• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
31 Mayıs 2015 Pazar

Meşrebi müsait

“Gazetecilik, gazetecilik” diye bağırıyorlar ya, çok iyi bilirim o gazetecilik anlayışını. Hayli tecrübeli olduğum söylenebilir bu konuda. Çünkü, hayatım o zihniyetle mücadele ile geçti.

1960’lı ve 1970’li yıllarda “devrim” diye çıktılar ortaya…
“Devrim” ya da “Halk İhtilali” dedikleri de silahla yapılırdı. O yüzden silahlandılar. Üstelik, milli değildiler. Kimi Lenin, kimi Mao, kimisi de Enver Hoca hayranıydı. Onları örnek alıp Türkiye’ye ayar verme hayalleri içindeydiler.
Dev-Yol, Dev-Sol, THKP-C, TİKKO, Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu gibi onlarca fraksiyona ayrılsalar da, yoktu aslında birbirlerinden farkları. Hiç biri demokrasiye inanmıyordu. Hepsi silahlıydı. Tamamının beyni de, kalbi de dışarıya bağlıydı. Onlar için Moskova ya da Çin, Ankara’dan önemliydi.
Bugün Cumhuriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliği koltuğunda oturan Can Dündar da o gelenekten geliyor.
* * *
Çok gerilere gitmeyelim, Gezi Olayları’ndan başlayalım. Gezi’de de 1980 öncesi pek çok örneğini gördüğümüz bir kalkışma teşebbüsü yaşandı. Kamu kurumlarına saldırıldı, Başbakanlık Ofisi hedef alındı.
Hatırlarsınız, onlara destek verenler arasında Can Dündar da vardı!
Sonra Almanya’nın Köln şehrinde Nazım Hikmet ve Uğur Mumcu’yu anmak için düzenlenen bir toplantıda ortaya çıktı. Aynen şu sözleri sarf etti:
-O gün Cumhuriyet Gazetesi’nde kimimiz elinde silah, kimimiz elinde sopalarla bekledik.
Neyi?
Paris’te Charlie Hebdo’ya yapılanın benzeri bir saldırıyı!
Hemen ardından da ekledi:
-Böyle bir ülkeden bahsediyoruz.
İfadeye bakın! Batılı bir ülkede, Batılıların karşısında kullanılan bir ifade bu! Doğduğu, büyüdüğü, ekmeğini yediği ve halen yaşamakta olduğu Türkiye’den bahsediyor. Üstelik, olmayan, gerçekleşmeyen hayali bir saldırı düşüncesinden yola çıkarak ülkesini yerden yere vuruyor.
Can Dündar’ın meşrebi bu!
Biraz daha devam edelim isterseniz… Can Dündar, Cumhuriyet’in başına geldikten sonra yaşanan bir başka “gazetecilik olayı” da Savcı Kiraz’ın katledilmesinden sonra yayınlanan haberler…
Cinayetin ertesi günü, Cumhuriyet’te neredeyse tam sayfa bir röportaj yayınlandı. O röportajda hiç utanmadan ve sıkılmadan adliye basan teröristlerin, polislere “katil” diyen ifadelerine yer verildi. Yetmedi, bitmedi; adliye basıp bir savcımızı şehit eden DHKP-C’li katiller okuyuculara “eylemci” diye sunuldu.
İşte, Can Dündar’ın “gazetecilik” anlayışı bu!..
İnsanlıktan nasibini almamış DHKP-C’li iki terörist, bir Cumhuriyet savcımızı rehin alıyor, ağzını bantlayıp ellerini bağlıyor, kafasına silah dayayarak fotoğraf çektiriyor, sonunda da kurşunlayarak öldürüyor.
Can Dündar da o teröristlerle yapılan bir konuşmayı “haber” diye ertesi günkü Cumhuriyet’e koyuyor.
Bunu da bir gazetecilik başarısı sayıyor!
* * *
Can Dündar’ın en son “gazetecilik başarısı” da, kendi imzası ile Cumhuriyet’te yayınlanan MİT TIR’ları ile ilgili haber…
Başlığın üstüne “Dünya gündemini sarsacak görüntüler ilk kez yayınlanıyor” diye yazılmış. Böylece amacın Türkiye’yi uluslararası alanda sıkıntıya sokmak olduğu açıkça ortaya konulmuş!
Oysa, o görüntüler bayat. Daha önce bir başka gazetede daha yayınlandı. Ayrıca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da “düzmece” olduğunu açıkladı.
Onlar, Paralel Yapı’nın ürettiği görüntüler.
Can Dündar için fark etmez. O hala “gazetecilik” deyip duruyor. Çünkü, O’nun gazetecilik anlayışı çok farklı. Hani Anadolu’da bazı tiplerle ilgili olarak kullanılan “kucağımızda oturup sakalımızı yoluyor” ifadesi var ya…
Can Dündar da o tiplerden! O, meşrebinin gereğini yerine getiriyor!

<p>Şişli Ermeni Kabristanındaki anmaya Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu ve Kült

Markar Esayan'a vefa... 'Bugüne kadar geri adım atmadı, Markar yalnız değildir'

Cevizi 1 gece suda bekletip içerseniz... Faydasını bir bilseniz

4 bin yıllık gizem çözüldü! Çığlık atan mumyanın sırrı ne?

Merkel'den Türkiye'ye veda ziyareti! Cumhurbaşkanı Erdoğan, Huber Köşkü balkonunda İstanbul Boğazı'nı anlattı