• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
4 Ocak 2014 Cumartesi

2014’e girerken Ortadoğu

WASHINGTON

Ortadoğu’daki halk ayaklanmaları başladığında pek çok siyasetçi, siyaset bilimci, tarihçi, bölgeyle ilgilenen uzman 1. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan düzenin yıkılmakta olduğunu, bölgenin makus talihini değiştirme kudretini en sonunda bulduğunu söyledi. Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da halk diktatörleri devirirken tüm dünya nefesini tutup tarihin akışının bu beklenmedik manevrasını izledi. Ümitler yükseldi, beklentiler arttı. Siyaset bilimciler bölgeye dair onlarca yıldır ürettikleri teorileri yeniden gözden geçirmeye koyuldu. Fakat ayaklanmalar başladığından bu yana geçen 3 yıl herkesin kafasını karıştıran, beklentileri karşılamayan dinamikler doğurdu.
Bu dinamikler, İslam ve demokrasinin aynı coğrafyada barınamayacağını söyleyen oryantalistler kadar buna karşı çıkan anti-oryantalistleri de şaşırttı. Bir yandan 40 yıllık diktatörlüklerin içine doğmuş, demokrasi pratiğine yabancı Arap genç nesil özgürlük, eşitlik, demokrasi talebiyle meydanları doldurup, rejimleri yıktı. Diğer yandan radikal İslamcı gruplar en önemli siyasi aktörlerden biri haline geldi. Sekülerlerden İslamcılara pek çok devrimci güç rejimlerin yıkılmasıyla açılan siyasi alan çetin bir iktidar mücadelesine girdi. Bu mücadelede özgürlük ve eşitlik talepleriyle otoriter rejimleri deviren bazı güçlerin otoriter rejim unsurlarıyla ittifak kurdu, demokrasi taleplerinin yerini mezhepçi, etnik, ayrımcı, otoriter söylemler aldı.
Tüm bu karmaşa bölge ülkelerini ve uluslararası güçleri hem bölgede hem de iç siyasette izledikleri stratejilerini yeniden düşünmeye zorladı. Bazı ittifaklar zayıfladı, bazıları çöktü, yenileri kuruldu. Bu dönüşüm Ortadoğu’yu onlarca yıl rehin almış sorunların çözümü için bir fırsat penceresi açtı. Ve Amerika 2013’te bölgenin onlarca yıl en önemli iki sorunu olmuş İsrail-Filistin meselesi ve İran’ın nükleer programıyla ilgili inisiyatif aldı.
İlk döneminde İsrail-Filistin meselesinin çözümü için önemli girişimlerde bulunmuş fakat başarısız olmuş Obama yönetimi ikinci döneminde meseleyi yeniden gündemine aldı. Bu kararın ardında Kerry’nin dışişleri bakanı olmasının büyük bir payı var. Fakat Washington’ın ayaklanmalarla ve özellikle de Suriye iç savaşıyla değişen dinamiklerin İsrail’i daha da izole ettiği ve Filistin ile barışa daha ılımlı olmaya ittiği inancı da önemli bir rol oynadı. İran ile nükleer müzakereler başladı, taraflar arasında güven artırıcı adımlar atıldı. Ve 2013 yılı sona erdi, 2014’e girildi.
Bu yıl 1. Dünya Savaşı’nın başlamasının üzerinden tam yüzyıl geçmiş olacak. Savaşın yarattığı dinamikler yıllarca bölgeyi istikrarsızlaştırdı, çatışmaları besledi, demokrasinin önünü kesti. Yüz yıl sonra Ortadoğu hâlâ etnik ve mezhepsel çatışmalarla sallanıyor, demokratik kültür bir türlü kök salamıyor. Batılı ülkeler hâlâ bölge dinamiklerini dikte etmeye uğraşıyorlar, çatışmalarda taraf olup çözümü güçleştirmeye devam ediyorlar.
Bu nedenle 2014’ün Ortadoğu’ya hepimizin kalpten dilediği barışı, istikrarı ve demokrasiyi getireceğini düşünmüyorum. Amerika’nın inisiyatifiyle başlayan İsrail-Filistin diyaloğunun çözüm üretme ihtimali yıllardır olduğundan daha kuvvetli değil. Belki İran’ın nükleer programı konusunda biraz daha iyimser olunabilir ama çözümün kolay olmayacağı açık. Suriye’de Esad rejimi mevzi kazanmaya devam ediyor. Kuzey Kore’nin Esad’a gönderdiği söylenen pilotlar Halep’te sivil halkın üstüne bomba yağdırmaya devam ediyor. Irak son on yılının en kanlı mezhep çatışmalarından birini yaşıyor. Suriye’deki çatışma Lübnan’ı istikrarsızlaştırmaya devam ediyor. Libya’da, Mısır’da, Tunus’ta bir türlü doğamayan demokrasinin sancısı yeni otoriter ittifaklar yaratıyor. Ve Ortadoğu yeni bir yıla daha çatışma sesleriyle giriyor.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor