• $7,4148
  • €9,0253
  • 439.304
  • 1534.21
10 Eylül 2011 Cumartesi

Talk-show, konuşmak mı şov yapmak mı?

Gazetede televizyon yayın akışına şöyle bir baktım; 'Okan Bayülgen bundan gayrı yoksa ben ne edeyim öyle ekranları' dedim... Yeni yayın döneminde kim bizi eğleyecek diye de dertlendim. Talk-show'la tanışalı beri ne Üstel'ler geçti, ne Batum'lar, ne Özer'ler ekrandan. Gidenler şahane de gelenler nasıl konuşacak acaba?

Zaman içinde kimler denemedi ki konuşarak şov yapmayı; kiminin vadesi doldu kimi ilk denemede elendi. Acaba bir süre sonra televizyonlar hiç mi konuşmayacak?
Yeni yayın dönemi büyük yatırımlar, tanıtımlar ve reklamlar eşliğinde başladı ama görünen o ki bu yıl ekranda şöyle sıkı bir 'talk show' olmayacak.
Çabuk unutuyoruz, aslında 90'ların üzerinden bin yıl falan geçmedi. Özel kanallarla beraber hayatımıza giren nice kavram gibi bir çırpıda alışıvermiştik 'talk-show' terimine de. Radyocusundan tiyatrocusuna, türkücüsünden mankenine kadar pek çok meslekten 'ünlü', televizyon tarihimiz boyunca ekranda konuşmayı denedi. Zaten el yordamıyla ve deneme yanılma metoduyla yaratılan genç televizyonculuğumuz açısından normal bir süreçti yaşanan ama tuhaf olan gelinen noktaydı. Öyle ya, 80'lerde ekranda entelektüel içerikli sohbetleri izleyen seyirci, bugün ekranda neden göbek şov, kavga-gürültü arar olmuştu? Biz mi değiştik acaba geçen yıllar boyunca yoksa 'talk-show'cular mı?
Bir eli cebinde, kendine has yürüyüşü ve aniden kameraya dönerek, çapkın ve müstehzi bir gülümseme eşliğinde seyirciyi selamlamasıyla tanımıştık Aziz Üstel'i. Telefon ettim ve sordum, 'Ülkemiz çok mu geriye gitti de artık konuşma içermeyen talk-showlar yapılıyor'... 
'Seyirci aynı seyirci; sizin nitelikli işler yapmanızı bekler ve ne verirseniz seyreder. Değişen işin başındakiler' dedi Aziz Üstel.
1998 yılına kadar 10 küsur yıl boyunca dünyada da geçerli olan gerçek anlamıyla 'talk-show' yaptı Üstel; seyircinin gözünün içine bakarak sadece konuştu, sohbet etti, centilmen tavrından ödün vermeden, seyircinin vakıf olmadığı konuları bile masaya yatırdı. Aynı şekilde ve zamanda tanıştık Rüstem Batum ile; o dönem kimileri Batum'dan kimileri Üstel'den hoşlanır, iki usta ertesi günün gündemini belirlerdi.
Aziz Üstel hoplamaz zıplamaz, bütün bunlara asla ihtiyaç duymaz, yine elini cebine sokar ve 'Haftaya ben yine buradayım, beklerim efendim' der ve stüdyodan çıkardı. Erkek misafirlerine bile 'Hayatım' diye hitap eden haza bir beyefendiydi, ekrana bir benzeri gelemedi zaten. Batum, Üstel'in hırçın-genç-asi bir versiyonu gibiydi, daha cesurdu, daha umursamazdı ve sanki daha uçuktu. Yine de seyredildi, Üstel'i orta yaş grubu seyrederken, Batum 30'larını yaşayanlara hitap ediyordu.
Derken televizyoncular sivri dilli, kıpır kıpır, yerinde duramayan, teatral yeteneklerini programına taşıyan ve konuşma işine şovu bulaştıran ilk ismi keşfettiler; seyirci Cem Özer ile tanıştı. Üstel ve Batum'un konukları devlet adamı, şair, yazar, ressam olurken, Cem Özer şovuna mankenleri, yeni şarkıcıları-oyuncuları çıkardı.
Bu arada ekranda pek çok isim, pek çok talk-show versiyonu denedi, Doktor Stres de vardı o dönemde, İbo Şov da başlamıştı.
Enternasyonal anlamda bir talk-show yapılmadığını söylüyor Aziz Üstel haklı olarak, ona göre şimdi yapılanlar Mehmet Ali Erbil'in programlarının sadece birer kopyaları.
Üstel-Batum-Özer dönemi sona ererken ekrana çıkan ve 'seyircinin kalbinde taht kuran' isim Okan Bayülgen oldu. Okan'la beraber özel televizyonlar çoğaldı, program sayısı arttı, Okan olmayı deneyenler oldu, deneyip de tepetaklak yere çakılanlar oldu.
Aziz Üstel günümüzde yapılan talk-show'ların içinde konuşma barındırmayan şov programları olduğu görüşünde. 'Sabaha karşı biten programı kümes hayvanları mı seyrediyor?' diyor, seyircinin çok daha nitelikli işleri hak ettiğini de vurguluyor.
Aziz Üstel'e programına kimleri davet ettiğini de sordum, öyle ya acaba şarkıcı-türkücü çıkarır mıydı? 'Ben 24 saatlik şöhrete sahip olanları almadım programa, konuşabilen ve anlatacak bir mevzuu olanları çıkardım; toplumun bütün katmanlarına hitap edecek isimleri çıkardım'...
Okan Bayülgen'in hemen ardından radyo programları ile tanınmaya başlayan Beyazıt Öztürk 'ünlendi'. Ailelerin temiz-pak çocuğu olarak hemen kabul gördü; bu yıl ekranda rakipsiz olarak sürdürecek şovunu. Kimileri gözlerini ayırmadan seyrediyor, kimileri de hiç samimi bulmuyor. Beyaz pek çok radyocunun da televizyonu denemesine sebep olmuştur. Umuyorum bu sezonda, 40'larını yaşarken üstelik, onu hala seyirciyi selamlarken kuş gibi çırpınırken görmeyiz. Umuyorum 40'larını yaşarken annesinin dizinin dibinden ayrılmayan ergen havasından sıyrılmıştır, ve can-ı gönülden umuyorum geçtiğimiz yıllarda kaybettiği komikliğini ve enerjisini yeniden kazanmıştır.

Yeni dönemin 'konuşanları'
Mesut Yar bana kalırsa konuşmayı en iyi bilenlerden ama konuşturmayı da bildiği için bir adım önde. Entelektüel seviyesi de insanlığı da tartışılmaz, sabah yaptığı 'yorucu' programlardan sonra hepimize ilaç gibi geldi. İlla da komiklik yapmaya çalışmaları, güldürmeleri gerekiyor mu, işte onu pek bilemedim...
Hakan Yılmaz, önce 'Avrupa Yakası' ve sonra 'Yahşi Cazibe'den aldığı rüzgarla kendini 'Hakan Bey' olarak buldu. Kimileri her daim güldürsün diye bekliyor, kimileri Beyazıt Öztürk'ü andırdığını söylüyor.
Ekrana yakışan bir adam Yılmaz, iyi de oyuncu; tek handikapı kendisinden beklenen sürekli espri yapma durumu.
Zeki Kayahan Coşkun, uzun yıllardır yaptığı ve eline kimsenin su dökemeyeceği radyo programı 'Matrax' ile efsane oldu çoktan. Amerika'da yaşasa özel jetiyle gezerdi, yanına da kimseler yanaşamazdı korumalarını aşıp. Müthiş zeki, ekranda bir-iki denemesi oldu. Radyoda dinleyenler ekranda sahip çıkarlarsa Coşkun, 'beyazcam'da hep var olacaktır. Neticede en iyi olan kazansın isterim.

Reyting canavarı
Talk-show'culara zaman içinde papağandan mankene birçok figür eşlik etti, ancak 'reyting' canavarı baş gösterdi aniden. Sistem mi kendi canavarını yarattı, canavar mı küllerinden doğdu tespit etmek pek zor. Teslim olduk, karşı koymadık ve önümüze gelene rıza gösterdik. Bir zaman baş tacı ettikleri seyirciyi azarlayarak reyting almayı denediler, konuklar programcıyı tokatladı, iki konuk birbirine tekme-tokat girişti, sunucu türlü tiplere büründü, sululuk oyunculuktan eser bırakmadı. Hepimiz şahit olduk, kimse kendini günahsız saymasın; kanal sahibi de yapımcı da programcı da seyirci de sistemin kurbanı oldu.
Herkes günahını bildiği için ilk taşı atmayı düşünen de yok, ancak istiyoruz ki geri gitmeyelim artık. İki geri giderken bir adım da ileri gidelim, genetik olarak bu adım sitemine kodluyuz aslında; binlerce yıl konuşmayı öğrenmek için geçirilen evrim yıllarından sonra konuşmayı unutmak için bu acele niye bir sormak lazım kendimize...

David Letterman, bir konuşma ve ekran dehası
Aziz Üstel'in programlarını kaçırmadan takip ettiği bir 'talk-show'cu David Letterman. Başarısını şöyle anlatmak mümkün; Amerikan televizyonları için 'David Letterman'dan öncesi ve sonrası' var. 1947 doğumlu usta programcı, hava durumu sunucusu olarak adım attığı televizyon dünyasının en çok kazanan, en çek seyredilen, en prestijli isimlerinden biri. Efsane sunucu Johnny Carson'ın ekibinde yer aldıktan sonra yeteneği keşfedilen ve kendi şovunu yapmaya başlayan Letterman, 80'lerden beri kısa paçalı pantolonlarını ve beyaz çoraplarını asla değiştirmedi. Konukları için 'Kim oldukları beni ilgilendirmez, sadece anlatacak birkaç komik hikayeleri olsun yeter' diyen David Letterman, ülkemiz 'talk-show'cularının da ilgiyle takip ve zaman zaman taklit ettikleri bir isim.

<div><br></div><p><br></p>

Meteoroloji Hava Tahmin Uzmanı açıkladı... İstanbul'a kar yağacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (22 Ocak 2021)

İHA fabrikası Ankara'da üretime başladı