• $8,4626
  • €10,2828
  • 500.893
  • 1441.33
28 Haziran 2014 Cumartesi

Şikâyetim var

Emin Pazarcı
Emin Pazarcı
YAZARIN SAYFASI

Bu ülkede mahkemeler Türk Milleti adına karar verir. Yani, benim, sizin, hepimizin adına! Mahkemelerin gerekçeli kararlarında da “Türk Milleti” adına karar verdikleri açıkça yazılıdır.
İşte bu yüzden şikâyetim var!
Bizim anayasamıza ve yasalarınıza göre yargı bağımsızdır. Hâkim teminatı güvence altındadır. Ancak, bu düzenlemeler onların layusel olduğu anlamına gelmez. Mahkemeler kararlarını verirken önce yasalara bakarlar. Delilleri incelerler. Nihayet vicdani kanaatlerine göre hüküm koyarlar. Bizim adımıza karar vermeleri, yüklerini daha da artırır. İnce eleyip sık dokumak zorundadırlar. İlaveten, verilen kararların mutlaka hukuka uygun bir gerekçeye dayanması da şarttır.
Var mı kimsenin itirazı? Yoktur ve olamaz da.

Şimdi gelelim itiraz sebeplerime…
Bu ülkede 17 ve 25 Aralık gelişmeleri yaşandı. Başbakan ve pek çok bakan tarafından bu yaşananlar “darbe girişimi” olarak yorumlandı. Yetmedi, Türkiye’deki bir “paralel yapılanmanın” iki kuruma nüfuz ettiği açıklandı. Biri yargıydı, diğeri de polis.
Bu açıklamalar, yargı tarafından da ciddiye alındı ve delillendirildi ki, birtakım operasyonlar başladı…
Ankara’da “Böcek Soruşturması” çerçevesinde operasyonlar yapıldı. Suçlamalar oldukça ağırdı. “Casusluktan” başlıyor, “Hükümeti devirmeye teşebbüse” kadar gidiyordu.
Tam 11 emniyet görevlisi gözaltına alındı. 12. şüpheli olan Serhat Demir “yurtdışına kaçtığı” için hakkında bir işlem yapılamadı.
Bunlardan 6’sı savcılık tarafından serbest bırakıldı, 5’i de tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme de hepsini bıraktı. Ancak, “Ortada yeterli delil yoktur” demedi.
Tam tersine, suçun varlığı şüphesi ciddiye alınmış olsa gerek ki, serbest bırakma “şartlı” olarak gerçekleşti. “Adli kontrol” mekanizması getirildi. Haklarında “yurt dışına çıkış yasağı” konuldu. Gerekçede de “Kamu görevlisi ve adreslerinin belli olduğu” belirtilerek, “kaçma ihtimallerinin bulunmamasından” bahsedildi.
Sonra Savcılık karara itiraz etti. Ağır Ceza Mahkemesi şüphelilerin tutuklanması kararını verdi. Ama hiçbiri bulunamadı. Mahkemenin “kaçmazlar” dediği kişilerin hepsi kaçtı. Sonra avukatları itiraz etti, tutuklulukları kaldırıldı; artık ortaya çıkarlar.
Alın size aynı konuda iki ayrı karar. Hangisi doğru?

Bir başka gelişme de Balyoz Davası’nda yaşandı. Davanın sanıkları yargılandılar ve ağır cezalar verildi.
Ardından dosya Yargıtay’a gitti ve orada da onandı.
Sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurular yapıldı. Anayasa Mahkemesi’nden “adil yargılama yapılmadığı” ve “bazı delillerin yeterince değerlendirilmediği” kararı çıktı.
Durum bu olunca hepsi serbest bırakıldı.
Peki, ya 12 Eylül 2010’da yapılan Anayasa Değişikliği ile “bireysel başvuru” hakkı getirilmeseydi? Hukuk sistemimiz 2010 öncesindeki gibi olsaydı?..
Balyoz Davası sanıkları halen cezaevinde bulunacaklardı. Çürüyecekler ve belki de büyük bölümünün hayatı cezaevlerinde sona erecekti. Bu sonuç da bizim, yani “Türk Milleti” adına verilmiş olan bir kararla gerçekleşecekti!

Şimdi size soruyorum:
Herhangi bir kamu görevlisi, görevini yaparken hatalı davranırsa ne oluyor?
Eğer yaptığı hata ortaya çıkmış ve yakalanmışsa, elbette yakasına yapışılıyor. Ortada bir zarar varsa, yedi sülalesine fatura çıkarılıyor.
Kooperatif yöneticileri bir yanlışın altına imza attıklarında da farklı bir sonuç ortaya çıkmıyor…
Hepsi devlet memuru statüsünde cezalandırılıyor.
İçimizden herhangi biri ihmal ya da kusur sonucu bir zarara yol açmışsa, hemen hâkim karşısına dikiliyor.
Peki hatalı kararların altına imza atan hâkimler nasıl bir sonuçla karşı karşıya kalıyor? Onlara ne yapılıyor? Ben Türk Milleti’nin bir ferdi olarak bunu çok merak ediyorum!

<p>Libya açıklarında batmak üzere olan şişme bottaki 97 düzensiz göçmen, bölgedeki Deniz Kuvvetleri

MSB duyurdu: Mehmetçiğin dikkati faciayı önledi

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi