırım parkeleriyle özgürlük meydanı olarak tanınmalıydı.

2- Dubai estetiğine itiraz
Belki halk bu kadar keskin bir tespitte bulunmuyor ama her tarafı Dubai’ye çevirecek o ruhsuz, kimliksiz kent anlayışından nefret ediyor. Yapılan her inşaatın her yol ve park çalışmasının İstanbul’un ruhundan bir parça kopardığını görüyor. Alın size Göztepe’deki Özgürlük Parkı! Tam 50 milyon dolar harcandı, inanılmaz düzenleme çalışması yapıldı. Ama görüntüde bir sevimsizlik bir yapaylık var. “Burası benim parkım” diyebileceğiniz bir estetik anlayışı yok. Yani; her şey var, ama hiçbir şey yok!
Sadece parklar mı? Hayır. Her santimetrekareyi değerlendirip plaza rezidans çıkarma heveskârlığı da insanları yaşadığı bu dünya güzeli kentten soğuttu.

3- Kibir 
Bir siyaset adamı için en tehlikeli şey kibir sahibi olmaktır. Dünyada devrilen bütün siyasetçilere bakınız. Hepsi kibrinin kurbanı olmuştur. Nerde kararlı bir devlet adamı olup, nerde halkın gücünü küçümseyen bir kibir sahibi olacağını göremeyen siyasetçilerdir. AKP özellikle 3’üncü döneminde bu kibrinin kurbanı olmuştur.

4- Koruma Kurulu Kararına Uyulmadı
Belediye’nin değil, Kültür Bakanlığı’nın Gezi Parkı için aldığı Koruma Kurulu kararını yürürlükten çıkararak orada istediği tasarrufu kullanmaya kalkışmak dalga dalga tepki doğurdu. Özellikle Başbakan’ın “ben yaptım oldu kolaycılığı”yla bu işe de birinci dereceden el atması tepkiyi daha da ar tırdı. Çünkü AKP’nin sicili bu konuda da pek parlak değildi.

5- AKP’nin imar ve inşaat konusundaki sicili
10 yıllık iktidarlarında en çok eleştiri aldıkları konuların başında, imar konusundaki başıbozukluklar ve kural tanımazlıklar geldi. Fütürsuzca yükselen binalar, tarihî ve kültürel dokuyu hiçe sayan inşaatlar ve düzenlemeler hepsi AKP döneminin icraatlarıydı. Örneğin Çamlıca Camii tartışmalarının gölgesinde kalan rezidans ve beş yıldızlı otel inşaat izni her şeyi apaçık anlatıyor. Kural tanımayan inşaat hırsı eski İstanbul’dan iz bırakmadı.

6- Adalete güven yok
Bir türlü bitmek bilmeyen davaları ve uzun tutukluk sürelerini bir tarafa koyun. Toplum vicdanında hiçbir dava (Balyoz, Ergenekon, Oda TV vs.) tam olarak karşılık bulmadı. Toplumun büyük bir kesimi, bu davaların muhalefeti sindirme operasyonu olduğunu düşünüyor. Bunun için de ellerinde yeterli dayanak var. 

7- Özel hayata müdahale
Tek kişilik iktidarın verdiği güvenle özel hayata bu kadar çok müdahale geniş kesimleri rahatsız etti. Özellikle son içki yasağı (ki İngiltere dâhil bir çok ülkede bu uygulama var) içen içmeyen bir çok kimseye “acaba bir şeriat yönetimine mi gidiyoruz” sorusunu sordurdu. “Üç çocuk yapın, ayran için, şu diziyi izlemeyin” gibi çıkışlar tepkileri artırdı.

8- Biber gazı
Toplumsal olaylarda dahiyane çözüm gibi gözüken biber gazı, aslında polisin bir kalabalığı dağıtmak için kullanacağı en zararsız yöntem. Ama kantarın topuzu kaçmadı mı? Olur olmaz her şeye ve abartılı bir şekilde sıkılan biber gazı, artık yeni bir silah haline dönüşmedi mi? Halkın öfkesini daha da büyütmedi mi?

9- İktidar yorgunu AKP duyarsızlaştı
10 yıllık iktidarın yorgunluğunu taşıyor AKP. Bu yüzden de toplumsal olaylara genel geçer gözlükle bakıyor. “Bir iki bağırırlar, söylenirler ve giderler” diye küçümsediği eylem bu yüzden giderek büyüdü.

10- Unutulmasın, bu süreli bir eylem değil
Bugüne değin bütün protestolar tek güne sıkışmış eylemliliklerden oluşuyordu. 1 Mayıs yarım günlük bir eylemdi, mitingler ise birkaç saat. Ancak bu kez günlere gecelere yayılmış bir eylemden söz ediyoruz. Dün sabaha kadar boğaz köprüsünden akan insan selini düşünün. Gezi Parkı eylemi gün geçtikçe artarak sürüyor. 

11- Her muhalefet hareketini terörist sanma yanlışı
Ergenekon davasının yarattığı rüzgarla her toplumsal olayda bir terörist arama, marjinal bir grubun peşine takılma refleksi, Taksim’i görmesini engelledi. “Birkaç marjinal grup” nitelemesi hükümetin diline pelesenk oldu. Her olayda olağan şüpheli arama gayreti iktidarı körleştirdi.

12- Devlet Kararı alınmadan PKK’yla masaya oturmak
Son dönemde en çok tepki çeken şey ise toplumda geniş mutabakat sağlanmadan apar topar hazırlanan Kürt açılımı oldu. Ne pazarlığı yapıldığı hiç öğrenilemedi. Tamam PKK’lılar çekiliyor ama sonrasında ne yaşanacağını ve ne talep edileceğini bilmiyoruz. Nevruz’da Diyarbakır’da yaşanan görüntü halkı fazlasıyla tedirgin etti. 

13- Gereksiz yere Suriye savaşına iştirak 
Kıbrıs çıkarmasını saymazsak barış içinde büyüyen bir neslin çocuklarıyız. Dünyayı sarsan II. Dünya Savaşı’na bile girmemeyi başarmış bir ülkeyiz. Çevremizde yaşanan onlarca savaşa ve karışıklığa rağmen barış prensibini korumayı başarmışız. Oysa şimdi neden dâhil olduğumuz, niye bir tarafında yer aldığımızı kimsenin izah edemediği Suriye savaşının içinde bulduk kendimizi. Muhalif gruplara destek verdik, savaş çığlıkları attık. ABD biraz cesaret verse çoktan savaşı ilan etmiştik. Bu tarafgirliğimiz Reyhanlı’da 50 canımıza mâl oldu. Halk Reyhanlı’dan Hükümet’i sorumlu tuttu.
İşte bu sebeplerden ötürü “Üç ağaç” protestosu bir yangına dönüştü. Ama böyledir. Gerginleşen iklimlerde bazen bir kıvılcım yeter yangının çıkmasına. 

Hükümet ne yapmalı

Ama bundan sonrası için acilen yapılması gerekenler de var:
■ Komplekse kapılmadan çekinmeden hemen projenin durdurulduğu açıklanmalı. 
■ Taksim’in eski haline döneceği müjdelenmeli. 
■ Ağır ihmalleri olan İstanbul valisi ve emniyet müdürü görevden alınmalı. 
■ Ve Başbakan Erdoğan halka bir özür konuşması yapmalı. 
■ Yoksa basit bir çevre protestosu olarak başlayan bu eylem giderek iktidarın koltuğunu sarsan bir çığa dönüşecek.
 Haberleri olsun.

<p>Sabah namazını Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde yer alan Mescid-i Aksa'da kılan binlerce Filis

İşgalci İsrail gücünü nereden alıyor?

Demir yoluyla taşınan bor, seramik ve mermer miktarı arttı

Bakan Karaismailoğlu, Trabzon'da inceleme ve ziyaretlerde bulundu

Osmaniye'de tarlada bulunan yaban kedisi yavruları bakıma alındı