• $ 7,8158
  • € 9,4809
  • 461.388
  • 1330.87
Reklamı Kapat

Aydın Doğan ve Partisi

Medyanın geçen haftaki gündemi yine medyaydı.
Bir hafta boyunca farklı vesilelerle medyanın iktidardan çektiklerini konuştuk durduk.
19. yüzyıl sonunda Jön Türkler "basın hür olsun, üzerindeki baskı kalksın" diyordu.
Bugün Elif Şafak "Türkiye'de konuşma ve basın özgürlüğü için endişeliyim" diyor.
Demek ki bir arpa boyu yol gitmemişiz!
Hala aynı sözlerle muhalefet ediyoruz.
Gerçi arada önemli bir fark var.
Jön Türkler, dışarıda konuşuyor, Londra'dan, Cenevre'den, Paris'ten iktidara saldırıyorlardı.
Şimdikiler dışarıya konuşuyor, La Repubblica, New York Times, Wall Street Journal üzerinden şikayette bulunuyorlar.
***
İki gün önce Başbakan A Haber'de katıldığı canlı yayında "Aydın Doğan'a randevu vermeyeceği" mealinde sözler söyledi.
Bu sözler üzerine, eleştiri sesleri yükselmeye, medya-iktidar ilişkileri konuşulmaya başlandı.
Temel eleştiri şu: "Başbakan nasıl olur da, ülkenin en büyük medya patronuna randevu vermez, ona 'çok bekler' der."
İktidardaki bir siyasi parti liderine bu tavrı aldıran ne peki?
Başbakan, Doğan'ın kendisine ve partisine "hasmane davrandığı"nı, kendisine karşı "kurumsal bir muhalefet" yürüttüğünü düşünüyor.
Doğan Medya Grubu 2002'den beri ekonomik çıkarlarının gerektirdiği birkaç istisna dışında her kritik süreçte hükümete ve Başbakana muhalefet etti.
Kelimenin tam anlamıyla bir muhalefet partisi gibi hareket etti.
Hem de herhangi parti kılığında ya da mevcut bir partinin gölgesinde değil, ezeli ve ebedi iktidarı temsil eden bürokratik oligarşinin yanında, yargıç kıyafetleri içerisinde yaptı bunu.
***
Peki medya, hükümeti eleştiremeyecek mi, bu durum, tek-sesli bir medyaya, anti-demokratik bir toplumsal yapıya kapı aralamaz mı?
Bir kere, bir "medya profesyonelinin bireysel eleştiri hakkı" ile "medya şirketinin kurumsal muhalefet tercihi" birbirinden farklı şeylerdir.
Bir medya kurumu, muhatap olduğu siyasal tutum, pozisyon yahut iktidar karşısında 3 farklı şekilde performans sergileyebilir.
1) Farklı görüş, değerlendirme ve eleştirilere alan açabilir
2) Kurumsal muhalefete girişebilir,
3) başkaldırı hareketlerinin propagandasına soyunabilir, ya da doğrudan onların yayın organına dönüşebilir.
Birincisi, basın ve ifade özgürlüğüyle, ikincisi ve üçüncüsü ise siyasal aktör olmayla ilgili bir durumdur. İkinci ve üçüncü tavrı birbirinden ayıransa birinin legal, diğerinin ise illegal araçlarla sürdürülmesidir.
Demokratik bir toplumda herhangi bir medya mensubunun eleştiri ve ifade özgürlüğü teminat altına alınması gereken bir haktır. Tahkir edici, nefret suçu içeren ifadeler dışında, her tür düşünce ifade edilebilmelidir.
Fakat dönemin başbakanına şu mektubu yazmış bir medya patronu ve kurumu için o Başbakan aynı şeyi düşünebilir mi?
"Sayın Başbakan: U¨zerine basa basa so¨ylu¨yorum: Bizler hancıyız... Sizler, o¨yle ya da bo¨yle yolcu..."
Hükmettiği medya aygıtlarını kurumsal bir muhalefete adamak, bir siyasi tercihtir.
Basın özgürlüğü ile ilgisi yoktur.

Fahrettin Altun Diğer Yazıları

Merhaba

18.02.2014

TSK, Oruç Reis'i bir an bile yalnız bırakmadı

TSK, Oruç Reis'i bir an bile yalnız bırakmadı

Haftanın Fotoğrafları (27-4 Aralık)

Haftanın Fotoğrafları (27-4 Aralık)

Felçli tilkiyi yürüteçle 'ayak'landırdılar

Felçli tilkiyi yürüteçle ''ayak''landırdılar

Bitlis'te binaların arasında kaybolan tarihi yapılar gün yüz�

Bitlis'te binaların arasında kaybolan tarihi yapılar gün yüzüne çıkarılıyor