• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
16 Nisan 2013 Salı

Paradigma değişimi

Yıllar önceydi. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz Brüksel'de çeşitli AB temaslarında bulunuyordu. Mesut Yılmaz, AB Komisyonu'nun bir dairesine gitmek üzere otelinden ayrıldı. Gazeteciler de peşi sıra. Ankara'dan gelen bir foto muhabiri arkadaşımız, Başbakanın aracının hareket etmesinin ardından atladığı taksi şoförüne, "Önümüzde giden aracı takip edin" demiş. İstifini hiç bozmayan taksi şoförü, "Sizin bu söylediğiniz ancak filmlerde olur beyefendi. Siz en iyisi gideceğiniz adresi söyleyin bana lütfen" karşılığını vermiş. 
Eskiden AB - Türkiye ilişkileri film gibiydi. Her an bir aksiyon. Her dakika yeni bir gelişme. Her karesi merak edilirdi. 2001 - 2008 yılları arasında yaşananlar nefes kesici bir hızla ilerliyordu.
AB'ye, küreselleşmenin dayattığı yeni ortama uyum sağlayacak bir atılım gerek. Hiç bir AB üye ülkesi geleceğin dünyasında tek başına stratejik ağırlık sahibi olamayacağını biliyor. Dünya sahnesinde söz sahibi olmak için tekrar bir araya gelip enerjilerini birleştirmekten başka çareleri olmadığının farkındalar. AB kendi içinde yenilenmeye çalışıyor. Ya bu 'yenilenme'yi başaracaklar veya Avrupa, önümüzdeki dönemin dünya haritasında marjinal bir nokta haline gelme ihtimali ile karşı karşıya. Bu 'yenilenme'yi gerçekleştirecek Avrupalı liderlerin olmaması en büyük sıkıntı. Günümüz Avrupa siyasetinde Chirac, Mitterand, Kolh, Schimidt, Thatcher ve Blair yok. Sadece 'sıfırcı hoca' edasındaki Angela Merkel var.
Ve bu 'yenilenme' düşünce yoğunluğunda AB - Türkiye ilişkileri hiç olmadığı kadar 'yorgun' ve ikincil.
HHH
Türkiye ile AB ilişkilerinde müzakere süreci anlamını yitirmeye başladı. Türkiye açısından, zaten kapatılamayacak olan fasılların açılması artık ne bir teşvik ne de açılmaması bir cezalandırma niteliği taşımaktadır. AB elindeki en önemli araçlardan birini kendi hataları ile işlevsiz hale getirdi. Sürecin toplumsal değişim boyutu neredeyse tamamen unutuldu. Müzakere sürecinin adeta diplomatik ve bürokratik bir egzersize dönüştürüldüğü herkes tarafından artık yüksek sesle söylenir oldu. 
AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, beraberindeki heyet ile geçtiğimiz hafta Brüksel'de "Sosyal Politika ve İstihdam" faslının açılması için girişimlerde bulundu. Türk heyeti Brüksel'den Ankara'ya umutlu döndü.
Ama, Avrupa Birliği Bakanlığı'nın resmi internet sitesine girdiğiniz zaman, "Katılım Müzakerelerinde Mevcut Durum" başlığının en son 1 Temmuz 2010 tarihinde yapıldığını göreceksiniz. AB müzakerelerinde yaklaşık üç yıldır, tek adım 
atılmamış.
Bir süredir her iki tarafın da sürekli kendini ve aynı tezleri tekrar ettiği bir çıkmaza girmiş durumdadır. Daha kötüsü, bu tekrarlar, hem Avrupa hem de Türkiye kamuoylarında, taraflar bu durumdan memnunmuş, böylece sürmesini istermiş gibi bir algı oluşmasıdır.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun bir Atina ziyaretinde "Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir paradigma yaratmalıyız" sözleri gelinen noktayı özetliyor bir bakıma. Evet, dünyada her şey son hızla değişime uğrarken, AB-Türkiye ilişkilerinin yarım asırlık paradigması aynı kalabilir mi?

 

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Yeni varyant hızla yayılıyor... Kovid geçirip, tat ve koku kaybı

Beynimizin parmak izi, hastalıkları veya kişileri tanımak için kullanılabilir mi?

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!

Sosyal medyayı sallayan en ilginç illüzyonlar