• $13,5055
  • €15,3283
  • 769.701
  • 1809.65
30 Eylül 2015 Çarşamba

Oku Aydın Doğan oku…

Hayretle izliyorum, Hürriyet’in sahibi Aydın Doğan, mektuplar yazıyor; atıyor tutuyor… Oysa bütün olup bitenler belgeleriyle ortada. Hepsini bizzat ben yaşadım. Bakın 27 Şubat 1995’te yine bu gazetede, AKŞAM’da ne yazdım:

“Bunlar imparatorluklarını yetim hakkı üzerine bina etmişler, her atıkları adımda devletin gücünü yanlarına almışlar. Mamaları verilmediği zaman hükümetlere küfretmişler; mamaları zamanında verildiğinde de sahiplerinin dümen suyundan çıkmamışlar.”
Tabii ki bunları durup dururken yazmadım. Karşımızda koca bir Medya İmparatorluğu vardı ve önemli bir atak yapan AKŞAM’ı boğmaya çalışıyordu. Aydın Doğan, Türk Medyasında kendisine rakip istemiyordu. Önce Emin Çölaşan harekete geçti. AKŞAM’ın alınmayan kredileri ve telefon borçlarını diline doladı. Bir basın kuruluşunun yok edilmesi için açıktan yazılar yazdı…
Dayanamayıp cevap verdim. “Bak Emin Çölaşan” deyip, aynen şunları yazdım:
“Minik Kuşun, sana Doğan Grubu’nun satın aldığı Dışbank’ı anlatsın. Dışbank satın alınırken ne kadar faizsiz repo yapıldığını öğrensin. 2,3 trilyon liradan bahsetsin.
Biraz daha uçsan Ray Sigorta’yı sorsun. Ray Sigorta’yı kimin hangi şartlarda verdiğini öğrensin. Zırhlı araç satımında ne kadar para dönmüş? Onları da T.L’ye çevirip anlatsın. Patronun o çalıştığın gazeteyi alırken 70 milyon doların (yaklaşık 2 trilyon 910 milyar) kaynağı için de ötsün Minik Kuşun. Bu paranın hangi bankalardan ne şekilde temin edildiğine baksın.
Bitmedi, Minik Kuş sana Hürriyet ve Milliyet’in Kasım 1991’den 7 Ekim 1993’e kadar aldığı teşviklerle ilgili de bilgi versin. Milliyet’in kasasına 765 milyar 439 milyon, Hürriyet’in kasasına 298 milyar 199 milyon lira nasıl girmiş? Aydın Doğan, kredi ile değil, fakir milletin paraları olan teşviklerle imparatorluğunu nasıl kurmuş? Ayrıntıları ile anlatsın Minik Kuşun.”
Çıt çıkmadı, ama saldırılar devam etti…
Emin Çölaşan “AKŞAM’ın aldığı (aslında olmayan) kredi ve PTT’ye telefon borcu” diyor, başka bir şey demiyordu. Ben de Hürriyet ve Show TV’nin borçlarını çıkardım. Yine yazdım:
“Türk Ticaret Bankası’ndan 12 milyon dolar krediyi kim ve nasıl aldı? Show TV’nin 60 milyar, Hürriyet’in 80 milyar telefon borcu yok mu?”
Yine ses gelmedi. Ama başka bir şey oldu. Şimdi sıkı durun, yazacaklarım insanın tüylerini ürpertecek cinsten…
Dostum olan ve “ağabey” diye hitap ettiğim TBMM Faili Meçhulleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukluoğlu ziyaretime geldi. “Emin Çölaşan ile ilgili bir daha yazı yazma” dedi.
“Niye?” diye sordum. “Beni aradı” cevabını verdi:
-Bana telefon etti. Senin Celal Zehebi için tavassutta bulunup bulunmadığını sordu.
Bu kişi, tanımadığım, hatta yüzünü bile görmediğim bir isimdi. Suriyeli bir silah kaçakçısı olduğu söyleniyordu. Hürriyet Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç suikastıyla ilgisi olduğundan bahsediliyordu. Avundukluoğlu’nun başında bulunduğu TBMM Komisyonu, Celal Zehebi’yi bulup ifadesine başvurmak için uğraşıyordu.
Avundukluoğlu, “Biri kalkıp senin bu adamla ilişkili olduğunu yazarsa, beni de bu işe bulaştırırsa!.. Temizleriz temizlemesine ama bir iz kalır. Onun için uğraşma bunlarla” dedi.
Bu, apaçık bir tehditti!
Gerçi yıllar sonra Emin Çölaşan bir televizyon programında “Olur mu öyle şey” demişti:
-Biri benim adımı kullanmış. Ben Emin Pazarcı’yı tanırım, düzgün bir gazeteci arkadaşımızdır.
Sadık Avundukluoğlu da “O gün bana Çölaşan telefon etti. Bugünkü Çölaşan ‘yok ben değildim’ diyorsa, inanmak zorundayız’ cevabını vermişti. İşte biz bunları yaşadık!
* * *
Sonra ne oldu dersiniz? Aradan kısa bir süre geçti. Bakıldı ki AKŞAM direniyor; Aydın Doğan’ın dağıtım karteli, bir gece gazeteyi kamyonlardan aşağı attı. Okurlarına ulaşmasını engelledi. Yine direndik, bir yandan gazetecilik yapıp, diğer taraftan sokaklarda AKŞAM sattık. Sonra, Meclis’te basında dağıtım kartelini yıkacak kanuni düzenlemelerin yapılması için harekete geçtik. Aydın Doğan, bütün yazarlarını TBMM’ye yığdı. Ama biz kazandık. 6 Kasım 1996 basın özgürlüğünde bir dönüm noktası oldu.
Basın Karteli ise vazgeçmedi. Bu defa da bayiler üzerinde baskı kurarak bizi boğmaya çalıştı. Ama artık devir değişti. Aydın Doğan, şimdi bütün bunlar yaşanmamış gibi açıklamalar yapıyor. “Ben masumum” diyor. Peki biz yaşadıklarımıza mı, yoksa söylediklerine mi inanalım?

<p>Coronavirüsün en çok mutasyona uğramış versiyonu olan ve 30'dan fazla mutasyonun tespit edildiği

Çok mutasyonlu yeni Covid-19 varyantı: Omicron

Yunus polislerinin zorlu eğitiminden kareler

Misafirlerini kendi tasarladığı 'dönen ev'de ağırlıyor

Çöpe gidecek malzemeleri dönüştürüp dünyaya pazarlıyor