• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
3 Haziran 2016 Cuma

Ah Afrika ah!..

Biri 1962’de, diğeri 1963’te bağımsızlığını kazanmış. Uganda ve Kenya’dan bahsediyorum. Her ikisi de kolay elde etmemiş bu bağımsızlığı. Mücadele edip, İngiliz sömürgesi olmaktan kurtulmuş.

Sömürge valileri gitmiş ama İngilizlerin gölgesi de, oturttukları sistem de kalmış. Bu ülkelerde trafik bile soldan akıyor. Mesela Uganda’da finans piyasası halen İngiliz kontrolünde. Hükümette köşe başlarını da bizzat görünmeseler bile İngilizler tutuyor.

En önemlisi de…

Yaşadığı bütün acılara rağmen, bölge insanının şuur altında bir İngiliz hayranlığından söz etmek bile mümkün. Gençlerin büyük bölümünün hayali kapağı İngiltere’ye atıp, orada okumak. Sıradan bir Uganda ve Kenya vatandaşı da en azından bir defa gidip, İngiltere’yi görmek istiyor.

Yıllar önce aynı psikoloji ile Cezayir’de karşılaşmıştım. Fransızların döktüğü kanı anlatan mihmandarımızın bile hayalini Paris’in süslediğine şahit olmuştum.
Bu celladına âşık olmak gibi bir durum!..

Afrika’daki geçmişin sömürge ülkelerinin çoğunda bu psikoloji var. Batılılar, bu coğrafyayı sadece sömürmekle kalmamışlar, kafaları da alabildiğine karıştırmışlar. Afrikalıların çoğu garip bir ruh hali içinde: Hem Batı’ya tepki gösteriyor, hem refah ve mutluluk denildiğinde o tarafa imreniyorlar..
Bu durum, sömürgeciliğin bölgeye bırakıp gittiği bir hastalık olsa gerek!

Bugün Uganda’da 300’ün üzerinde müzik yayını yapan radyo kanalı var. Çünkü, talep çok. Müzik dinlemeyi çok seviyor ve dinlerken de kendilerinden geçiyorlar. Tarlada çalışanından tutun, demir tezgâhında iş yapanına kadar tamamının kulağında bir radyo görebilirsiniz.

Bu da Batılılardan kalma bir alışkanlık olsa gerek! Afrika’yı oyalama araçlarından biri olarak müziği kullanmışlar.
Fuhuş son derece yaygın. Bu durum da AIDS’i tetikliyor. Hastalık, bölgede yüzde 5’ler civarında.
Pek çok bölgede aile mefhumu kalmamış…

Evlilik müessesesi giderek yok oluyor. Gençler kendi kendilerine karar verip, birlikte yaşamaya karar veriyorlar. Bir süre, son derece ilkel şartlarda hayatlarını sürdürüyorlar. Daha sonra da yollarını ayırıyorlar. Arkalarında genellikle de bir çocuk bırakıyorlar.

Bu çocuklara çoğunlukla başka ülkelerden gelen sivil toplum örgütleri sahip çıkıyor. Belli bir süre sonra da misyonerler devreye giriyor. O çocukları alıp, Batı’ya götürüyor.

Bu arada, modern cariyelik adı verebileceğimiz bir sistem de gelişmiş. Genç kızlar için belli organizasyonlar türemiş. Oraya başvuruyor ve önce hastalık testinden geçiriliyorlar. Ardından başka ülkelere “çalışmak için” gönderiliyorlar. Tabii, “çalışma” kelimesi lafın gelişi. 300 dolar civarında aylık alan bu kızlar, aslında günümüzün cariyeleri! Bir başka ifadeyle bugün Afrika’da modern köleliğin devam ettiği söylenebilir.

Bu arada, bizim sivil toplum kuruluşlarının ve Diyanet’in çabaları da var. Ancak, çok etkili olduğu söylenemez. Diyanet İşleri Başkanlığı, İstanbul, Konya ve Kayseri’de Ugandalı 100 öğrenci okutuyor. Bunların 13’ü üniversiteli. Diğer ülkeler için de sayılar bu çerçevede ve kısıtlı.

Göçmen meselesi sadece Avrupa ya da bizim değil, Afrika için de ciddi sorun. Bugün sadece Uganda’da 400 binin üzerinde göçmen olduğu söyleniyor. “Söyleniyor” diyorum, çünkü resmi bir istatistik de çalışma da yok. Bu göçmenler, devletin ilgi alanının dışında. Kendi başlarının çaresine bakıyorlar. Özellikle misyonerlik faaliyeti yapanlar ile terör örgütlerinin avlamaya çalıştığı hedef kitle içinde yer alıyorlar.

Çok önemli bir not daha vereyim…

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, bu bölgelerde oldukça sevilen bir isim. Sadece bu kadar değil, hayran olanlar da var. Mesela, Uganda Devlet Başkanı Museveni, özel toplantılarda bunu açıkça dillendiriyor.

Erdoğan buralarda dünyada haksızlığa başkaldıran bir figür olarak görülüyor. Erdoğan’a, “Güçlülere ve patronlara kafa tutan adam” gözüyle bakıyorlar. “Dünya beşten büyüktür” sözleri geniş kitleler üzerinde önemli bir etki yapmış.
Büyük sıkıntılar, kafa karışıklığı ve çelişkiler içinde kıvranan bir coğrafya burası. Üstelik üzerinde büyük kavgalar verilen bir bölge. Uganda örneğinde bakarsak, yakında burayı büyük kavgaların beklediğini söylemek yanlış olmaz. Hayma petrolleri 2018’de işletmeye açılacak ve Batı’nın atmacaları şimdiden hareketlenmeye başladılar bile.
Dünden bu güne herhangi bir değişiklik yok buralarda. Sadece Batılı sömürgecilerin metotları değişmiş!

<p>Duygu Gecü Yüzseven'in sunduğu Sağlık Raporu programında Prof. Dr. Gürkan Arıkan sağlıklı doğumda

Kök hücre tedavisi hangi hastalıklara çare oluyor?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!