• $13,7967
  • €15,6361
  • 786.956
  • 2035.42
28 Ekim 2021 Perşembe

Haksızlık ettik çocuklara

Hatırlarsınız, yüz yüze eğitime geçileceği açıklandığında, büyük gürültü kopmuştu. "Kovid, toplumun bütün kesimlerine yayılacak, kırılacak insanlar" deniliyordu. Hatta, "Böyle sorumsuzluk olur mu?" yorumları yapanlar bile vardı. Felaket tellalları ortalıkta geziyordu.

Açıldı okullar. Ne oldu? Bu soruyu dün bir araya geldiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer'e sorduk. İlginç rakamlar verdi:

Yüz yüze eğitime geçildikten sonra okullara devam oranı yüzde 95. Gelen verilere bakılırsa, sınıflardaki bulaşma oranı dışarıdakinden 8 kat daha az. 850 bin sınıftan sadece 2 bin 155'i kapalı. ABD'de bu oran, yüzde 2 civarında.

Ayrıca, öğretmenlerin aşılanma oranı birinci dozda yüzde 93, ikinci dozda yüzde 87'ye ulaşmış durumda. Gerekli tedbirler alınınca, sonuçlar da korkulduğu gibi olmadı. Felaket tellallarının kehanetleri gerçekleşmedi.

En önemlisi de...

Bakan Özer'in anlattıklarına bakılırsa, "Okullardan virüs kapıp, her yere bulaştıracaklar" denilen çocuklarımız, son derece duyarlı çıktı!

***

Okullar açıldığında, velilerin en büyük sıkıntısı, yardımcı ders kitaplarıydı. Doğal olarak tepkilerini ortaya koyuyorlardı:

-Milli Eğitim, okul kitaplarını basıp çocuklarımıza veriyor. Bu yardımcı ders kitapları da nereden çıktı? Kitaplar yeterliyse, buna neden ihtiyaç duyuluyor? Yetersizse, niçin düzeltilmiyor.

Milli Eğitim Bakanı Özer, hak verdi bu serzenişlere. Bunun yılların sorunu olduğunu söyledi. Bu alanda oluşmuş büyük bir sektörden bahsetti. Sıkıntıyı önlemenin yolunun okullar arasındaki başarı farkını ortadan kaldırmaktan geçtiğini vurguladı ve "Biz daha niteliklisini yapmaya ve okullara dağıtmaya başladık" dedi.

Gördük ki Bakanlık, velilerin büyük sıkıntısı olan bu garabeti yasaklarla önlemeye çalışmak yerine, kalıcı ve akılcı bir çözüm bulmuş. En iyisini yapacak, öğrencilere verecek, ihtiyaç da ortadan kalkacak.

***

Milli Eğitim denince, dev bir yapı, 37 bin 108 okul ve 18 milyonluk öğrenci kitlesinden bahsediyoruz. Yapı büyük olunca, problemler de büyük oluyor. Ancak, Türkiye'nin köklü bir reform ve bütün yapıyı yeniden oluşturmak gibi bir ihtiyacı yok.

Bakan Özer, şu an için üç önceliklerinin bulunduğunu söyledi.

1)Temel eğitimde fırsat eşitliği sağlamak ve okul öncesi eğitime erişimi kolaylaştırmak.

2)Mesleki eğitimi geliştirmek.

3)Öğretmen kalitesini yükseltmek.

Bu amaçla, sadece İstanbul'da bin tane anaokulu yapılacak. Öğretmen kalitesini yükseltmek için de gerekirse, yeni mezun öğretmenlere 3 aylık hizmet içi eğitim verilecek.

Öğretmen niteliği son derece önemli. Çünkü, Türkiye'de yapılan araştırmalar, 20 yıl ve üzeri tecrübeli öğretmenlerle, 5 yıl altındaki tecrübesiz öğretmenler arasında yüzde 60 oranında başarı farkı olduğunu gösteriyor.

***

Son dönemde belli başlı yayın kuruluşlarında okulların bazı derneklerle yaptıkları işbirlikleri eleştiriliyor. Bakan Özer bu konuda geri adım atma diyetinde değil: "Eğitimin kalitesini yükseltmek için yasal her dernekle işbirliği yapabiliriz" diyor.

Özer, diyaloğa ve tekliflere açık. Ancak, karartma ve karalama çabalarına karşı da çok net.

<a href='https://www.aksam.com.tr/aksam-tv/kisaca/iklim-degisikligindeki-komplo-teorileri-nereden-ci

Küresel ekonomik krizin asıl nedeni

Sünnet Gölü'nde yüzlerce ölü balık kıyıya vurdu

Severek tükettiğiniz besinlerin az bilinen zararları

Samsun'da kaybolan 130 küçükbaş hayvanı drone ile bulunan çiftçinin sevinci