• $8,5307
  • €10,0956
  • 493.684
  • 1431.78
17 Mart 2013 Pazar

Kocasakal'a da KELEPÇE vurulacak mı?

Balyoz davasına müdahil olmak isteyen İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve arkadaşları şimdi sanık sandalyesinde. Bu gelişme, Barış Davası'nı ve o dönemin elleri kelepçelenen İstanbul Baro Başkanı Orhan Apaydın'ı hatırlattı

Olağanüstü günler yaşıyoruz. Toplu davaların yaşanması olağanüstü günlerin en büyük ispatıdır. Ne zaman olağanüstü dönemden geçilse böyle olur. Buyurun işte İstanbul Barosu da yeni bir davayla karşı karşıya. Balyoz davasına müdahil olmak isteyen İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal ve yönetim kurulu üyesi arkadaşları kendilerini sanık sandalyesinde buldular.
ZATEN Kocasakal'a bir kulp takmak için hazır bekleyenler hemen harekete geçtiler ve mahkemeye müdahil olarak baronun katılmasını bağımsız yargıyı etkileme faaliyeti olarak değerlendirdiler.
ŞİMDİ İstanbul Barosu yönetimi sanık olarak yargılanıyor. Üstelik Başkan Kocasakal ve arkadaşları hapis tehdidiyle karşı karşıya. 
BİR ilginçlik de onları yargılayacak mahkemenin hakiminin, haklarında soruşturmayı yürüten Silivri Savcısının eşi olması. Yani tam aile mahkemesi.
İŞTE bütün bunların hukuksal bir zeminde tartışılması için İstanbul Barosu elindeki en büyük kartı bugün açıyor. En üst organı olan Genel Kurul'a gidiyor. Bugün Türkiye'deki bütün baroların davetli olduğu bir kurulla bu durumu tartışacaklar. Ve karar altına alacaklar.
İSTANBUL Barosu'nun yargılandığı dava ise 17 Mayıs'ta... Bakalım davadan ne sonuç çıkacak? Baro Başkanı Kocasakal "O gün mahkemede kimin kimi yargıladığını göreceğiz" diyor hazırladıkları savunmalarına güvenerek. Ama doğrusunu isterseniz sonuçtan bir hapis kararı çıkarsa şaşırmam ben. Çünkü öyle tuhaf günler yaşıyoruz ki taşların hepsi bağlı...
KOCASAKAL ve arkadaşlarının yargılanma haberini duyduğumda aklıma Orhan Apaydın geldi.

APAYDIN DA BARO BAŞKANIYDI
O da tıpkı Ümit Bey gibi bir davaya muhatap olmuştu. Üstelik baro başkanıyken. Sonrasında neler yaşadı bakın anlatayım.
ORHAN Apaydın ismi hukuk tarihimizde özel bir yere sahiptir. Yassıada duruşmalarında baronun savunma izni vermemesine karşın adaya gidip Menderes ve arkadaşlarını savunan bir hukukçuydu (Sonrasında inişleri çıkışları olsa da hep zor davaların adamı olmayı başardı. Hukukun üstünlüğüne inanıyordu ve ne pahasına olursa olsun onu savunmayı ilke edinmişti).
BU düşünceyle Barış Derneği'nin de kurucuları arasında yer aldı. Ülke büyük bir iç savaşa doğru gidiyordu. Barışı birilerinin dillendirmesi gerekiyordu. Bir avuç aydın ki içlerinde gazeteci Ali Sirmen'den ressam Orhan Taylan'a, Doktor Gencay Şaylan'dan hukukçu Rasim Öz'e kadar birçok isim vardı.
ANCAK 12 Eylül yönetimi iş başına gelince "piyango" onlara da vurdu. Darbe yönetimine göre onların derdi barış değil komünizmdi. 


17 MAYIS TESADÜFÜ
17 Mayıs 1982'de Barış Derneği davası açıldı. (Tarihin tuhaflığına bakar mısınız? Kocasakal ve arkadaşları da bir 17 Mayıs günü hakim karşısına çıkacaklar)
SIKIYÖNETİM savcılığı tutuklama talebinde bulunarak tüm yöneticiler hakkında yakalama emri çıkartılmasını istedi. Ancak mahkeme sanıkların komünizm amacıyla hareket ettiklerine bir türlü inanmıyordu. Faaliyetlerini incelemesi için bilirkişiye dosya gönderildi. Bilirkişi savcıyla aynı görüşteydi. Bu kez mahkeme direnemedi. Ancak tuhaf bir durum vardı. İstanbul Baro Başkanı Orhan Apaydın da sanıklar içindeydi. Yani İstanbul Baro Başkanı için de tutuklama isteniyordu.
MAHKEME son gelen bilirkişi raporundan sonra kimsenin gözünün yaşına bakmadı. Ve tarihe geçen bir karara imza attı. Ünlü Barış Davası tutuklamalarını başlattı. 
MAHMUT Dikerdem, Tektaş Ağaoğlu, Ali Sirmen, Kemal Anadol, Gencay Şaylan, Ataol Behramoğlu, Oya Baydar başta olmak üzere bütün yönetici ve kurucular hakkında tutuklama istendi.
ORHAN Adli Apaydın İstanbul Baro Başkanı olarak evinden alındı. Ellerine kelepçe vuruldu. Önce emniyete getirildi. Ardından yine mevcutlu ve kelepçeli olarak adliyeye götürüldü. Onun gibi diğer sanıklar da tek tek evlerinden alınmaya başlanmıştı. Hepsi askerlerin arasında kelepçeliydi. Barış Derneği bir savaş suçlusu gibi muamele görüyordu. İstanbul eski Belediye Başkanı Ahmet İsvan'ın eşi Reha İsvan da kelepçe vurulanlar arasındaydı. Mahkeme birer birer tutuklama kararlarını açıklamaya başladı. İddianamede gerekçe basitti.
DERNEĞİN Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yanlısı olduğu, Türkiye'deki meşru düzene ve bu düzeni sağlayan ittifaklara, NATO'ya karşı olduğu, mevcut düzeni yıkarak yerine Marksist bir düzen getirmeyi amaçladığı ileri sürülüyor ve sanıkların TCK'nin 141 ve 142. maddelerine göre cezalandırılmaları isteniyordu.
2 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi kararları sanıkların yüzlerine okumaya başladı. Orhan Apaydın'ın da aralarında olduğu yöneticilerin hepsi tutuklandı.
ANCAK davada savunmayı üstlenen bir grup devrimci avukat daha vardı. Onlar yargılama boyunca mahkemenin tutumunu protesto ederek duruşmaları iki kez topluca terk ettiler. İki kez de reddi hakim talebinde bulundular. Kimler mi? Bugünün önemli hukuk adamları Turgut Kazan, Rasim Öz ve rahmetli Halit Çelenk...
MAHKEME pes edecek gibi değildi. Bu kez savunmaları yürüten avukatlara "taktı". Mahkemeye göre onlar da barış örgütünün devamıydılar (Bugünle nasıl da benzeşiyor değil mi? Özellikle şimdiki İstanbul Barosu hakkında suç duyurusunda bulunan Konya Barosu'nun gözlükleriyle bakınca) Barış Derneği davasına bakan avukatlar hakkında açılan örgüt üyeliği davası sonucunda davadaki savunmanlıkları düşmüş oldu.
BÖYLECE içinde birçok hukukçuyu barındıran Barış Derneği davası sanıkları dışarıda kendilerini savunacak dosyalarını takip edebilecek avukattan da mahrum kalmışlardı.
(1. Barış Derneği ile avukatların yargılandığı 2. Barış Derneği davası taa 1986'da birleştirildi.)
YORGUN KALBİ DAYANAMADI
ORHAN Apaydın'ın sağlık durumu bozulmuştu. 10 aylık hapisten sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ama yurtdışı çıkış yasağı konmuştu. Oysa tedavisi için yurt dışına çıkması gerekiyordu. Çıkış izni vermediler. Üstüne üstlük Adalet Bakanı yetkisini kullanarak Orhan Bey'i İstanbul Baro Başkanlığı görevinden aldı. Orhan Adli Apaydın tüm kalelerini kaybetmişti.
YORGUN kalbi daha fazla bu duruma dayanamadı. 1 Mart 1986'da yaşama veda etti. O öldüğünde Barış Derneği davası halen devam ediyordu. Taa 1991 yılında beraatla sonuçlanıncaya kadar.
EVET ... Barış Derneği davası bu kadar eziyet ve acının üstüne beraatla sonuçlandı. Kimse de çekilen bu acıların hesabını soramadı. Çünkü toplu davalar zaten hep olağanüstü dönemlerin işiydi. Ve olağanüstü dönemlerin de hesabı kolay kolay 
sorulamıyordu.
***
NE dersiniz? Ümit Hoca ve arkadaşlarının başına da böyle bir çorap örülmek isteniyor olmasın?

Nuriye Teyze'yi kaybettik
O Atatürk'ün 23 Nisan'ı müjdelediği çocuktu. Tam 102 yaşındayken kameramızın karşısına oturmuş ve o günü anlatmıştı. Bir ömür boyu unutmadığı o günü. Atatürk'le Konya'da tanıştıklarında 8 yaşındaydı. Sonrasında bir kaç kez daha Ata'yla karşılaşmış olmasına karşın o günü hiç unutmamıştı. 23 Nisan'ın çocuk bayramı olmasını ona söylemişti Atatürk. İşte O Nuriye Teyze'yi sonsuzluğa uğurladık. En son çektiğim "Çoban Ateşi" Belgeselinin Konak Belediyesinde düzenlenen galasına tekerlekli sandalyeyle katılmış ve unutulmaz bir konuşma yapmıştı. "O'na layık olmak istiyorsanız sokağa çıkın sesinizi çıkarın sessiz kalmayın. Bakın Yunanistan'a... Yunanlı gençler sokakta hükümete adım attırmıyorlar " demişti. Nur içinde yat Nuriye İdil. Mekanın cennet olsun!

<p class='MsoNormal'>Çok Güzel Hareketler 2 programının sezon finali yapmasının  ardından soluğu Köy

Yılmaz Erdoğan, yardım malzemelerinin yangın bölgesine ulaştığını duyurdu

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı