• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
23 Eylül 2013 Pazartesi

Gezi’nin roketleri

DHKP-C, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Polis Evi’ni roketle vurdu; ardından tartışmalar başladı. Bu tür eylemlerde sürekli olarak yapıldığı gibi “Arkasında ne var?” sorusu gündeme geldi. 
Lafı hiç uzatmadan, evirip çevirmeden hemen söyleyelim: 
Bu eylemin arkasında Gezi ruhu var. 
Üstelik bunu kendileri ilan ettiler. Ankara’da gerçekleştirdikleri son roketatarlı eylemle “Gezi’nin intikamını aldıklarını” açıkladılar. 
Çünkü Gezi eylemlerinin içinde onlar vardı. Diğer yasa dışı örgütlerle birlikte polisle onlar çatıştılar. Molotofkokteyllerini ve havai fişekleri onlar kullandılar. Kamu mallarını tahrip edip, vatandaşın işyerlerini onlar taşladılar. Güvenlik kameralarına yakalanan eli silahlı eylemciler de muhtemelen DHKP-C militanlarıydı. 
Taksim’deki varlıkları daha ilk günden açıkça görülüyordu. Gezi eylemlerine katılmak isteyen DSP’nin Parti Meclisi Üyesi Prof. Hikmet Sami Türk’ü alana sokmadılar. Üzerine taş ve sopalarla saldırdılar. 
Hikmet Sami Türk’ün sol bir partide olması, Hükümet politikalarını eleştirmesi onlar için hiç önemli değildi. Onlar, Türk’ü “faşist” ve “arkadaşlarının katili” olarak görüyorlardı. Çünkü cezaevlerindeki Hayata Dönüş Operasyonu, DSP Hükümeti döneminde yapılmıştı. Hikmet Sami Türk de o hükümetin Adalet Bakanı’ydı. 
Sırf bu yüzden geçmişte Türk’ü yok etmek için suikast planları yaptılar. 
***
Geçtiğimiz günlerde yetkililer tarafından açıklandı. Gezi eylemleri sırasında gözaltına alınan 5.341 kişiden yüzde 38’i MLKP, yüzde 23’ü SDP, yüzde 8’i TKP-ML, yüzde 7’si de DHKP-C militanı çıkmış. 
Tamamı Marksist-Leninist ya da Maoist. Türkiye Cumhuriyeti’ni silahla yok etmek gibi ortak bir hedefte de birleşiyorlar. Bir tek SDP’nin siyasi bir kimliği var; 40 yıllık geçmişe sahip marjinal bir parti. Fraksiyon farklılığı sebebiyle TKP ile itişip kakışıyor, kavga ediyor. 
Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne roketli saldırıyı gerçekleştiren DHKP-C’ye gelince... 
Türkiye’nin yakın geçmişinde binin üzerinde cinayete imza atan Dev-Sol isimli yasa dışı örgütün uzantısı. Dev-Sol 1978’de Bülent Uluer, Paşa Güven ve Dursun Karataş tarafından kuruldu. 1994’te ise içinden DHKP-C çıktı. 
1980 öncesi başta eski Başbakanlardan CHP’li Nihat Erim ile MHP’li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak olmak üzere binin üzerinde insanı öldürdüler. Son yıllarda da Özdemir Sabancı suikastıyla birlikte onlarca asker ve polisi katlettiler. 
Gezi eylemleriyle bayrak ve flamalarını alarak yasa dışı diğer örgütlerle birlikte yeniden ortaya çıktılar. 
***
Bu yasa dışı örgütlerin en belirgin özellikleri dışarıdan destek almaları. Vaktiyle Abdullah Öcalan’ın da yaptığı gibi genellikle Yunanistan’da saklanıyorlar. Atina’ya 40 kilometre uzaklıktaki Lavrion Kampı’nda kalıyor ve eğitim alıyorlar. Bir başka destekçileri de Suriye. Esad Ailesi, bunlara yıllar boyunca kol kanat gerdi. 
Kısacası “taşeron” diyebiliriz! 
Doğal olarak “taşeronluklarının” gereğini yapacaklar. Ülkeyi sıkıntıya sokmak ve karıştırmak için çırpınıp duracaklar. Gezi türü eylemleri yurt sathına yaymak için ellerinden geleni artlarına koymayacaklar. 
Türkiye’nin bu noktada bir sıkıntısı yok. Ne yapmak istedikleri belli. Gerekli tedbirler alınıyor, biliniyor ve izleniyorlar. 
Peki başta CHP olmak üzere diğerleri ne yapmak istiyor? Türkiye’den, huzurdan, barıştan ve demokrasiden yana olan herkesin yerden yere vurması gereken bu eylemlere hangi akla hizmet ederek destek veriyorlar? 
İşte asıl sıkıntı burada! Gezi’nin başaktörleri arasında yer alan DHKP-C sağa sola roket atarken, Taksim Dayanışması açıklama yapıp “yasallıktan, meşruluktan ve barıştan” söz edebiliyor. Hepimizi kör ve sersem yerine koyuyor! CHP’li bazı milletvekilleri de onları alkışlıyor. 
Ama olmuyor, bu ülkede yaşayan kahir ekseriyet inanmıyor ve tepki gösteriyor. Çünkü bütün olan bitenler bu milletin gözleri önünde gerçekleşiyor.   

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor