• $8,4106
  • €9,9812
  • 489.27
  • 1408.81
19 Ağustos 2013 Pazartesi

İşte o yazı

Emin Pazarcı
Emin Pazarcı
YAZARIN SAYFASI

Aradan tam 14 yıl geçmiş. Ama bütün ayrıntılarıyla dün gibi hatırlıyorum. O günlerde AKŞAM'da ve yine bu köşede yaşanan büyük felaketin küçük bir kesitini yazmıştım. Hatırlanması, tedbir alınması ve bir daha o acıların yaşanmaması için tekrarlıyorum... 
"Görüntü, tek kelimeyle korkunçtu. Beş katlı koca bina yerle bir olmuştu. Umutlarımız tükenmişti. İlk anki şaşkınlığı ise üzerimizden atmıştık. İçimiz elvermiyordu ama hazır olmak zorundaydık. İstanbul'daki inşaatçı dostumuz Mehmet Köseoğlu'nu aradık: 
-Yanına bol miktarda kefen al. İnşaattaki işçileri de topla. Mezar kazılmasına ihtiyaç var. 
Köseoğlu gerekeni yaptı. Cuma sabahı beş adet mezar hazırdı. 
***
Enkazdan önce anne ve baba çıktı... 
Abdülrezzak ve Halime Kürani birbirlerine sımsıkı sarılmışlardı. Belli ki deprem anında birlikte can vermişlerdi. Önce uğraştık ama birbirlerinden ayıramadık. Sadece kollar değil, bacaklar da kenetlenmişti. 
Sonra düşündük!.. 
Hakkımız yoktu onları ayırmaya. Birlikte gitmek istemişlerdi. Yaptığımızın doğru olmadığına karar verdik. Kıyamadık, zorlamadık. Birlikte kefenledik. Yan yana toprağa verdik. 
Sonra 23 yaşındaki bir fidanı çıkardık- enkazdan... 
Mustafa hayat doluydu. Mustafa, gözleri ışık saçan, tertemiz ve pırıl pırıl bir gençti. Tanınmıyordu Mustafa. Başı kolunun altına sıkışmıştı. 
Mustafa'yı o haliyle görmeyi hiç istemezdim! 
O'nu da kefenledik. O'nu da toprağa verdik. 
***
Saatler saatleri, günler günleri kovalamaya başladı. Enkaz altında ceset arıyorduk. Çevreyi saran ceset kokuları iyiden iyiye ağırlaşmıştı. Kaybedecek vakit yoktu. 
Yaşamayan anlamaz; yaşamayan bilemez. Adapazarı'nda enkaz altından yakınının cesedini çıkaran kendisini "mutlu" sayıyordu. Ama olmuyordu, biz bu "mutluluğu" yaşayamıyorduk. Kalan iki kişiye ulaşamıyorduk. 
Çiçek ve anneannesi Meşküre Özkök hâlâ enkaz altındaydı. Zaman zaman çalışmalar duruyordu. Vinçler, kırıcılar, kepçeler kontak kapatıyordu. "Belki canlı olabilir" düşüncesiyle enkaza köpekler sokuluyordu. Her seferinde umutlar biraz daha yok oluyordu. 
Değerlendirme hep aynıydı: 
-Burada canlı yok. 
Sürekli zaman kaybettiğimizi düşünüyorduk. 
***
Cumartesi saat 18:00'de bir çığlık duyuldu: 
-Burada canlı var, burada canlı var... 
Makineler durdu, küçük bir deliğin başına koşup "Yaşıyor musun?" diye bağırdık. 
Gelen cevapla hepimize sanki dünyalar bağışlandı: 
-İyiyim, iyiyim. Ben Çiçek'im. 
Sakarya eski milletvekili Mümtaz Özkök adeta çıldırdı. Günlerdir uykusuz bekleyen sanki O değildi. Sesi bütün Adapazarı'nda yankılandı: 
-Çiçeğim yaşıyor. Ambulans çağırın, ambulans... 
***
Tam olarak hatırlamıyorum. 5-10 dakika içinde belki onlarca demir kestim. Normal zamanda yerinden oynatamayacağım beton blokları aşağı yuvarladım. Üstelik herkes benim gibiydi. 
Göz açıp kapayıncaya kadar koca bir delik açıldı. Çiçek, sırt üstü sürünmeye başladı. Önce ayakları göründü, sonra bedeni dışarı çıktı. Yüzü pespembeydi, üzerinde çizik yoktu. 
Pili iki gün önce biten feneri sıkıca elinde tutuyordu. Çıkar çıkmaz espri yaptı: 
-Neredesin dayı? (Mümtaz Özkök) Günlerdir beton tutmaktan kollarım koptu. 
Yarım saat önce aynı göçükten çıkan kız kardeşi, eniştesi ve yeğenini defneden Burhan Güven bağırmaya başladı: 
-Enkaz Çiçek açtı, enkaz Çiçek açtı... 
Enkaz çiçek açar mı? Açar, ben bunu bizzat yaşadım. Hem de öyle bir açar ki, acılı yüzler bile güler, alkışlarla sevinç çığlıkları ve gözyaşları birbirine karışır. 
Allah bir daha bu millete o günleri yaşatmasın.

<p>CHP Genel Başkanı Kemal  Kılıçdaroğlu, Türkiye'yi saran orman yangınlarına ilişkin bir basın topl

Kılıçdaroğlu yangınları çalıştayla söndürecek

Orman yangınlarında yaralanan hayvanlar tedavi ediliyor

Uluabat Gölü, yeşile büründü

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Suver, Van'da incelemelerini sürdürüyor