• $9,531
  • €11,091
  • 549.47
  • 1509.2
21 Ekim 2013 Pazartesi

Kelebek etkisi

                   WASHINGTON 

Ünlü matematikçi Edward N. Lorenz, 1972 yılında, Washington’da katıldığı bir konferansta, uzun süredir üzerinde çalıştığı bir makaleyi meslektaşlarıyla paylaşmak için bir sunum yaptı. Sunumunun başlığı şuydu: Öngörülebilirlik: Bir Kelebeğin Brezilya’da Kanat Çırpması Texas’ta Fırtınaya Sebep Olur mu? Kelebek etkisi olarak adlandırılan bu fenomen farklı bilimsel platformlarda ilk bakışta birbiriyle bağlantılı görünmeyen küçük olayların büyük ve öngörülemeyen etkileri olabileceğini anlatmak için kullanıldı. 
Kasım 2010’da, Tunus’ta sebze satıcısı olan işsiz bir üniversite mezununun, satış arabasına polisin el koymasından sonra kendini ateşe vermesiyle başlayan ve Kuzey Afrika’daki rejimleri devirip Ortadoğu’ya yayılan ayaklanmalara dönüşen Arap Baharı, Lorenz’in kavramsallaştırdığı ‘kelebek etkisini’ düşündürdü. 

Güç dengesi değişti 

Ayaklanmalar sadece ortaya çıktıkları toplumların iç dinamiklerini değil tüm bölgesel dinamikleri ve güç dengesini değiştirdi ve değiştirmeye devam ediyor. Geçen hafta Suudi Arabistan’ın herkesi şaşırtan bir kararla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin dünya barışı ve güvenliğini sağlamada yetersiz kaldığı gerekçesiyle Konsey’in geçici üyeliğini reddetmesi Arap Baharı ile değişen dinamiklere en son örnek. Suudilerin bu kararı en çok yakın müttefiki Amerika’yı şaşırtmışa benziyor. Fakat Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler kararı, Amerika-Suudi Arabistan ilişkilerinde Mübarek’in devrilmesiyle ortaya çıkan ve Suriye’de olanlarla derinleşen gerginliğin son noktası. 
Ortadoğu’daki halk ayaklanmaları sıranın kendisine gelmesinden korkan Suudi rejimi için başlı başına bir gerginlik kaynağı. Bunun üzerine bir de yakın müttefiki Amerika ile Arap Baharı başladığından bu yana bölge politikalarında ortaya çıkan frekans uyuşmazlığı ikili ilişkilerde gerilimi artırdı. Suudi Arabistan’ın Mısır’daki Müslüman Kardeşler’le kökü çok eskilere ve Suudilerin siyasal İslam korkusuna dayanan bir düşmanlığı var. Ayrıca Mısır ordusu ile Suudi rejimi arasında yakın bir ilişki var. Bu yüzden Suudiler Amerika’nın Mübarek devrildikten sonra başa gelen Müslüman Kardeşler yönetimini izole etmek yerine angaje etmesine ve askeri darbeden sonra finansal yardımı kesme tehdidine içerledi. Hatta daha da ileri gidip darbe yönetimine Amerikan yardımından çok daha yüklü bir yardım teklif etti. 
Obama yönetiminin Suriye’ye askeri müdahale seçeneğinden vazgeçip Rusya ve Esad’la kimyasal silah pazarlığına oturması da rejimin bir an evvel devrilmesini isteyen Suudileri öfkelendirmişe benziyor. Ayrıca Suudi Arabistan Obama’nın İran açılımından da memnun değil. Suudi Arabistan dahil bütün Körfez ülkeleri Amerika-İran düşmanlığının yarattığı güvenlik şemsiyesinden yararlanıyor. Bu düşmanlığın sona ermesinin İran’ı bölgede güçlendireceğinden ve Körfez’de agresif politikalar güderek Suudilerin etki alanını daraltacağından endişe ediliyor. 
Tabii ikili ilişkilerdeki bu gerginlik Suudi Arabistan-Amerika ittifakını sona erdirecek anlamına gelmiyor. İki ülke 1940’lardan bu yana çok yakın müttefikler ve bu ittifak her iki ülke için de çok önemli. Fakat bu gerginlik Suudi Arabistan’ın Suriye’de Amerika’dan bağımsız bir siyaset izlemesine neden olabilir. Bunun emarelerini Suriye’de görmeye başladık bile. Birkaç hafta önce Suudi Arabistan’ın desteğiyle Şam çevresindeki 50 İslamcı muhalif grup tek çatı altında birleştiklerini ve Batı destekli muhalefeti tanımadıklarını ilan etti. Bu, Amerika’nın desteklediği muhalifleri daha da zayıflatacak bir durum. Suudiler Suriye’de bir kez daha kanat çırparsa bölgede pek çok denge değişebilir.

<p>Onlar Türkiye'nin Vurcu İHA'sı. Mehmetçiğin  kötü gün dostu. Yerli ve milli İHA sistemi Kargu.</p

Kargu Vurucu İHA'lar Teşkilat dizisinde marifetlerini sergiledi

Kepçe ile yol kapatıp drift yaptılar

Muğla'daki fosil alanında yeni buluntulara ulaşıldı

''UÇBEY''in ilk kez kullanıldığı operasyonda gri listedeki terörist vuruldu