• $9,5244
  • €11,096
  • 546.383
  • 1455.42
28 Mayıs 2017 Pazar

Hadi çocuklar ahıra

Gazeteciliğin de sınırları ve bir ahlakı var. Ancak, bazen o sınırları çok aşıyoruz biz. Kimi zaman toplum mühendisliğine soyuyor, kimi zaman da kasıtlı algı operasyonları düzenliyoruz. Bunu da millete “basın özgürlüğü” olarak yutturuyoruz.

Günlerdir bir haber ısıtılıp, ısıtılıp vatandaşın önüne konuluyor:

“Ankara’da güneş battıktan sonra yapılan şarkılı-türkülü protesto eylemleri yasaklandı.”

Yok öyle bir şey. Daha doğrusu var da sunum çok farklı.

Ankara’da değil, Türkiye’nin her yerinde gün battıktan sonra eylem ya da gösteri yapmak yasak. Valilikler istese de yasak, istemese de…

Çünkü, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu öyle emrediyor. Bu kanunun 7. Maddesi, her türlü toplantı ve gösteriye güneş doğmadan başlanamayacağını, güneş batmadan bir saat önce de sona ermesi gerektiğini hükme bağlıyor.

Demek ki…

Ortada bir serbestlik yok ki, yasaklansın! Ayrıca mesele şarkı ya da türkü değil. Kanun maddesi ortada, gece vakti şarkısız-türküsüz de eylem yapılamaz; klasik batı müziği de çalınamaz. Düzenleme OHAL yokken de böyleydi, bugün de aynı.

Avrupa ülkelerinin çoğunda da benzer uygulamalar var. Oralarda belediyeler bile zaman zaman devreye girip, yasaklar koyabiliyorlar. Nitekim, 16 Nisan öncesi Avrupa’da Türklerin düzenlemek istediği toplantılar belediyeler tarafından yasaklandı.

Bir gazetenin ya da gazetecinin bunları bilmesi gerekir. Bilmeden bu tür haberler yapılıyorsa, adına “cehalet”, bilerek yapılıyorsa “kötü niyet” denir.

Bilinsin istedim!

***

Şimdi gelelim, bir başka meseleye…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkçe olmayan ve yanlış anlamlar taşıyan “arena” tabelalarının statlardan kaldırılması talimatını verdi. Bence son derece doğru bir tespit yaptı ve adım attı.

Şimdi ben korkuyorum…

Göreceksiniz, bazı salonlarda da yer alan o tabelalar gidecek, yerlerini “Kapalı Spor Salonu” ifadeleri alacak. Sanki, salon açık bir yermiş ve “Açık Spor Salonu” olurmuş gibi! Bunu da daha çok belediyeler yapacak. Çünkü, oraların kapısına “Kapalı Spor Salonu” yazma garabetini belediyeler başlattı.

“Türkçe” denildiğinde acımız ve derdimiz o kadar çok ki! Dilde fakirleşme, yabancılaşma ve kendimizi komik duruma düşürme süreci doludizgin devam ediyor…

“Arena” tabelaları yerlerini “stat”lara bırakacak, ama biz çocuklarımızı “ahıra” göndermeye devam edeceğiz. Yine “yuva” yerine “kreş” kelimesini kullanacağız. Çünkü, Hıristiyanların Hz. İsa’nın ahırda doğduğuna inandıklarını ve Fransızca “kreş” sözünün “kutsal ahır” anlamına geldiğini bilmiyoruz.

Dilimizle bile esir almışlar bizi!

Biz yine “süper” demeyi sürdüreceğiz. Hatta sonunu biraz da uzatarak, güzel bir nesne ya da olay gördüğümüzde “süpeerr” diyeceğiz. “Güzel, çok güzel, şahane, harika, muhteşem, fevkalade, muazzam, övgüye değer” gibi bütün kelimeleri atıp, “süper”e devam edeceğiz. Kendimizi bir yabancı kelimeye esir edip, Türkçelerine sırt çevirerek dilimizi alabildiğine fakirleştireceğiz.

Mesela, soru sorarken kullanılan “neden” sözcüğünü “sebep” yerine yamamayı sürdüreceğiz. “Bu sebeple, bu yüzden, buna bağlı olarak, bunun için, bundan ötürü” demek yerine “bu sebeple” yetecek bize.

Yine “yazılı metinlerden” söz edeceğiz. Yazısız bir metin olurmuş gibi!

Geri vermenin iade etmek anlamına geldiğine bakmadan “geri iade etmek” diyebileceğiz.

Fransızcada “nüans” sözünün “fark” anlamına geldiğini bilmediğimiz için “nüans farkı” demeyi sürdüreceğiz. “Fark farkı” diyeceğiz yani!

Sadece “arena” kelimesi ile sınırlı değil bizim acımız!

HHH

Halimizi anlatmak için daha yüzlerce örnek verebilirim. İyisi mi burada bırakalım, yoksa içiniz kararır! Biz, maalesef iyiyi, güzeli ve beğeniyi ifade etmek için bile “manyak bir şey” diyen bir toplum haline geldik bugün. Fransızcada papalara Tanrı tarafından bahşedilen “karizma” kelimesini, birine üstün vasıf yüklemek için kullanan Müslüman bir toplumuz.

Kültür emperyalizmi, yıllar içinde bizi çok kötü vurdu. Hem kendi dilimizden uzaklaşıyor, hem de anlamını bilmediğimiz yabancı kelimelerle komik duruma düşüyoruz. Tadımız kaçında Fransızcada “ahlak” anlamına gelen “moral” kelimesini kullanıp, “moralim bozuk” diyoruz. Üstelik, böyle giderse içinde Türkçe kelimelerin de bulunduğu melez bir dil kullanan garip bir millet haline geleceğiz.

İşte o yüzden Erdoğan’ın verdiği talimatı çok önemsiyor, Türkçemize sahip çıkmanın bir seferberlik haline gelmesini bekliyorum.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu