• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
22 Kasım 2013 Cuma

Bir özür borcumuz var

Emin Pazarcı
Emin Pazarcı
YAZARIN SAYFASI

Önceki gün, Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü. Çeşitli kutlamalar yapıldı. Sokaklarda çocuklar yürütüldü. Onlara tiyatro oyunları izletilip, müzik dinletileri sunuldu. Üzerine birkaç da nutuk atıldı.
Hepsi bu!
Ama kimse elini vicdanına koyup düşünmedi:
-Biz çocuklarımıza yeteri kadar sahip çıkabiliyor muyuz? Çocukluklarını yaşabilmelerinin öndeki engelleri kaldırabiliyor muyuz? Onların haklarını kullanabilmelerine izin veriyor muyuz?
Var mı bu sorulara “evet” cevabını verebilecek babayiğit?
Vardır elbette; ama çok az!

***
Önce “şiddetten” başlayalım...
Şimdi kimsenin hakkını yemeyelim. Türkiye yıllardır şiddetle mücadele ediyor. Bunun için çeşitli faaliyetler düzenleniyor. Afişler bastırılıp resmi kurumlar dahil, ülkenin dört bir yanına yapıştırılıyor. Haklı olarak şiddet yerden yere vuruluyor.
Hangi şiddet?
Kadına yönelik şiddet!
İyi de yapılıyor. Çünkü Türkiye’de kadına yönelik şiddet oldukça yaygın. Ancak, unutulan bir nokta var. Bu ülkede sadece kadına yönelik şiddet uygulanmıyor. Şiddetin asıl mağdurları çocuklar. Evde dayak yiyor. Üstelik bazıları hem anneden, hem babadan. Okullarda üst sınıflardaki büyükleri tarafından tartaklanıyor. Çalışan çocuklar, ustaları tarafından aşağılanıyor, itilip katılıyor. Vesaire, vesaire...
Küçücükler, hakları var; ama savunmayı bilmiyorlar.
Başka ortamları bilmedikleri için, ne olup bittiğinin farkında bile değiller. Yaşadıklarını, hayatın doğal akışı olarak görüyorlar.
Öylesine masumlar ki... Çok uç durumlarda kendilerine eziyet eden, hatta cinsel istismar uygulayan ailenin içinden çekip çıkarmak istendiğinde dahi, ağlayarak onların boyunlarına sarılıyorlar. İşkencecilerine bile kin duymuyorlar!
İşte bu yüzden asıl şiddetten ve her türlü kötü muameleden korunması gereken onlar.
Ama biz farkında değiliz. Temcit pilavı gibi tekrarlayıp duruyoruz:
-Kadına yönelik şiddet de, kadına yönelik şiddet...
Acaba bunun yanına “çocuğa yönelik şiddeti” eklemek ya da “aile içi şiddet” demek o kadar mı zor?
Ey kadın dernekleri, sözüm size. Üstelik çoğunuz da annesiniz!

***
Sıkıntı o kadar büyük ki...
Bu ülkede Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına göre 2012 yılı sonu itibarıyla çalışan çocuk sayısı tam 893.000. Bunların çoğu kayıt dışı mevsimlik işçi.
Geçen yıl, 55 çocuğumuz çalıştığı işe bağlı sebeplerle hayatını kaybetti.
Sokaklarda dilendirilen, kötü emeller için ailelerinden koparılan, suç çetelerinin istismarına uğrayan ve cinsel istismar mağduru çocukları saymıyorum.
Öyle aileler var ki, anne ve baba olmayı, sadece onları hayata getirmek olarak düşünüyor.
Uyuşturucu kullanımı, özellikle büyük şehirlerde ilkokullara kadar inmiş durumda. Madde bağımlılığı S.O.S veriyor. Topyekûn bir mücadeleye ihtiyaç var, ama pek çok anne ve babanın umurunda bile değil.
Çocuklarımız Allah’a emanet! Ama övünmekte üzerimize yok:
-Biz dünyada çocuk bayramı olan tek ülkeyiz.

***
Bakın, bizim de 1990’da imzaladığımız Çocuk Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 3. Maddesi ne diyor:
“Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar ya da yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararı temel düşüncedir.”
Acaba öyle mi?
Bu ülkede, çocuklarını istismar edip, yasadışı gösterilerde polisin önüne kalkan olarak koyanlar bile, halen televizyonlara çıkıp övünebiliyor!
Ortada duran bu tabloya bakınca, herhalde o mini mini yavrulardan hep birlikte özür dilememiz gerekiyor.

<p>Murat Göğebakan... Adanalı bir ailenin  çocuğu olarak dünyaya geldi.</p><p>Ailesinin işleri dolay

Vefatının 7. yıl dönümünde anılıyor

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı