• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
24 Ekim 2015 Cumartesi

Çetin Altan

Kendimizi bildiğimizden beri hayatımızın içinde olan birini kaybettiğimizde kendi hayatımızın bir parçasını da kaybetmiş oluruz. Ölen her yakınla birlikte bizi biz yapan yaşanmışlıkların bir parçası daha kopup bizden ayrılır, yokluğa sürüklenir.

Yaşlanmak da böyle bir şey galiba... Geçmişinin bir bölümünü paylaştığın insanlar birer birer kayboldukça senin hayatının o bölümü de yok oluyor ve sen gittikçe eksilip soluklaşıyorsun.
Çetin Altan’ın ölümünü duyduğum anda ilk hissettiğim bu oldu.
O, eski dostlarından her birini kaybettiğinde, kendi kuşağının ağır ağır sahneden çekilişi karşısında hissettiklerini anlatırdı.
İşte sonunda onun da sırası geldi. Şimdi o, bizlerin hayatlarından birer parçayı da birlikte götürerek gitti.
* * *
Akşam’daki Taş köşesinde küçücük resmini gördüğüm kabına sığamayan o yakışıklı adam lise yıllarım boyunca benim idolüm oldu. 14-15 yaşında küçücük dünyamın içinde yaşarken, o köşeden taşıp bana kadar uzanan isyankâr sesi bu adaletsiz dünyaya razı olmak zorunda olmadığımı; başka bir dünyanın, başka türlü bir hayatın da mümkün olduğunu söylüyordu ve bu ses ilaç gibi geliyordu bana.
Onunla tanışma şansına kavuştuğumda ben de bir gazeteciydim artık. 30’larının başlarında, söyleyecek sözü olduğunu düşünen coşkulu bir gazeteci...
Evine röportaj yapmak için ilk gidişimde 60’lı yıllardaki coşkusunun üstüne bilgeliğini de eklemiş; gözündeki çocuksu pırıltının sönmesine izin vermeden olgunlaşabilmiş bir adamla karşılaştım. Yüzünde muzip bir ifadeyle “Gel bak ne göstereceğim” demiş ve kurulu raylar üzerinde gidip gelen kocaman oyuncak trenini göstermişti bana.
Büyük insanların oyun oynamaktan asla vazgeçmediğini o zaman anladım.
Çetin Altan elbette bir siyasetçi ve siyaset yazarıydı. Ama bence ondan önemlisi bir günlük hayat feylesofu idi. Ömrü boyunca “hayatın tılsımını” aradı ve bulduklarını bize de göstermeye çalıştı.
Çetin Altan daha globalizmin adı duyulmadan global dünya vatandaşlığını benimsemiş bir insandı. Ülkesine de, insanına da hep bu perspektiften baktı. Türkiye’nin düşünce dünyasını dışa açmaya, global bir perspektif kazandırmaya çalıştı. Onu dinlerken, ele avuca sığmayan zihninin konudan konuya, fikirden fikre, bireyden toplumsala, yerelden evrensele atlaya zıplaya dolaşışını izlerken yorgun düşer ve sonunda her şeyi birbirine bağlayışına hayran olurdunuz.
Hayatını bir şölen gibi yaşamak istedi hep. Önüne gelen ya da kendi yarattığı irili ufaklı mutluluk imkânlarının hiçbirini atlamadan, hiçbirini ziyan etmeden, hakkını vererek yaşamaya kararlıydı ve öyle de yaptı.
Yazmakla yaşamayı öylesine iç içe geçirdi ki, neyi yaşadığı için yazdığını, neyi yazdığı için yaşadığını ayırmak; onun mu yazılarını yoksa yazılarının mı onu yarattığını ayırmak mümkün değildi.
Bugün onun hakkında yazılan yazıları okudum.
Hepsi de son yazısında geçen “Hayal ettiğim ülke bu değildi. Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan” cümlesinin etrafında kurgulanmış, o cümleyi merkeze koyan yazılar...
Yazık, ben Çetin Altan gibi bir düşünce adamının böyle günlük politik tavır alışlara dayanak yapılarak anılmamasını, bu kadar dar bir alana sıkıştırılmamasını isterdim.
O, hayallerin daima hayatın önünde gittiğini; “menzil-i maksud”un siz yaklaştıkça yer değiştirdiğini; aslolanın hedefe varmak değil, o yolun kendisinden mutluluk duymak olduğunu; “hayallerime tam olarak ulaştım” diyen insanın kendi hayal gücünün sınırları noktasında endişe duyması gerektiğini bilecek kadar arifti.
Çok üzgünüm.
Eksikliğini hep hissedeceğim.

<p>Murat Göğebakan... Adanalı bir ailenin  çocuğu olarak dünyaya geldi.</p><p>Ailesinin işleri dolay

Vefatının 7. yıl dönümünde anılıyor

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı