• $32,6953
  • €34,9304
  • 2443.55
  • 10511.7
18 Mart 2014 Salı

Gülen hareketinin sembolik düşüşü

“Ölseydim de bugünleri görmeseydim.”
Bu sözler çok kıymet verdiğim birine, Türkiye İslamcılığının son dönem önemli temsilcilerinden birine ait.
Ne denli kahrolduğu, ıstırap çektiği her halinden belli. Olan biten karşısında şaşkın, bir o kadar da öfkeli.
Hiçbir zaman Gülen hareketini kendisine yakın hissetmemiş olsa da gün sonunda kendisini onlarla aynı daire içerisinde görmüş hep.
Tarzlarını, mücadele yöntemlerini benimsememiş olsa da, aynı dertle dertlendiklerini, aynı gayeye hizmet ettiklerini düşünmüş.
Bu hareketin sahip olduğu “feda kültürü”nü her zaman takdir etmiş. İslam tarihi boyunca Müslümanlar arasında cereyan eden çatışma, gerilim, kavga ve savaşlardan haberdar elbette.
Ama yine de Cumhuriyet rejiminin ceberrut din politikalarının, ortak bir İslami uyanış ve direniş kültürü yarattığını varsaymış.
Gülen hareketinin, nevi şahsına münhasır özelliklerine rağmen bu kültürün bir rengi olduğuna inanmış.
Ta ki 17 Aralık olana kadar.
Önceleri “nifak tohumları saçan dış güçlerin” olaylardaki rolüne odaklanmış.
Ne var ki, 17 Aralık öncesi ve sonrasında hareketin kamusal yüzlerinin kullandığı ve giderek sertleşen “harp dili” onu yeni bir noktaya getirmiş.
Şimdi o da Gülen hareketine mensup olmayan pek çok dindar gibi “saf” olduğunu düşünüyor.

Hareketin iki yüzü

Gülen hareketi, bir yandan topluma açık, ılımlı, çoğulcu, şeffaflıktan yana barışçıl bir hizmet hareketi görünümü sergilerken diğer yandan kapalı bir finans yapısına, gizli bir organizasyon şemasına, son derece katı bir hiyerarşiye ve totaliter bir din anlayışına sahip bir teşkilat havası verdi.
Gülen hareketinin hakim algısı 17 Aralık sürecine kadar farklıydı. Genel anlamda bir “hizmet hareketi” olarak görülüyorken, 17 Aralık sonrasında “radikal bir örgüt” gibi değerlendirilmeye başlandı.
Gülen hareketi mensupları bu ifadeleri görünce yine çileden çıkacaklar ama “algı”ları bu yönde.
Ve bu algı değişiminin sebebi hareketin kamusal yüzlerinin ve hareketle ilintili sivil ve silahlı bürokratların performansları.
Bu algı değişimine bir hareketin cesaret edebilmesi için çok net bir biçimde bir “ehveni şer” tercihinde bulunması gerekir.
Bence cevaplanması gereken soru şu: Gülen hareketi 17 Aralık'ta bütün dünyanın şahit olduğu bu kalkışma hamlesine mecbur mu kaldı?
Birçokları gibi ben de bu son süreçle ilgili yaptığım değerlendirmelerde, hareketin bu kalkışma hamlesine icbar edilmiş olabileceğine zaman zaman dikkat çektim.
Gülen hareketi bu tercihte bulundu ve kendi ülkesindeki meşruiyetini kaybetmeyi göze alarak AK Parti Hükümeti'ne açıktan “harp” ilan etti. Zira kendi bekasının tehlikede olduğunu düşündü.
Kontrolsüz güç, güç değildir derler. Hareket, son 20 yılda çok ciddi şekilde büyüdü. Ve bu büyüme, hareketin başlıca düşmanına dönüştü.
Bu büyümenin finansmanı ve sürdürülebilirliği hareketi bir endüstriye dönüştürdü.
Gülen hareketinin imtihanı her şeyden önce bu endüstriyle.

<p>Sarıyer'deki Memduh Paşa Yalısı soygunuyla ilgili son dakika haberleri gelmeye devam ediyor. Peki

Film gibi yalı soygununun yeni görüntüleri ortaya çıktı!

2024 Kurban Bayramı namazı saat kaçta? İşte il il namaz vakitleri

20 milyonu aşkın öğrenci karne alarak yaz tatiline girdi

Dünyanın en büyük helikopter filosuna sahip ülkeleri! Türkiye'nin yükselişi devam ediyor