• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
29 Nisan 2015 Çarşamba

Allah korumuş!

Adı ve ideolojisi şu ya da bu olmuş fark etmez. Yasadışı örgütlerde kişi değil, örgütlü yapı ve uğrunda mücadele edilen “dava” önemlidir. Kimi “dava” uğruna beline bombayı sarar, kendini feda edip ortalığı kana bular. Kimisi de yok olmak ve mesleki kariyerini sıfırlamak pahasına verilen emirleri uygular.

Beraberinde de kitleleri etkilemek için ajitasyon faaliyetleri yürütülür. Bu arada yasal boşluklar ile devletin zafiyet alanları da alabildiğine kullanılır.
Yaşıyoruz ve görüyoruz!
Bu örgütler için cezaevleri de çok önemlidir. Suç işleyip içeri düşenler kutsanır ve ilahlaştırılır. Örgütün faaliyetini sürdürebilmesi için “olmazsa olmazlardan” biri de budur. Militanlarına sahip çıkmak zorundadırlar. Hele bir de bunları dışarı çıkarmayı başarırlarsa önemli bir güç gösterisi yapmış olurlar.
Geçmişte, özellikle 1980 öncesi “sahte tahliye dilekçeleri” ile bunu yaptılar. Cezaevlerinden firar planlarında çöp arabalarını kullandılar. Olmadı, tüneller kazdılar.
Şimdi de devlet içindeki uzantılarını kullanıyorlar.
* * *
Öylesine örgütlü bir yapı ve organize bir faaliyet içindeler ki…
Kamuoyu tarafından neyle suçlandıkları bile belli olmayan yandaşlarına karşı operasyonlar başlar başlamaz harekete geçtiler. Anında “masum” ilan ettiler. Ellerine mikrofon sıkıştırdıkları çocuklar da ekranlarda avazları çıktığı kadar bağırmaya başladılar:
-Yeni bir algı operasyonu başladı…
Suç isnadıyla cezaevlerine gönderilen elemanlarını kutsadılar, yücelttiler, haklarında destanlar yazdılar. Nihayet cezaevlerine “Yusufiye” diyerek, onları Hz. Yusuf mertebesine kadar çıkardılar.
Sonra, onlar hakkında tutuklama kararı veren Sulh Ceza Mahkemelerine saldırdılar. Bu mahkemelere “proje mahkemeleri” adını taktılar.
Önce yayınlarla yıpratıp sonra “öldürücü darbeyi” vurdular.
Kamikaze hâkimleri devreye soktular. Biri kendini feda edip ne kadar “reddi hâkim” talebi varsa kabul etti. Ortada karar verecek bir tane Sulh Ceza Mahkemesi kalmadı. Diğeri de ortaya fırlayıp “O zaman ben yetkiliyim” dedi. İçeride ne kadar Paralelci sanık varsa hepsinin salıverilmesi için korsan bir karar üretti.
Hem de hiçbirinin dosyasını incelemeden ve delillere bakmadan!
* * *
Allah’tan zamanında müdahale yapıldı ve Paralel Yapı’nın örgütlü hukuk darbesi teşebbüs aşamasında kaldı.
Normal şartlarda “Eyvah yakalandık” demeleri lazım, değil mi?
Ama hiç öyle bir hava yok. Yine bağırıp çağırmaya, hukuk nutukları atmaya devam ediyorlar. Ajitasyon faaliyetlerini sürdürüyorlar.
Geçmişte Dev-Yol, Dev-Sol, THKP-C, TİKKO gibi örgütler de böyle yapardı. Bugün de DHKP-C aynı yolu izliyor.
Pensilvanya’daki zatın son yaptığı açıklamalara bakarsak, yok aslında birbirlerinden farkları. Al birini, vur ötekine.
* * *
Bir de hiç utanmadan, “Türkiye’de mahkeme kararları uygulanmıyor” diyorlar. Bunu söylerken de bütün mahkeme kararlarını yok sayıp yetkisiz bir mahkemenin aldığı korsan bir kararı dayanak yapıyorlar.
Bir icra mahkemesi, aile mahkemesinin yerine geçip boşanma kararı verebilir mi? Bir sulh ceza mahkemesi velayet davasına bakabilir mi? Ya da yaralama suçundan ticaret mahkemesine dava açılabilir mi?
Bunların hiçbiri olmayacağına göre…
O dayanak yaptıkları karar da alınamaz. Üstelik o kararı alan hâkimler, sırf bu yüzden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından açığa alınmış durumda.
Şimdi diyorum ki, iyi ki bu adımı attılar. İyi ki böyle bir teşebbüste bulundular. Artık milletin gözünün önünde tamamen deşifre oldular.
Hayırlı bir gelişme bu!
Hepimizi Allah kurtarmış. Paralel Yapı, zamanında açığa çıkmış. Biraz daha geç kalınsaymış, düşünebiliyor musunuz olacakları?
Ne demokrasi kalırdı, ne rejim. O beddua seanslarını düzenleyenlerin bu millete neler yaşatacaklarını düşünmek bile istemiyorum!

<p>Bozkurt'ta selde hasar gören 10 katlı bina iş makinesiyle yıkıldı.</p>

Bozkurt'ta 10 katlı bina böyle yıkıldı

Cevizi 1 gece suda bekletip içerseniz... Faydasını bir bilseniz

4 bin yıllık gizem çözüldü! Çığlık atan mumyanın sırrı ne?

Merkel'den Türkiye'ye veda ziyareti! Cumhurbaşkanı Erdoğan, Huber Köşkü balkonunda İstanbul Boğazı'nı anlattı