• $ 5,7477
  • € 6,3537
  • 279.031
  • 100237
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

27 yıl geçti, açıklıyorum

Fırtınalı yılların ve sıkıntıların ardından düzlüğe çıkmıştı. “Baba” o akşam çok keyifliydi. Nasıl olmasın ki! Darbeyle indirildiği Başbakanlık Koltuğu sadece birkaç adım ötedeydi…

1991 seçimlerinin ardından Süleyman Demirel’in DYP’si birinci parti olmuş, kendisine Özal tarafından hükümeti kurma görevi verilmişti. Güniz Sokak’taki evinde Nazlı Ilıcak ve rahmetli Tayyar Şafak’la birlikte sorularımızı cevaplandırıyordu. Araya espriler ve şakalar sıkıştırıyor, zaman zaman da ayağa kalkıp dolaşıyordu.

O günlerde Körfez Krizi dünya gündeminin ilk sırasındaydı. ABD, BM şemsiyesini kullanarak, yavaş yavaş Körfez’e yerleşiyordu. Demirel ise, Özal’ın Körfez politikasını çok eleştiren bir isimdi. Seçim kampanyası boyunca Özal’ı yerden yere vurmuştu.

Ben de bunları hatırlatıp kendisine sormuştum:

-Sizin Körfez politikanız ne olacak? Siz ne yapacaksınız?

Rahmetli, siyaset dışı son derece samimi bir cevap vermişti:

-Napcez kardeşim, Amerika ne derse biz de onu yapcez.

Tabii hemen ardından “Aman ha sakın bunu yazmayın” diye sıkı sıkı tembih etmeyi ihmal etmedi.

Demirel, doğruyu söylüyordu. Aslında Türkiye’nin bir gerçeğini açıklamıştı. İktidarlar değişiyor, politika değişmiyordu. Genel olarak ABD ne derse o oluyordu. Ancak bunlar siyaseten söylenecek laflar değildi. Çünkü tribünlere hep farklı mesajlar veriliyordu.

Mesela biz yıllarca “Irak’ın toprak bütünlüğü korunmalı” diye bağırdık. Hatta daha da ileri gidip, “Bu bizim kırmızı çizgimizdir” dedik. Fakat, ABD’nin peşine takılıp, Çekiç-Güç’e asker vererek, Irak’ı kendi ellerimizle böldük.

Aradan yıllar geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Türkiye çok değişti. Artık ABD ne derse o olmuyor. Hatta bazen tam tersi gerçekleşiyor. Çünkü, Türkiye tribünlere bazı mesajlar verip, batı karşısında tam tersi bir tutum takınmıyor. Karşılarına dikilip, “Sizin menfaatleriniz varsa benim de menfaatlerim var” diyor.

Bunu da gücünün gölgesini müzakere masasının üzerine yansıtarak söylüyor!

***

Yaşı müsait olanlar hatırlarlar…

Bir Türk başbakanının ya da cumhurbaşkanının, ABD Başkanları ile görüşmesi büyük, hatta tarihi bir olay olurdu. Çünkü, ulaşılamazdı onlara!

Turgut Özal, Baba Bush ile ABD’deki çiftliğinde bir araya geldi diye Türkiye’de yer yerinden oynadı. Basın aylarca yazdı. Özal da bu olayı iç politikada uzun süre kullandı.

Peki bugün Türkiye hangi noktaya geldi?

Artık bizim Cumhurbaşkanımız telefonu kaldırdığında Trump’a ulaşıyor. Rus Devlet Başkanı Putin’le komşusuyla görüşür gibi haberleşiyor. Merkel ve Macron gibi diğer Avrupa liderlerini hiç saymıyorum.

Üstelik, onlarla çata çat pazarlık ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi gerektiğinde Türkiye frekansı da yükseltiyor. Farkında mısınız?..

Bu baş döndürücü bir değişimdir! Çok değil, 15-20 yıl öncesine kadar hayal bile edilemeyen bir gelişimdir!

***

Rusya Devlet Başkanı Putin Ankara’da. Bütün dünyanın gözü de bizim üzerimizde. Dün, 20 milyar dolarlık dev bir yatırımın temeli atıldı. Türkiye’nin ilk nükleer santralının yapımı için Akkuyu’da kazma vuruldu.

Evet, geç kaldık. Evet, Avrupa nükleer santral sayısında 130’u bulurken, biz daha yeni başladık. Ancak, neredeyse 50 yıl boyunca ayağımıza vurulan prangadan kurtulduk. “Çevrecilik” adına önümüze konulan setleri kaldırdık. Algıları yok ettik, içine hapsedilmeye çalışıldığımız kabuğu parçaladık. Yenileri de gelecek elbet.

Bakın, bağırıp çağıranlar yok artık. “Çevrecilik” adı altında Türkiye’nin önünü kesmeye çalışanların, bilerek ya da bilmeyerek bu ülke insanını geriliğe mahkûm edenlerin sesleri kesildi. Olgular, artık algıların önüne geçti. Bence Türkiye’nin en büyük başarılarından biri de budur!

***

Peki hâlâ bağırıp çağıranlar yok mu? Var tabii…

Ama bütün bu gelişmeler onların dengelerini iyice bozdu. Öyle laflar ediyorlar ki, inandırıcılıkları iyice dibe vurdu. Çırpındıkça daha fazla batıyorlar.

Kin, nefret ve haset gibi duygularla hareket ettikleri o kadar belli oluyor ki! Biri kalkıp, batılılara “Türkiye’de can güvenliği yok” mesajı gönderip, bu ülkeye yatırım yapmamaları çağrısında bulunuyor. Diğeri, milletiyle bütünleşip büyük bir darbe teşebbüsünü bastıran Erdoğan için “Uçağa bindi, kaçacaktı, o gece ülkeyi terk edecekti” diyebiliyor.

Sonuç: Tabii ki bir işe yaramıyor. Sadece kendi itibarlarından yiyorlar. Farkında değiller, Türkiye çok değişti ve millet ne olup bittiğinin farkında. Artık, kendilerini algıların rüzgârına bırakıp, sürü psikolojisiyle peşlerine takılacak kitleler yok artık. Biraz da o yüzden çılgına dönüp, abuk-sabuk laflar ediyorlar!

<p>Videoda alzheimer hastası bir adamın tutku ile bağlı olduğu futbolcuların isimlerini hatırlaması

Dünya Alzheimer Günü´nde Duygulandıran Video... Futbol 1 - Alzheimer 0

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Doğanın mucizevi ilacı bal ile hazırlayabileceğiniz karışımlar

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları