• $7,5335
  • €9,1059
  • 444.644
  • 1516.52
07 Nisan 2012 Cumartesi

Egeli kadının okyanus ötesi başarısı

Kadına hayranım, nasıl oldu da bunca işi başardı anlayamıyorum. ABD'de, devlerin bin bir türlü silahla kıyasıya çarpıştığı bir memlekette sen kalk, kadın halinle işinde bir numara ol! Arianna Huffington, hangi programa katılsa seyrediyor, iç geçiriyor, alkışlıyorum.

"ariana.jpg"

Aksanlı İngilizcesi ve sempatik tavırlarıyla çok seviliyor ve elbette ilginç tespitlerle süslediği fikirlerini anlattığı konferanslar dolup taşıyor, kadınlar ona bayılıyor. Dünyanın en çok takip edilen internet sitelerinden Huffington Post'un kurucusu Arianna Huffington, 1950'de suyun öte yanında, Yunanistan'da doğmuş. ABD'nin en başarılı 100 kişisi arasında yer alan Arianna, gençliğinin büyük kısmında İngilizceyi iyi konuşamadığını düşündüğü için aksanını düzeltmeye çalışmış. Şimdi aynı aksanla katıldığı sohbet toplantılarında ayakta alkışlanıyor. Annesiyle Yunanistan'da küçük bir evde yaşarken, 'Cambridge'e gitmek istiyorum' dediği zamanı hiç unutmuyor. 'Annem korkusuz ve hayallerin peşinden gidilmesi gerektiğini söyleyen muhteşem bir kadındı' demiş bir sohbette, 'Ama bunu nasıl başaracaksın?'...  Başarmış Arianna, 16 yaşında İngiltere'ye gitmiş...
İLHAM KAYNAĞI
Bugün milyon dolara haklarını sattığı bir medya şirketi ve hepsi de en fazla satanlar listesine girmiş onlarca kitabı var. Siyasi çalışmaları dikkate alınıyor, söylemleriyle büyük kitleleri etkiliyor.
Geçtiğimiz yıl sonbaharda  bir konferansa katılmak üzere        ülkemize de gelmişti. 'Yeni medya düzeni' üzerine bir konuşma yapmıştı, gönül ister ki yeniden gelsin ve gençlere ilham versin, başarı öyküsünü anlatsın. Haberleri ve blogları, fikirleri ve yeniliklerle bir araya getirmiş Huffington Post'ta. 2005'te siteyi kurduğu zaman, bilgisayar kullanmayı bilmeyen arkadaşlarını yazmak için ikna etmiş Arianna. İlginç değil mi, basit ve sıradan bir fikir gibi ama değil işte...
Blog yazması için birçok kişiyi ikna ettiği süreci şöyle anlatıyor: 'Önce bana 'blog da nedir' diye soruyorlardı, ben de onlara yazılarını önce fakslamalarını söyledim'...
İlk aşkı dünyaca ünlü gazeteci ve yazar Berbard Levin olmuş.
Kendisinden 20 yaş büyük yazarla dünyayı dolaşmış, editörlüğünü yapmış. Ancak evlenmemişler ve Arianna New York'a yerleşmiş, bir miktar da aşk acısıyla.
Kadınların hayatına girip mutsuz eden erkekler, aslında hayatlarından çıktıkları zaman büyük iyilik yapıyorlar bana kalırsa. Bu defa da öyle olmuş ve Bernard Levin öldüğü zaman şöyle bir açıklama yapmış Arianna; 'O benim büyük aşkım değil aynı zamanda akıl hocam ve yazarlık yolunda izlediğim yegane düşünürdü'...
HAYATI FİLM OLSA
80'ler gazetecilik ve yazarlıkla geçmiş ve ikinci dönüm noktası siyasetçi kocası Michael Huffington ile yaşanmış. Arianna, siyasetçi kimliğiyle tanınmaya ve söz sahibi olmaya başlamış. Demokrat bir kadın siyasetçi olarak teröre karşı yaptığı çıkışlar, ekranda yaptığı sarsıcı konuşmalarla dikkat çekmiş. 1990'da Amerikan vatandaşı olan bu Ege kadını, 97'de kocasında ayrılmış ve az önce bahsettiğim şey yeniden yaşanmış işte.
Mutsuz eden adam hayattan çıktığı zaman, kadın huzurlu oluyor en azından. Arianna bir viraj daha almış hayatında böylece... Derhal filmi yapılmalı, zaten senaryo yazdırmıştır bile Arianna eminim. Hatta kimin oynayacağına bile karar vermiştir. Kendini canlandırırsa da şaşırmam, çünkü geçtiğimiz yıl komedi dizisi 'How I Met Your Mother'da kısa bir sahnede rol almış, bu işin de altında ustalıkla kalkmıştı.

MUTLULUĞUN FOTOĞRAFI
Fotoğraf şöyle; genç ve başarılı bir erkek, genç, güzel ve başarılı bir kadın ve dünya güzeli bir kız çocuk. Bakınca 'İşte aşkın fotoğrafıdır bu' diyorum, aşkı böyle bir çerçeveyle anlatıyorum. Klişe mi? Belki. Ama benim klişem. Herkesin hayatı özel, kendine göre doğru, herkesin hayatı biricik... Mutluluğun tarifini filozoflar yapamamış, tarifini yapan da 'nasıl mutlu olunur'u açıklayamamış. Ayn Rand, basitçe şöyle anlatır literatürünü; 'İnsan, değerlerini mantık kullanarak seçmelidir, bireyler kendilerini başkaları için feda etmeden yaşamalıdır, kimsenin bir başkasının hakkına tecavüz etmeye hakkı yoktur'... Böyle bakınca, o mutluluk tablosundan uzaklaşmaya başlayan adama kızamayız elbette. Mutluluğu bize göre bozmaktadır çünkü, hayatını feda etmek zorunda değildir. Adam, kadın ve çocuktan oluşan fotoğrafın yanına bir başkasını koyun, bu defa içinde aynı adam ve başka bir kadın olsun. O kadın da bir başka fotoğraftan silinerek gelmiştir, başka bir adamla, minik bir kız çocuğunun yer aldığı.
Hayat herkesi bir yerlere sürüklüyor, başladığımız yerde miyiz? Gitmek ve varmak istediğimiz yerde miyiz?
Şurada aklım karmakarışık oluyor, soru şu: Daha silik ve varlığından emin olunmayan sepya bir fotoğrafta kısa bir ömür geçirmek için büyük ve ışıltılı fotoğraftan silinmeye razı mısınız? Neler göze aldınız, kimleri feda ettiniz, geri dönseniz her şey eskisi gibi olacak mı?
Bir erkeğin hayatta durduğu yeri, hayatına aldığı kadın belirler demişti Ahmet Altan. O halde Mirgün Cabas'ın manzaraya bakmak istediği balkon, Tuba Ünsal'ınki. Haber doğruysa... Klişe mi? Belki ama benim klişem...

<p>Özel harekat polislerinden oluşan Taktik Su Altı Operasyon Grup Amirliği, su altı ve üstünden düz

Suyun altında da 'özel harekat'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Fenerbahçe'nin ardından Galatasaray... Beşiktaş'ta yüzler gülüyor

Kısıtlamaların sona ermesiyle İstanbul'da hareketlilik başladı