• $ 5,6937
  • € 6,2929
  • 275.341
  • 100471
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Ümitsiz vaka Kemal Bey!

Bazıları farkında değil, ama sistem değişti artık. Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçti. Parlamento’da oturmakla olmaz, bir iddian varsa gözünü Beştepe’ye dikeceksin. “Seçileceğim, icranın başı olacağım, ülkeyi yöneteceğim” diyeceksin.

Ama Kılıçdaroğlu öyle demiyor…

O makama yönelik niyeti de yok, umudu da. O yüzden başka bir aday arıyor. “Bir denesem acaba olur mu?” diye de hiç düşünmüyor! Böyle bir riske girmiyor. Çünkü, milletvekilliğini kaybetmek istemiyor. Milletvekilliğini kaybederse, CHP Genel Başkanlığı Koltuğu’nun da altından kaymasından korkuyor.

İşte o yüzden “ümitsiz vaka” değerlendirmesini yaptım. Böyle bir liderlik olmaz. Baksanıza, Kemal Kılıçdaroğlu kendine bile güvenmiyor. O yüzden büyük hedefler peşinde koşamıyor. Elindekileri muhafaza etmeyi kazanç sayıyor.

***

Kemal Bey, Cuhurbaşkanı Erdoğan’a kızıyor, köpürüyor; zaman zaman da ağıza alınmayacak ifadeler kullanıyor. Bütün hesaplarını Erdoğan’ı engellemek üzerine yapıyor…

Buna karşılık görüyorsunuz, olmuyor işte. Olamaz da! Çünkü, Tayyip Erdoğan lider, Kemal Kılıçdaroğlu ise değil. Şimdi kimse kalkıp itiraz etmeye çalışmasın. Bu yazdıklarımla ilgili olarak “Sarayın gazetecisi” gibi çirkin ve basit ifadelerle gerçeklerin üzerine örtmeye ve çarpıtmaya uğraşmasın.

Her şey ayan beyan ortada:

Türkiye 2002 Seçimlerine girerken, Erdoğan’ın “siyasi yasağı” vardı. Üstelik, dört bir yandan sıkıştırılmıştı ve kendisi için “muhtar bile olamaz” değerlendirmeleri yapılıyordu.

Milletvekilliğine aday bile olamadı. Buna rağmen Ak Parti Genel Başkanı olarak partisini iktidara taşıdı. 3 Kasım 2002’de sandıkta yüzde 34,28 oy alarak büyük bir zafer kazandı.

Sonra ne oldu?..

58. Hükümet kuruldu ve Abdullah Gül Başbakanlığa getirildi. Erdoğan ise 9 Mart 2003’e kadar sade bir vatandaştı. Hem dokunulmazlığı yoktu, hem de dört bir yandan saldırı altındaydı. Daha sonra siyasi yasağı kalktı, yenilenen Siirt seçimlerinde aday oldu. Yüzde 84,8 gibi büyük bir oy oranı ile seçilip 9 Mart 2003’te Parlamento’ya girdi. Hakkı olan Başbakanlığı da geri aldı.

Şimdi sakın, “Ama Abdullah Gül direnmedi, çekildi ve Başbakanlığı Erdoğan’a bıraktı” gibi ifadeler kullanmayın. Olamazdı, direnemezdi. Çünkü lidere direnilemez!

***

Beğenmediyseniz başka örnekler vereyim…

1980 Darbesi’nin ardından başta Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş olmak üzere pek çok siyasi figür gözaltına alındı. Bazıları cezaevine atıldı, bazıları da gözetim altına alınıp sürgüne gönderindi.

Darbeciler, daha sonra “kontrollü demokrasiye geçiş” kararı aldılar. Kenan Evren Başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi bu adımı attıktan sonra, onlar hiç boş durmadılar. Bütün engellemelere rağmen “uzaktan kumanda ile” kendi siyasi partilerini kurdular. Kuruculara veto üstüne veto geldi, onlar yeni isimler bildirdiler.

Demirel, 20 Mayıs 1983’de emekli general Ali Fethi Esener’e Büyük Türkiye Partisi’ni kurdurdu. Yıllar sonra Kenan Evren’in Cüneyt Arcayürek’e söylediği bahanene ile “dindar olduğu” gerekçesiyle Esener Paşa veto edildi. Ama, Demirel yılmadı, hemen Doğru Yol Partisi’ni kurdurdu.

Alparslan Türkeş’in mücadelesine bizzat şahidim…

Tutukluydu, Askeri Mevki Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Hücre gibi küçücük bir hastane odasına hapsedilmiş, başına da iki inzibat eri dikilmişti. Milliyetçi Çalışma Partisi’ni o şartlar altında kurdu. Tepesinde dikilen askerleri atlatıp, partinin kurucularıyla hastane mutfağı ve banyosunda gizli görüşmeler yaptı. Sağa sola pusulalarla haber gönderdi.

Necmettin Erbakan farklı davranmadı. Bülent Ecevit, “aman kendimi garantiye alayım” hesapları yapmadı. Konseye karşı yazılar yazıp, tekrar cezaevine girmeyi göze aldı. Son derece zor şartlar altında mücadele ettiler ve kazandılar. Kendi yollarını kendileri açtılar. Siyasi yasakların kaldırılması için mücadele ettiler. Sonuç alınca da girip partilerinin başına geçtiler. Çünkü, onların hepsi birer liderdi.

***

Kemal Kılıçdaroğlu’nda bu kumaş yok işte!

Ortaya çıkıp, “Ben de varım” diyemiyor. Riske giremiyor, liderlik vasıfları bulunmadığından ayakta kalabilmek ve koltuğunu koruyabilmek için milletvekilliği unvanına ve “genel başkanlık” makamına ihtiyaç duyuyor! Hep ortamı gerginleştirerek, mevcudu muhafazaya gayret gösteriyor.

Böyle bir figür, kitlelere güven ve heyecan verebilir mi? Durup dururken “ümitsiz vaka” demiyorum. Ben sadece gerçekleri ortaya koyuyorum. Görmek isteyen görür. İstemeyen, direnen ve gerçeklerden kaçmak isteyenler için de zaten yapacak hiçbir şey yok!

<p>Turizm amaçlı Rize’ye gelen bir grubu gezdiren Osman Albardak, arkadaşı Musatafa Şeramet ve Tulum

Türkü Söylerken Kendilerini Bir Anda Şelalede Buldular

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Hayat kurtaran 10 pratik yemek tarifi!

İzmir'de buzdolabı patlayan ev harabeye döndü