• $15,9576
  • €16,72
  • 930.942
  • 2393.61
1 Mart 2017 Çarşamba

Rahatsızlık değil bu, çıldırıyorlar

20 yıl öncesinin özlemi depreşti. 28 Şubat kafası geri geldi. Hürriyet Gazetesi yine yapacağını yaptı. “Karargâh Rahatsız” haberiyle büyük bir ayıbın altına imzasını attı.

Bu yaşananlar beni 20 yıl öncesine götürdü…

Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile Tiflis Gezisi’ndeydik. Başbakan, bizleri by-pass edip, malum bazı gazetecilerle bir otel odasında buluştu. O dönemler sıkça yapılırdı bu. Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller gibi isimler, kendilerini takip eden basın mensuplarını kategorilere ayırır, bazılarıyla özel görüşmeler gerçekleştirirdi.

Yılmaz’ın o gazetecilere neler söylediğini biz de gazetelerden okuduk. Aslında “neler anlatmaya çalıştığını” desek daha doğru olur. Çünkü, ülkenin Başbakanı, o otel odasında pandomim yapmıştı. Gazeteciler karşısında kendi omzunda apolet işareti yaparak, siyaseti yönlendirmeye çalışan güçlü bir generalden bahsetmişti. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’i anlatmaya çalışmıştı.

Herkes kimi işaret ettiğini anladı. Haberler ve yorumlar ona göre kurgulandı. Mesut Yılmaz ise Çevik Bir’in adını hiç kullanmadı. Daha sonra kendisine sorulan “kim?” şeklindeki soruları “Bir devlet görevlisi” diye geçiştirdi.

O dönemler, başbakanlar yıllık basın toplantıları düzenlerlerdi. Önce bir yıllık dönemi değerlendirir, ardından gazetecilerin sorularını cevaplandırırlardı. Bu toplantılar için de DSİ Genel Müdürlüğü’nün salonu kullanılırdı.

Yaşanan bu olayın ardından Yılmaz da yıllık değerlendirme toplantısı için aynı salonda gazetecileri topladı. Yaptığı açıklamaların ardından sıra sorulara geldi. Ben de elimi kaldırdım ve Başbakan’a sorulması gereken soruyu sordum:

-Siz, geçtiğimiz günlerde siyasete müdahale eden bir devlet görevlisinden bahsettiniz. Ancak, hakkında hiçbir işlem yapmadınız. Anlattıklarınıza bakılırsa, o devlet görevlisi suç işledi. Şimdi, gerekli adımı atarak hakkında bir soruşturma başlatmayı ya da görevden almayı düşünüyor musunuz?

Yılmaz’ın hiç beklemediği bir soruydu bu!

Son derece celallendi ve aynen şu cevabı verdi: -Sen ya benim söylediklerimi anlamamışsın ya da soru sormayı bilmiyorsun.

Bu kadarla kalsa iyi. Başbakan ve Genel Başkanları bunları söyler de şakşakçıları durur mu? Salonda bir alkış tufanı koptu. Doğal olarak yapacak hiçbir şey yoktu. Sustum ve yerime oturdum.

Evet, densizlik yapmıştım!..

Mesut Yılmaz, Başbakan bile olsa bu soruya cevap veremezdi. Çünkü, muktedir değildi. Bırakın böyle bir soruşturma açmayı, aklına bile getiremezdi. Karşısındaki kişi, 28 Şubat’ın mimarlarından, kendisine emanet eden silaha dayanarak hükümet düşüren, Türkiye’ye şekil veren bir generaldi!

Durum bu olunca, tepkiyi göstermesi gereken yere değil, bana gösterdi.

Türkiye işte böyle dönemlerden geçti. O dönemler yaşanırken, bizim anlı-şanlı gazetecilerimiz de hep demokrasi dışı atakların arkasında yer aldı. 27 Mayıs 1960’ta böyle oldu. 12 Mart Muhtırası verilirken, farklı değildi. 12 Eylül 1980’de de yine bu tablo yaşandı.

Hep “al gülüm-ver gülüm” yapıldı. Milli iradenin asli unsuru olan millet ise, sadece figüran olarak kullanıldı.

Tam “Artık bitti” diyorduk ki, belli çevrelerin eski alışkanlıkları depreşti. Hürriyet Gazetesi de kendisini 20 yıl öncesinde sandı. Ancak, Türkiye çok değişti. 15 Temmuz’da bu millet öyle bir destan yazdı ki, artık milli irade karşısında tankın, tüfeğin ve F-16 uçaklarının bile işe yaramayacağı görüldü.

İşte tablo ortada…

20 yıl önce başbakanları ürküten gelişmeler, bugün cumhuriyet savcılarını bile durduramıyor. Hürriyet’in haberinde olduğu gibi anında gereği yapılıyor. Hemen soruşturma başlatılıyor.

Üstelik, asker de eski asker değil. Genelkurmay da yaptığı açıklamayla Türkiye’nin 20 yıl önceki Türkiye olmadığını ortaya koyuyor.

***

Şimdi kimse kalkıp da bütün bu olup bitenleri “gazetecilik” maskesiyle gizlemeye ve perdelemeye çalışmasın. Biz de gazeteciyiz ve ne olduğunu da, nasıl yapılması gerektiğini de biliriz.

15 Temmuz belasını yaşamış ve bugün silahlı kuvvetleri Suriye’de operasyonda olan bir ülkede böyle bir haberin yapılmasının iyi niyetli hiçbir izahı olamaz. Bu haberde kamu yararı olmadığı gibi ülke zararı vardır.

Ve en önemlisi, bu haber göstermiştir ki, rahatsızlık büyüktür. Bu, milli iradeden duyulan rahatsızlıktır. Bu haber, millete rağmen demokrasi dışı yollarla yıllarca gemilerini yürütmeye alışmış belli çevreleri çıldırtan büyük rahatsızlığın dışa vurumudur.

<p> </p>

“Havalimanı yıkılıyor” yalanı

Yavrusu için kendini feda etti! Vahşi doğanın acımasız yüzü

ABD 50 yıl sonra UFO'ları konuşmak için panel düzenledi

Doğu Karadeniz'in zorlu yolları havadan görüntülendi! Yolculuk yapmak cesaret ister