• $7,3932
  • €9,0057
  • 440.569
  • 1542.45
30 Aralık 2012 Pazar

Bitmeyen mücadele

Başbakan Erdoğan, önceki gün TRT'de 'Cemaat'le AK Parti arasında bir mücadele mi var' sorusuna 'Ben buna gülerim' diye cevap verdi. Doğrusu Tayyip Bey-Cemaat çekişmesiyle ilgili bu yazıyı hafta içi hazırlamıştım. Ama Tayyip Bey'in TRT'deki ifşaatını görünce girişe ek yapmam zorunlu oldu.
Evet ifşaat diyorum çünkü Tayyip Bey adeta bu büyük kavgayı kelimelerin arasında ilan ediyor. Ama onun söylediklerine geçmeden önce bu büyük devlet kavgasının kronolojisini bir yapalım.
Ama daha da önce... Biraz sorularla gitmemiz gerekiyor... Herkesin gözünün önünde olan ama kimselerin görmediği ya da görmek istemediği bu kavgayı anlamak için sorulara ihtiyaç var.

l Soru: Türkiye'de derin devlet kaldı mı?
Cevap: Evet kaldı!.. Devlet olduğu sürece derin devlet de olur. Ve değişmez kaide şudur: ABD'nin eli kimin üzerindeyse derin devlet odur.

l Soru: Derin devlet elle tutulur, gözle görülür mü?
Cevap: Hayır! Sadece hissedilir. Derin devleti ne görür ne duyarsınız. Sadece hissedersiniz. (O yüzden derin devlet yapılanması diye ortaya dökülenleri ben kötü çizilmiş karikatür olarak görüyorum.)

l Soru: Başbakana rağmen derin devlet faaliyette bulunabilir mi?
Cevap: Tam da öyle olur. Yani başbakanlar eğer derin devletin isteği doğrultusunda hareket etmezse iktidarda oturur ama muktedir olamaz.

l Soru: Derin devlet nasıl el değiştirir?
Cevap: ABD (veya dünyayı yöneten küresel güç her kimse) strateji gereği görüntüde 'müttefik Türkiye'nin hep yanındadır. Ama aslen büyük ve asıl projesini derin devlet üzerinden yürütür. İktidardakiler eğer derin devletle uzlaşı içindeyse sorun yok ama ayrı düşüyorlarsa ABD nihayetinde derin devletin elini güçlendirir. (Okuyucularım bilir. Ben ABD derim ama aslında kastettiğim hep İngiltere ve İsrail'dir. ABD görüntüdeki büyük güçtür. Nihai kararlar hep Londra-Tel Aviv hattında alınır.)

'KONTRGERİLLA VAR'
LÜTFEN hatırlayınız. Bülent Ecevit 1977'de başbakanken 'Kontrgerilla var, derin devlet var' demedi mi?
BİRAZ daha geriye gidelim. Adnan Menderes'in asılmasına giden yol ABD ile bağlarının kopmasıdır. Yani 1958'dir. 1957'de ne olmuştu dersiniz? 'Bütün konuşmalarımızı ABD'ye veriyor' diyen MAH (Eski MİT) müsteşarı Behçet Türkmen'i görevden almıştı.
ÖRNEKLERİ çoğaltılabilirim.
AMA biz fazla dağılmadan kronolojimize dönelim. Artık Başbakan'ın evine ve çalışma ofisine böcek koymaya kadar uzanan bu savaşın kronolojisine bir bakalım:

1- Nisan 2009;
KCK soruşturması sessiz sedasız başladı. Savcılık belge ve bilgi toplamaya koyuldu. Devlet bir eliyle 2005 yılında kurulmasına göz yumduğu KCK'yı şimdi bir başka eliyle dövmeye hazırlanıyordu.

2- Eylül 2011;
MİT-PKK Oslo görüşmeleri basına sızdırıldı. Bu 'derin devlet'in Tayyip Bey'e ilk büyük salvosuydu. Daha birkaç ay öncesine kadar PKK ile görüşenlere yönelik ağır ithamlarda bulunan Başbakan Erdoğan'ı çok güç durumda bırakacak bir hamleydi. Başbakan, Oslo'yu kabul etti ancak o günden sonra Türk siyaset hayatına yeni bir kavram hediye etmek zorunda kaldı: Ben yapmadım devlet yaptı! (Haliyle herkesin de aklına ee karayollarını da hastaneleri de devlet yapıyor, o zaman onlarla niye övünüyorsunuz? Neyse...)

3 - 7 Şubat 2012;
MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve yakın çalışma arkadaşları hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Suçlama çok ağırdı: PKK'ya yardım! Hamle tarihi çok ilginçti. Başbakan o gün ameliyata yatıyordu. Ve hesaplama onun narkoz aldığı ana göre denk getirilmişti. Ancak hamleyi gören Başbakan ameliyatını birkaç gün erteledi. Ve MİT Müsteşarı'nın kendi oluru alınmadan sorgulanmasını yasaklayan düzenlemeyi kanunlaştırdı. Bu günlerde MİT'in aranan yöneticileri evlerine gidemediler.

"hacir.jpg"

4- 14 Haziran 2012;
Erdoğan sert bir hamle daha yaptı. Fethullah Hoca'nın organizasyonu olan Türkçe Olimpiyatları'nda sürpriz bir kapanış konuşması yaptı. Ve Gülen'i Türkiye'ye çağırdı. 'Gel de artık bitsin bu hasret' dedi. Gülen de 'Hayır gelemem' dedi. (İktidar Olmanın 48 Altın Yasası isimli bir kitap var. Başbakan o kitabı gördü mü bilmiyorum ama bu altın kuralları çok iyi bildiğinden eminim. O kurallardan bir tanesi de 'Düşmanını/ rakibini daima yanında taşı' kuralıdır. İktidar savaşlarını anlamak istiyorsanız bu kitabı muhakkak kütüphanenizde bulundurun.)

5-13 Eylül 2012;
Başbakanlık'ta korumalar birbirine silah çekti. Görevden uzaklaştırılan bir koruma (iddiaya göre) evraklarını toplarken diğer korumalar odaya girdi, silah çektiler ve evrakları tahrif ettiğini söyleyerek ellerini kaldırmasını istediler. Görevden alınan koruma fenalaştı hastaneye kaldırıldı. (Şimdi aklımıza geliyor. Acaba görevden alınan koruma böceklerin sökülmesiyle mi uğraşıyordu? Kim bilir?)

6- 29 Ekim 2012;
Günler öncesinden Cumhuriyet Bayramı'nı Ulus Meydanı'nda kutlayacağını söyleyen geniş toplum kesimlerine rağmen, yeni bir cumhuriyet mitinginden çekinen Başbakan'ın yasaklaması katılımı nerdeyse patlattı. Peki Kemal Kılıçdaroğlu'nun hemencecik aşıverdiği(!) barikatı kim gevşetmişti acaba? Abdullah Gül'ün Ankara Emniyeti'ni aradığı ve sertlik istemediği ifade edildi. Başbakan ise 'Emniyet görevlileri, görevlerini yapmadılar' dedi.
(Bu arada Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ü de yerli yerine koydunuz sanırım. Cemaate yakın duruyor.)

7- 5 Kasım 2012;
Nuri Başkapan isimli bir saldırgan kuru sıkı tabancasıyla Başbakanlığın içine kadar girmeyi başardı. Üstelik 3 el de ateş etti. Daha sonra yakalandı. Sorgusunda aslında AKP'li olduğunu, işlerinin bozulduğunu söyledi. Rizeliydi. Sabıkası vardı.
Bu olaydan tam iki gün sonra...

8- 7 Kasım 2012;
Altındağ Belediyesi'nden alacağı olduğunu söyleyen Ömer Avdemir isimli bir başka şahıs Başbakanlığın önünde kendisini yaktı.

9- 14 Kasım 2012;
Başbakan Erdoğan tam 380 bin TL vererek yenilettiği Başbakanlık makamını tek bir çivi kalmamacasına söktürdü. Böcek arandı. Bütün mobilya ve dekorasyon çöpe atıldı. Polisler eşliğinde yeni dekorasyon yapıldı.

PEKİ KİM KAZANACAK?
ŞİMDİ gelelim Başbakan'ın dünkü ifşaatlarına... TRT'de Enine Boyuna programında ne dedi Başbakan?
CEMAAT'le AKP arasında bir mücadele mi var sorusuna: 'Buna gülerim. Tabi biz de bunu medyadan öğreniyoruz. Zaman zaman da ciddi manada yaralıyor zaman zaman bazı arkadaşlarımız inanmaya başlıyor. Diyoruz aman ha. Çünkü böyle bir şeye inanmaya başladığınız anda biz kaybederiz. '
HER şeyi ne kadar açık ifade etmiş değil mi Başbakan.
'HAKİM benim' diyor. 'Bunun aksini ilan edene gülerim' diyor. Ve 'Sakın Cemaat'in benden daha güçlü olduğunu düşünmeye başlamayın işte o zaman düşeriz' diye de uyarıyor.
EVET... İşte böyle... Belki cumhuriyet tarihimizin en sert devlet kavgası yaşanıyor. Bir tarafında Cemaat diğer tarafında Tayyip Bey'in yer aldığı bu kavganın yandaş medya istediği kadar üstünü örtmeye çalışsın. Artık mızrak çuvala sığmıyor.
TARİHİMİZDE eşi benzeri görülmemiş bu kavgada sona doğru yaklaşıyoruz.
BİLİYORUM heyecanla 'Peki sonunda kim kazanacak ve derin devlet bu işin neresinde' diyorsunuz?
İLK soruya cevabım çok net: Tabii ki derin devletin dediği olacak. Yani gördüğünüz güç değil varlığını hissettiğiniz güç kazanacak.

'Yakınına kadar girebiliriz'
DERİN devlet, Başbakan'a uyarıda bulunuyordu: Yakınına kadar girebiliriz!
BAŞBAKAN resti gördü. Koruma sayısını artırdı. Hem de inanılmayacak ölçüde. Artık normal bir yurt içi gezide bile küçük bir orduyla hareket ediyordu. Baba ocağım dediği Rize'ye 650 polisle gittiğini hesap ederseniz durumu anlarsınız.
(ODTÜ'ye 3 bin 600 polis ve Toma'larla gitmeseydi olaylar bu denli tırmanır mıydı? Bir de bu açıdan bakın ODTÜ olaylarına. Birkaç cılız yumurtalı protestoyla sınırlı kalır, onlar da etkisiz hale getirilmez miydi?)
PROTOKOL ÇIKMAZI
GÖKTÜRK-2 uydusunun fırlatılma törenine devletin birinci adamını protokol listesinden çıkartılması
talimatını verdi. (Bu henüz bir iddia. Ama çok kısa sürede doğrulanacak merak etmeyin.) Protokol müdürü sanki komşu kızın kına gecesini tertip eder gibi bir ciddiyetle 'Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü unutmuşuz' dedi.
ŞİKE yasasında cemaatle yaşanan kapışmayı, cemaatçi polis şeflerinin ülkenin dört bir yanına sürgün edilmesini, medyadaki cemaatçi gazetecilerin susturulmasını (Önder Aytaç program yapamıyor) ve nihayet dershanelerin kapatılmasına yönelik hamleleri saymıyorum bile. Uzatmayayım.

<h3>Süper Lig'in 20. haftasında Fatih Karagümrük ve Beşiktaş karşı karşıya geldi. Maç Kara Kartal'ın

Beşiktaş-Karagümrük maç yorumu

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Brüksel'de NATO Genel Sekreteri ile görüştü

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (22 Ocak 2021)