• $8,7072
  • €10,3664
  • 501.673
  • 1397.84
02 Aralık 2013 Pazartesi

ABD-İran diyaloğu

WASHINGTON

İran’ın Batı ile çatışması, Batı’dan izolasyonu 1979 İran Devrimi ile başladı. Devrim dünyanın her yerindeki İslamcı hareketlere İslam’ın siyasi potansiyelini, halkları peşinden sürükleyecek aktivizmini kanıtlayıp ümit verirken aynı sebeplerle Batı’yı korkuttu. Avrupa ülkeleri devrimden sonra kendi sınırları içindeki Müslüman toplulukların toplumsal hayatını daha sıkı kontrol altına almak için yasal düzenlemeler geliştirdi. Mevcut bölgesel dinamiklerin tohumları da İran Devrimi ile atıldı. Şii İslam’ın önemli bir toplumsal ve siyasal güce dönüşmesi bölgedeki Sünni ülkeleri rahatsız edip Şii-Sünni rekabetini derinleştirdi. Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Irak gibi ülkelerin yerel siyasi dinamiklerini şekillendirdi. İran Devrimi’nin emperyalizm karşıtı söylemi bölgedeki Batı karşıtlığını tetikledi, İran’ı Batı’ya karşı direniş cephesinin lideri yaptı. Hamas’tan, Hizbullah’a ve El Kaide’ye pek çok İslamcı örgüt bu Batı karşıtlığıyla dünyanın her yerinden Müslüman gençleri kendi saflarına çekti, etki alanını genişletti, meşruiyetini güçlendirdi.

İran Devrimi’nin tetiklediği Batı karşıtı tutum İran Devrimi’ne giden süreçte Amerika’nın oynadığı rol yüzünden en çok Amerika’yı hedef aldı. İran’ı izole etmek, güçlenmesini önlemek, nüfuz alanını daraltmak 1979’dan bu yana Amerika’nın bölge siyasetinin ana ekseni oldu. İşte bu yüzden Batı’nın İran ile vardığı nükleer anlaşma önemli. Henüz nihai bir çözüm bulunmadı ve varılan anlaşma bu zorlu süreçte sadece bir ilk adım. Bu ilk adımın meseleyi tamamen çözmesini beklemek için de bu sürecin başarısız olacağına inanmak için de yeterli sebebimiz var.

Fakat bence sonucu ne olursa olsun bu sürecin yarattığı en önemli dinamik Amerika-İran arasındaki gerginliğin azaltılması, taraflar arasında güven artırıcı önemli bir ilk adımın atılmış olması. Bunun bölgesel dinamikler üzerinde en az İran Devrimi kadar önemli etkileri olabilir ve bölgesel güç dengesini değiştirebilir. Eğer süreç başarılı olursa Amerika ve İran bölgedeki diğer sorunların çözümünde ortak hareket edebilirler. Mesela Irak ve Afganistan’da Amerika ve İran’ın ortak çıkarları var. Her ikisi de Irak’ta Sünni radikal İslamcı grupların güçlenmesinden rahatsız. Bağdat’taki merkezi hükümeti güçlendirerek bu radikal gruplara karşıtı daha etkili savaşmasını istiyorlar.

Hem Amerika hem İran NATO’nun Afganistan’dan çekilmesinin ardından Taliban’ın güçlenip yönetimi ele geçirmesini ve bölgede bir istikrarsızlık unsuru olmasını istemiyor. Nükleer müzakereler başarılı olursa İran ile Amerika Suriye’de de birlikte çalışabilirler. İran Suriye’de tutunduğu Esad yanlısı tavrın bölgedeki imajına darbe vurduğunun farkında. Tahran’da Esad’sız bir Suriye’den bahsedilmeye başlandı bile. Eğer Esad sonrası Suriye’de çıkarlarının korunacağına dair garanti verilirse İran Suriye’de Esad’sız bir çözümü destekleyebilir.

Ayrıca İran’ın petrolünü ve doğalgazını enerji piyasasına yeniden sokmak da hem İran hem de Amerika’nın çıkarlarına hizmet edecek bir gelişme. Yaptırımlar kaldırıldığında İran petrolünün uluslararası pazara çıkması petrol fiyatlarının düşmesi demek. Ayrıca İran’ın doğalgazı Rusya’nın enerji piyasasındaki rolünü azaltacaktır.

Tüm bu meselelerde İran, Amerika’ya Suudi Arabistan, Mısır, İsrail gibi geleneksel bölgesel müttefiklerinin veremeyeceğini verebilir. İşte o zaman ‘Washington’ın Ortadoğu’da dış politika ekseni kayıyor’ tartışmalarını ciddi ciddi düşünmeye başlayabiliriz.

<p>Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Abdullah Gül üç

Karamollaoğlu: Ayrılıkların, AK Parti tabanında çözülmeyi sağlayacağını düşünüyordum ama olamadı

Altyapı çalışmaları sırasında bulundu! Osmanlı dönemine ait

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (18 Haziran 2021)

DSİ'nin yaptığı gölet hayvancılığı geliştirip köye dönüşü hızlandırdı