• $9,7437
  • €11,3723
  • 563.193
  • 1479.93
28 Şubat 2016 Pazar

İlk defa yazılan gerçekler

28 Şubat öncesiydi. Smokinlerimizi çekmiş, Gazi Orduevi’ne gitmiştik. O dönemde 30 Ağustos kutlamalarını şimdiki gibi Cumhurbaşkanlığı değil, Genelkurmay Başkanlığı organize ediyordu. Smokin giymek mecburiydi. Hiç unutmuyorum, resepsiyon bitişinde eve dönerken, sokak köftecisinin önünde bulunan selamlaştığımız gençlerin şu sorusuyla karşılaşmıştım:

-Abi nerede çalıyorsun?
Acayip bozulmuş, “kem küm” edip, “yok ben çalgıcı değilim” cevabını vermiştim:
-Bir yerde bir şey çalmıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramı Resepsiyonundan geliyorum.
Zaten resepsiyonda asabımız yeteri kadar bozulmuştu. O yüzden hiç oyalanmadan eve geçtim. O gece yaşadıklarımızı düşündüm!
Aralarında Genelkurmay Başkanı’nın da bulunduğu Kuvvet Komutanları, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ı, bahçenin bir köşesine çekmişlerdi. Sürekli olarak onlar konuşuyorlardı. Erbakan ise tatsız bir yüz ifadesi ile dinliyordu. Konuşma uzadıkça terlemeye başladı. Ciddi bir gerginlik olduğu aşikardı. Gözlerimizin önünde öyle ağır bir görüntü vardı ki, karşımızda herhangi bir engel olmamasına rağmen, o tarafa geçip “ne konuşuyorlar?” diye bakamıyorduk. Ancak, biliyorduk ki atanmış askerler, halkın oyuyla seçilmiş Başbakan’ı sıkıştırıyorlardı. Yazmaya elim varmıyor, ama adeta azarlıyorlardı.
İşte 28 Şubat öncesi böyle bir dönemdi!
* * *
Tabiri caizse topluma “ayar çekmek için” Genelkurmay’da yemekler düzenlenmeye başlanmıştı. Gazeteler ve sivil toplum örgütlerinin yöneticileri ayrı ayrı karargaha davet ediliyordu.
İlk davet edilenler arasında Akşam Gazetesi olarak biz de vardık. Davet sahibi, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, davetliler de gazetenin o dönemdeki Genel Yayın Müdürü Bülent Aydın, Ankara Temsilcisi ben ve muhabirimiz Banu idi.
Özkasnak, “gidişatın iyi olmadığına” dair uzun bir konuşma yaptı. Söz, bazı cemaat ve tarikatlara geldiğinde de noktayı koydu:
-Kafalarını kırmak lazım.
Sonra bize döndü ve ne düşündüğümüzü sordu. Bülent Aydın ise cevap vermek yerine beni işaret etti. Ben de bazı değerlendirmeler yaptım. Ancak, şu ifadeyi kullandığımı çok iyi hatırlıyorum:
-Paşam, ben kafa kırmakla sonuç alınabileceğini düşünmüyorum.
Özkasnak, beklemediği bir cevapla karşılaşmıştı. Yüzünün ifadesinden hiç mutlu olmadığı belliydi. Zaten bu yüzden yemek de kısa sürdü. Bir süre sonra “yemeğin bittiğini” söyleyip, görüşmeyi noktaladı.
Sonra, Genelkurmay Karargahı’dan ayağım kesildi. Özkasnak’tan da bazı gazeteciler aracılığı ile benimle ilgili şu değerlendirme geldi:
-O, Erbakan’ın adamı!
Oysa, bir gazeteci olarak sadece görüşlerimi söylemiştim. Onlarla aynı düşünceler içinde olmadığımı ortaya koymuştum. Bunun karşılığında da “Erbakan’ın adamı” damgasını yemiştim!
Ayrıca, ifade de çok garip ve çirkindi! Rahmetli Erbakan, gizli bir örgüt lideri değildi. Sandıktan çıkarak gelmişti. Bu ülkenin Başbakanıydı. Ancak, kendisine “tasfiye edilmesi gereken bir düşman” gibi bakılıyordu.
İşte, 28 Şubat’ın felsefesi buydu!
* * *
28 Şubat’ta neler yaşadık, neler… O dönemle ile ilgili yazacak öyle çok anı var ki… Belki bir gün onları da yazarız.
Ancak, çok önemli bir noktaya dikkati çekmeden yazıyı bitirmek istemiyorum. 28 Şubat denince “apoletli” ve “postallı” gazetecilerden bahsetmemek olmaz. Çünkü, 28 Şubat’ın en önemli aktörleri onlardı.
28 Şubat’tan bir hafta-on gün kadar önceydi. Akşam Gazetesi olarak Ankara’nın Kızılay Meydanı’nda “demokrasi mitingi” gerçekleştirdik. Rahmetli Cenk Koray, Şarkıcı Neco ve ben otobüsün üzerine çıkıp konuştuk. Sadece “demokrasi” çağrısı yaptık. O mitingde, yıllarca Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarı olarak görev yapan Akşam Gazetesi Yazarı Yalçın Pekşen de vardı.
Ertesi gün ne kadar “apoletli gazeteci” varsa üzerimize yüklendi. Hiç unutmuyorum, Cumhuriyet Gazetesi “Şeriatçı Miting Tutmadı” başlığını attı. Şaka gibiydi, ama oldu; bu bile yapıldı.
Aynı ekip, bugün de benzer algı operasyonlarını yürütmüyor mu?

<p class='MsoNormal'>Fatih'te arıza yapan İETT otobüsü, vatandaşlar tarafından  yaklaşık 300 metre i

İETT otobüsü arızalanınca 300 metre itildi

Galatasaray'ın Nef Stadı'ndaki taraftara açık antrenmanından fotoğraflar

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı